Denizde Hava Savunma Teknolojilerinin Dünü, Bugünü ve Geleceği: 21. Yüzyılın Hava Savunma Harbi Fırkateyn ve Destroyerleri – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Denizde Hava Savunma Teknolojilerinin Dünü, Bugünü ve Geleceği: 21. Yüzyılın Hava Savunma Harbi Fırkateyn ve Destroyerleri

18 Nisan 2017

M. Kubilay Tok MSI Dergisi’nin 142’nci sayısında, Denizde Hava Savunma Teknolojilerini analiz etti.

“Denizde Hava Savunma Teknolojilerinin Dünü, Bugünü ve Geleceği: 21. Yüzyılın Hava Savunma Harbi Fırkateyn ve Destroyerleri” başlıklı makaleye aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Dünyanın önde gelen bahriyelerinin hava savunma harbi (HSH) platformlarına (bu makalede platform olarak NATO ülkeleri ve müttefiklerinin sahip olduğu fırkateyn,  destroyer ve kruvazörler işaret edilmektedir) yönelik yatırımları, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana kavramsal farklılıklar gösterse de hâlen devam ediyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, ünlü Sovyet lideri Kruşçev tarafından “metal-yiyiciler” [1] olarak adlandırılan bu platformların savaş kabiliyetlerinde önemli değişiklikler yaşandı; taarruz amaçlı bu dev platformlar, ağırlıklı olarak hava savunma görevi icra eden savaş makinelerine dönüştü. Bu makalede, bahse konu platformların esas olarak hava savunma yetenekleri incelenecek, karşılaştırmalar yapılacak ve geleceğe yönelik görüşlere yer verilecektir.

 

Bu platformların HSH imkân ve kabiliyetlerinin gelecekte nasıl şekilleneceğini anlayabilmek için, günümüzdeki tehdidin ve bu platformların mevcut HSH yeteneklerini etkileyen faktörlerin incelenmesi gerekir.

Devasa boyutlardaki HSH platformları, Eric Grove ve Michael Morris [2] tarafından yapılan ve dünya ölçeğinde deniz kuvvetlerinin sınıflandırılması kavramına göre, 1. ila 4. kategorilerde yer alan bahriyelerin, denizdeki temel hava savunma gücünü oluşturmaya devam etmektedir. Bu platformlar, öncelikle deniz kontrolü [3] için gerek duyulan HSH yeteneğini sağlayan unsurlardır.

 

HSH Platformları Temel Görevleri

Bu platformlardan beklenen temel görevler, şöyle özetlenebilir:

  • Deniz kontrolünün sağlanmasına HSH desteği vermek,
  • Güç aktarımının temel HSH unsuru olmak,
  • Bölge hava savunması desteği sağlamak,
  • Balistik füzelere karşı savunma yapmak,
  • Denizde komuta-kontrol ve koordinasyon sağlamak,
  • Müşterek operasyonlara HSH desteği sağlamak ve
  • Sancak gemisi olarak görev yapmak.

Bu platformları vazgeçilmez kılan en temel özellikler ise:

  • Denizde çok uzun süre görev yapabilme ve yüksek beka kabiliyeti,
  • En az 150 km yarıçaplı bir alanda etkili hava savunması yapabilme kabiliyeti,
  • Kademeli hava savunma konseptine (layered defence) uyumluluk,
  • Yüksek ateş gücü ve geniş silah depolama bölmeleri (magazinleri) ve
  • Geniş komuta-kontrol olanakları ve ağ merkezli harp uyumluluğu,

olarak gösterilebilir.

 

Mevcut HSH Platformları

Son 30 yıldan bu yana NATO ülkeleri ve müttefiklerinin bahriyelerinde hizmete girmiş ve hâlen görev yapan HSH platformları incelendiğinde, bu platformların, HSH kabiliyetlerini oluşturan savaş sistemlerinin isimlerine göre de kategorize edildikleri görülebilir. Buna göre (platform adetleri parantez içinde verilmiştir):

  • AEGIS [4] ile donatılmış platformlar:
    • Avustralya Hobart sınıfı (3)
    • Japon Atago sınıfı (2)
    • Japon Kongo sınıfı (6+2)
    • Norveç Fridtjof Nansen sınıfı (5)
    • Kore Cumhuriyeti KDX-IIA Chungmugong Yi Sun-sin sınıfı (6)
    • Kore Cumhuriyeti KDX-III King Sejong sınıfı (3+3)
    • İspanyol Álvaro de Bazán sınıfı (5)
    • Amerikan Ticonderoga sınıfı (22)
    • Amerikan Arleigh Burke sınıfı Flight-I/II (76)
    • Amerikan Arleigh Burke sınıfı Flight-III (4+6)
  • APAR (Active Phased Array Radar) [5] ile donatılmış platformlar:
    • Almanya’nın Sachsen sınıfı (3)
    • Hollanda’nın De Zeven Provincien sınıfı (4)
    • Danimarka’nın Iver Huitfeldt sınıfı (3)
  • PAAMS (Principle Anti Air Missile System) [6] ve SAAM (Surface-to-Air Anti-Missile) ile donatılmış platformlar:
    • İtalyan Horizon sınıfı (2)
    • Fransız Horizon sınıfı (2)
    • İngiliz Type-45 sınıfı (6)

 

NATO Platformlarının Ateş Gücü

AEGIS ve APAR savaş sistemleri ile donatılan HSH fırkateynleri, ağırlıklı olarak Amerikan ürünü Standard Missile (SM) [7] serisi, orta ve uzun menzilli SM-2, SM-3 ve SM-6 füze sistemleri ile silahlandırılmıştır. Ayrıca, bunların yanında, ESSM (Evolved Sea Sparrow Missile) ve RAM (Rolling Airframe Missile) gibi, orta ve kısa mesafe füze sistemleri de bu platformlarda kullanılır. Bu platformların bir kısmında, balistik füze savunma (BFS) kabiliyeti de mevcuttur. PAAMS ve SAAM savaş sistemine sahip olan platformlar ise ASTER-15 ve 30 füze sistemleri ile donatılmışlardır.

Amerikan ve Avrupa ürünü bu silah sistemlerinin genel özellikleri, açık kaynaklardan elde edildiği şekilde, Tablo 1’de sunulmuştur. Ayrıca, Tablo 2’de de bu HSH platformlarının ateş gücünü belirleyen silah yükleri gösterilmiştir.

 

 

 

 

Tablo 1. ABD ve Avrupa Ürünü HSH Silah Sistemleri ve Genel Özellikleri

Füze Sistemi Temel Görev Güdüm Sistemi Etