Bir Önceki Sayı Bir Sonraki Sayı
Sayfa 4 BAŞYAZI
Karabağ Bağımsızlığa Gidiyor
M. Güray DEĞERLİ / degerli@milscint.com
Ermenistan, politikalarını ve çıkarlarını Rusya Federasyonu ile örtüştürmekte ve sorunların çözümünü Moskova’nın vesayeti altına sokmaktadır. Dağlık Karabağ meselesi, Rusya’nın etkisindeki AGİT Minsk Grubu’na adeta teslim edilmiş gibi görünmektedir. Fakat konu, bugün itibarıyla şekil, içerik ve vizyon değiştirmiş ve Geniş Ortadoğu Planı doğrultusunda Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolüne ve himayesine girmiştir.
Bu yeni durum, başta Fransa olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin tarihsel saplantıları ve çıkarları ile de örtüşmektedir. ABD, bu noktada Avrupa’nın, dini, kültürel ve tarihi bağlarla ördüğü Ermeni odaklı siyasetini iyi değerlendirmiş ve kullanmaktan geri kalmamıştır. Elbette ki; tüm bunların merkezinde Türkiye’nin siyasi, askeri, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik bütünlüğüne yönelik stratejik hesaplar yer almaktadır.
Erivan yönetimi ve ABD merkezli diaspora, Karabağ Meselesi’ni Washington’un Kafkasya-Ortaasya eksenli politikalarıyla örtüştürmeyi başarmıştır. Burada ana parametre; bölgeyle Türkiye’nin ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel uzantılarını kesmek ve bu zengin coğrafyada Azerbaycan’ı ve Türk dünyasını kontrol altında tutabilecek, ABD çıkarlarına uygun yeni bir Hristiyan devlet ortaya çıkarmaktır.
…
Sayfa 6 SAVUNMA KISA
Sayfa 20 ANALİZ
Savaşan Şahinler Geleceğe Hazırlanıyor
Sami ATALAN / s.atalan@milscint.com
Kısaca Türkiye’nin F-16 macerasına bir göz atacak olursak… 80’li yılların ortalarında Türkiye’nin 160 adet F-16 siparişiyle, Türk havacılık ve uzay sanayisi için bir dönüm noktası olan TAI kuruldu ve ilk 8 adet Blok 30 F-16 hariç diğer uçaklar, uçakların inşasında kademeli olarak yerel katkının da arttırılmasıyla, TAI tesislerinden çıktı. Bunlardan 40’ı Blok 30, kalan 120 adet ise Blok 40 idi. Daha sonra 90’lı yılların başında, gecikmeli de olsa, 80 adet Blok 50 F-16 daha TAI tesislerinde üretildi. Hava Kuvvetleri’nin envanterine katılan toplam 240 adet F-16’dan, bugün geriye kalan 217 adet uçağın, 37 tanesi Blok 30, 104 tanesi Blok 40 ve 76 tanesi de Blok 50’dir.
Kasım ayındaki, yani yaklaşık 7 ay kadar önce, “Amerikan Kongresi Türk F-16’larını Konuşuyor” başlıklı haberimizde, Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterindeki 218 adet F-16’nın, toplam 3.88 milyar dolara modernize edilmesinin planlandığını duyurmuş ve bu modernizasyon kapsamında yapılacak çalışmalardan kısaca bahsetmiştik. Ne yazık ki o haberde 218 olan, sahip olduğumuz F-16 sayısı, iki şehit verdiğimiz 3 Mart’taki üzücü kazada düşen Blok 30 F-16D’nin ardından 217’ye düştü. 3.88 milyar dolarlık toplam modernizasyon bedeli karşılığında yapılması planlanan modernizasyonun önemli unsurlarını 200 adet AN/AVS-9 gece görüş sistemi, 200 adet JHMCS gelişmiş pilot kaskı, 180 adet AN/APG-68(V)9 radarı, 180 adet SPEWS2 elektronik harp sistemi, Link-16 veri yolu, alınacağı kesin olmayan Penguin, IRIS-T, Derby, Python-5 ve Spice gibi ABD menşeli olmayan silah sistemlerini kullanabilme kabiliyeti ve geleceğin hava muharebelerinde önemli bir yer tutacak elektronik donanım ve bilgisayarlar gibi sistemler oluşturuyordu.
…
Sayfa 23 YORUM
Kültürler Çatışması ve Boru Hattı Buluşması
Ardan ZENTÜRK / a.zenturk@milscint.com
Şu anıyı, geçtiğimiz günlerde İstanbul’u şereflendiren Soğuk Savaş yılları sonrasının ünlü teorisyeni, kültürler çatışmasının mimarı Samuel P. Huntington’a vakit bulup anlatmayı çok isterdim.
Konuşmasını dinledikten sonra, 1993 yılında merhum Alparslan Türkeş’e anlattığım anının, onun fikir sistematiğinde fazla bir değişiklik yapmayacağına inandım. Kendisine göre sanal bir dünya yaratmış, o dünyaya da Atatürk’ün kurduğu laik, modern, demokratik ama nüfusu Müslüman Türkiye’yi yerleştirememiş olmanın telaşı içindeydi. Bize, İslam âleminin lideri olun dedi. Bakın bunu biz bugüne kadar hiç düşünmemiştik!..
Sayfa 24 ALL TERRAIN VEHICLES-KAR LEOPARI
Yeni İhtiyaçlara Maliyet Etkin Bir Çözüm
Bahadır TOKGÖZ / editor@milscint.com
Bir asker için amaç verilen görevi hiç bir masraftan kaçınmadan her ne pahasına olursa olsun yerine getirmek olsa da; askeri planlamacılar, tüm bir harekâtın mali boyutunu düşünmek zorundadır. ATV’ler (All Terrain Vehicles) hem etkili, hem de büyük zırhlı araçlardan çok daha ucuza mal olan yapılarıyla planlamacıların işini oldukça kolaylaştırıyor.
Büyük bir zırhlı birlik harekâtında, piyadenin yollara bağlı kalmadan çatışma alanına taşınması zırhlı personel taşıyıcılarla yapılır. Ancak bir harekâtın tüm planlaması bununla sınırlı değildir. Napoleon’un “askerler mideleri üzerinde yürüyor” sözünden de anlaşılacağı üzere; birliklerin çatışma alanına ulaştırıldıktan sonra yiyecek, cephane ve tıbbi malzeme gibi gereksinimler bakımından desteklenmesi zorunludur.
…
Sayfa 30 DENİZDE GÖRÜNMEZLİK
Eski Fikirler, Yeni Uygulamalar
Halil YALÇINER / editor@milscint.com
Fark edilmemek ve gizlenebilmek; karada, havada veya denizde olsun her türlü muharebenin sonucunun belirlenmesinde ateş gücü ve sağlamlık kadar önem taşıyan bir diğer unsur. Kara savaşlarında binlerce yıldır başarıyla uygulanan bu taktik, hava ve denizde ise yakın bir geçmişe kadar ancak kısmen uygulanabiliyordu. Çünkü karaya özgü coğrafi şekiller, ağaçlar, otlar, çamur ve çeşitli hava olayları askerler ve kara araçları için saklanma veya gözden kaybolma imkânı anlamı taşırken; hava ve özellikle deniz aynı cömertliği göstermiyor.
…
Sayfa 32 HABERLEŞMENİN TARİHİ
Posta Güvercinlerinden Uydulara
Aziz ŞASA, ( TA1E) / editor@milscint.com
Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Genel Başkanı
Haberleşmenin tarihi konusunu irdelemeden önce telekomünikasyon kavramının doğuşu ve telsiz teknolojisi öncesindeki evreye kısaca göz atmakta yarar vardır. İnsanlık tarihinde her zaman öncelikli bir gereksinme olan haberleşme ya da iletişim uzun süre boyunca insan gücü, atlı posta, ateş kulesi ve posta güvercini gibi zahmetli yöntemlerle sağlandı. Bu yöntemlerin zahmetli olma dışındaki ortak özelliği, aynı zamanda yavaş olmalarıydı.
Telsiz Öncesi: “Telli Dönem”
Bu zahmetli sürecin “sonunun başlangıcı”, Samuel Morse tarafından ilk mesajın ABD’nin Baltimore ile Washington eyaletleri arasındaki telgraf hattından 24 Mayıs 1844 tarihinde gönderilmesi ile gerçekleşti. Bu olay “telekomünikasyon” kavramının insanoğlunun hayatına girmesi anlamına da geliyordu. Bu olayı izleyen yaklaşık on yıllık süreçte telgraf, toplumun yaygın kullanımına açıldı.
Ancak bu dönemdeki telgraf hatları ülke sınırlarını geçmiyordu. Her ülkenin farklı yöntem kullanması nedeniyle de mesajların sınırlarda yazıya dökülmesi, tercüme edilmesi ve komşu ülkenin telgraf servisine teslim edilmesi gerekiyordu. Teslim alınan telgraf diğer ülkenin telgraf ağında “yoluna devam ediyordu”. Bu yöntem bilgi akışının hızını belirgin derecede düşürmekteydi.
Benzeri zorluklar askeri haberleşmede de söz konusuydu. Telli haberleşmenin “hatlar” üzerinden yapılması, bu hatların da genellikle tren hatları ve benzeri sabit altyapıların güzergâhını izlemesi nedeniyle, ancak “sabit noktalar arasında” haberleşme yapılabiliyordu. Muhabereci personel tarafından sahra şartlarında döşenen tel hatlarla yapılan haberleşme ise ancak sabit noktaları irtibatlandırılıyordu, menzili kısaydı ve hatların düşman tarafından kesintiye uğratılması halinde hiçbir işe yaramıyordu. Savaş şartlarında hat döşemek ise son derece riskliydi. Sonuç olarak “seyyar taktik haberleşme” sorunu yine haberci, semafor v.b. zorlu ve kısıtlı yöntemlerle yürütülüyordu.
… (Haberin Devamı)
Sayfa 38 AĞ MERKEZLİ SİMÜLATÖRLER
Sanal Devrim
Burak CODUR / bcodur@milscint.com
“Simülatörler eğitim ya da tatbikatı sanal ortama taşıyan cihazlardır” diyorsanız, tanımlamanızdaki “sanal” sıfatı üzerinde biraz daha durmanız gerekecek. Çünkü simülatörlerin ve gerçek sistemlerin birbirine bağlanması ile simülatörün bu klasik tanımının üzerine yeni bir sanal katman daha inşa ediliyor.
Simülatörler, (şimdilik) görme, işitme ve hissetme duyularımıza hitap ederek bizleri sanal bir dünyaya taşır. Bu dünyada uçakları uçurabilir, tankları sürebilir, elimizde tüfeğimiz ön saflarda düşmanla savaşabilir ya da gemileri yönetebiliriz. Bütün bunları gerçekleştirebilmek için simülatörler, fiziksel olarak bir ya da daha çok bilgisayardan/cihazdan oluşsalar bile, bizimle tek bir varlık olarak etkileşime girerler.
Fakat bu durum simülatör aracılığı ile eğitilecek kişi sayısı ya da simülasyonu gerçekleştirilecek araç sayısı arttırıldığında geçerliliğini kaybeder. Birden çok kişi, bir arada ya da birbirine karşı eğitilecekse, bu eğitimi sağlayacak simülatörün çeşitli simülatörlerin birbirine bağlanması ile inşa edilmesi bir çözüm olarak öne çıkar. Özellikle kişilerin kullanacakları araçlar da farklı ise, birden çok simülatörün bir arada kullanımı daha anlamlı hale gelir.
…
Sayfa 45 SOLAR SPLASH
Güneş Artık Mavi Dalgalar İçin Doğacak
İlk Türk Güneş Teknesi Nusrat’ın üretimine, dünyaca ünlü MRTP konseptinin yaratıcısı Yonca-Onuk A.O. Tersanesi ana sponsorluğunda başlandı. Türkiye’nin güneş enerjisiyle çalışan ilk teknesi, adını Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren Nusrat Mayın Gemisi’nden alıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından; yüksek verim, sürat ve manevra kabiliyeti hedeflenerek tasarlanan Nusrat, ABD’de 11 yıldır düzenlenmekte olan “Solar Splash” yarışmasında ülkemizi temsil edecek.
Kısaca Solar Splash
İlk olarak 1994 yılında düzenlenen ve artık geleneksel hale gelmiş güneş tekneleri dünya şampiyonası olan Solar Splash, IEEE (International Electrical and Electronic Engineers) ve ASME (American Society of Mechanical Engineers) tarafından organize ediliyor. Yarışmaya katılan tekneler, konulan bazı boyutsal ve elektriksel sınırlar dâhilinde seyir kabiliyetleri, sürat ve manevra yetenekleri yönünden sınanıyor.
…
Sayfa 46 TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NDEN HABERLER
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Açıklamaları “Ulusal Egemenlik” Tanımına Yeni Bir Boyut Getirdi
Ardan ZENTÜRK / a.zenturk@milscint.com
Günlük medya, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün 20 Nisan günü Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmanın ağırlıklı olarak günlük tartışmalara dönük yüzüne bakmayı tercih etti. Oysa Orgeneral Özkök, “küreselleşen dünyada ulusların egemenliği” kavramının yeniden şekillendiğini ve Türkiye’nin asıl tartışması gereken konunun, bu yeni dönem egemenlik kavramı olduğunu vurguluyordu…
Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim ve Lider Yaklaşımları Sempozyumu
Ümit BAYRAKTAR / ubayraktar@milscint.com
Sayfa
52 ANALİZ
İnsan Hakları, Meşruiyet ve Uluslararası İlişkiler Gerçekleri Işığında Robert Koçaryan ve Ermenistan Politikaları
M. Güray DEĞERLİ / gdegerli@milscint.com
- Robert Koçaryan’ın Ermenistan Cumhurbaşkanlığı meşru mudur? Ermenileri ve Ermenistan’ı temsil edebilir mi?
- Ermeni Meselesi’ni uluslararası alana, güvenlik ve enerji politikalarına taşıma stratejisinde ne kadar başarılı olmuştur, uygulamaları ne kadar geçerlidir?
- Konu, gerek ulusal, gerekse uluslararası hukukun saygınlığı ve geçerliliği açısından değerlendirilebilir mi?
Ermenistan ve Koçaryan’ın Meşruluğu
1954’te Dağlık Karabağ başkenti Stepanekert’te doğan Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, konumu ve politikaları itibarıyla Ermeni Meselesi’nin hem parçası, hem de kırılma noktası olma özelliğini taşıyor.
…
Sayfa 58 TEKNOLOJİ KISA
Sayfa 62 HARP TARİHİ
Çanakkale Savaşları’nın Diplomatik, Askeri ve Stratejik Derinliği-II
Doç. Dr. Mesut Hakkı CAŞIN / mcasin@milscint.com
Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Türk Hükümeti, gelişmelerden duyduğu endişelerle, Rus Hükümeti’ne sunduğu mukabil işbirliği tekliflerine Rusya Dışişleri Bakanı Sazanov vasıtası ile ret cevabı aldı. Peki, İngiltere’nin planları neden Türklerden Ruslara doğru döndü? “Tarafsızlık” politikası güden Osmanlı, savaşa neden sokulmak istendi? Sahnede oynanan karmaşık entrikaların bir sonucu olarak, Rusların, en büyük tarihsel hayalleri olan; sıcak denizlere açılabilmek ve bu hedefin önündeki en önemli engel olan boğazlara hâkimiyet konusunda cesaretlendirilmesi hangi beklentilerin ürünüydü?
Bir İmparatorluğun Son Savaşı
Satın alınan Sultan Reşat ve Sultan Osman savaş gemilerinin İngiliz Ambargosu yüzünden Osmanlıya teslim edilmemesi suretiyle Ege’de ve Akdeniz’de donanması bir ölçüde zayıf bırakılan Jön Türklerin, mihver devletlerinin lideri Almanya’nın kucağına itilmesi, İngiltere’nin Akdeniz-Hint Okyanusu planlarının bir parçası olarak tanımlanabilir. Buna rağmen, Osmanlı Devleti savaşın ilk evresinde tarafsızlığını bozmaz. Harbin başında seferberliğini tamamlayan Osmanlı Silahlı Kuvvetleri’nin 1nci ve 2nci Ordusu Boğazlar bölgesinde, 3üncü Ordusu Ruslara karşı Doğu cephesinde, 4üncü Ordusu ise Suriye’de konuşlandırılır.
...
Sayfa 70 HABER
15nci Uluslararası NATO Antalya, Güvenlik ve İşbirliği Konferansı
MSI Haber Merkezi / editor@milscint.com
Bilindiği üzere, NATO’nun Dışişleri Bakanları toplantısının gerçekleştirildiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’da, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İslam ve demokrasinin uzlaşmaz olduğu fikrinin yanlışlığını vurgulayarak, bunun en güzel örneğinin Türkiye olduğunu söylemişti. Ayrıca NATO’nun Ortadoğu’da barışa katkıda bulunması gerektiğini belirten Rice, Filistin sorununa da değinerek, İsrail’in Gazze’den geri çekilmesinin, taraflar arasında diyalogu güçlendireceğini öne sürmüştü. Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier ise, toplantıda İttifakı doğrudan ilgilendiren konuları ele alarak, NATO’nun dünyanın jandarması konumunda olmaması gerektiğini belirtmişti. Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül ise, NATO ve AB arasındaki ilişkilerin her alanda geliştirilmesi ve sorunların çözümünde dengeli hareket edilmesinin önemine değinerek; NATO ile AB arasında rekabet olmaması gerektiği ve her iki kurumun da birbirini tamamlayıcı şekilde hareket etmesi gerektiğini söylemişti.
Görüldüğü gibi Türkiye, bölgesinde ve dünyada devam eden değişimi yakından takip etmekte olup, güvenlik ve barışın tesisinde uluslararası toplum ile yakın işbirliğini sürdürmektedir. Bu sayıda, Türk Atlantik Konseyi tarafından gerçekleştirilen uluslararası toplantıyı özetleyerek değerlendiriyor ve takdirlerinize sunuyoruz.
…
Sayfa 74 TEKNOLOJİ ÖNCÜSÜ UÇAKLAR
İlk Roket Motorlu Uçak: Me 163 Komet
Oykun EREN / editor@milscint.com
Hava muharebeleri tarihinde, çok ender olarak taraflardan biri muhabereye o kadar gelişmiş bir uçakla çıkmıştır ki; düşman, o uçakla ilk karşılaştığında nasıl başa çıkacağını bilememiştir. İşte ilk roket motorlu avcı uçağı Me 163 Komet, bu duyguyu müttefiklere yaşatan bir uçaktı.
Bu sayıdan itibaren, teknoloji öncüsü savaş uçakları hakkında bir yazı dizisiyle sizlerle birlikte olacağız. İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren ele aldığımız bu süreçte, genellikle hiç duymadığınız, ancak her biri, havacılık teknolojilerine içinde bulunduğu dönemin çok ilerisinde katkılar sağlayan uçakları olabildiğince detaylı olarak sizlere tanıtmaya çalışacağız. Bu yazı dizisinde, ele alacağımız uçakların ortaya çıkmasını sağlayan fikirlerin hangi şartların eseri olduğunu, tasarımları ve üretimleri sırasında karşılaşılan güçlükleri, tasarlandıkları döneme getirdikleri yenilikleri ve eğer varsa operasyonel kullanımları hakkında detaylı bilgiler bulabileceksiniz.
Genellikle gizli projeler şeklinde başlayan ve bir kısmı operasyonel kullanıma kadar ulaşırken, neredeyse hiç bilinmeyen daha birçoğunun çizim tahtasının ötesine dahi geçemediği bu uçakları tanıdıkça, günümüz havacılık tutkunlarının büyük bir hayranlıkla izlediği teknoloji harikası savaş uçaklarının, aslında, artık kimsenin hatırlamadığı ve tarihin sararmış sayfaları arasına gömülmüş bu projeler sayesinde atılan temeller üzerinde yükselen sütunlar olduğunu göreceğiz. Bu çalışmanın ilk makalesinde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya tarafından geliştirilen ve havacılık tarihinin ilk roket motorlu avcı uçağı olan Messerchmitt (Me) 163 Komet’i inceleyeceğiz.
Me 163 Komet’in Doğuşu
İkinci Dünya Savaşı sırasında gidişatı Nazi Almanyası lehine çevirecek arayışların bir sonucu olarak geliştirilen Wunderwaffen (harika) silahlardan biri olan Me 163, operasyonel kullanım görmüş ilk ve tek kuyruksuz (bu makalede kuyruksuz tabiri, o yıllarda bir devrim niteliği taşıyan yatay kuyruğun olmadığını anlatmak için kullanılmıştır), roket motorlu önleme uçağı olma unvanını halen elinde tutuyor.
… (Haberin Devamı)
|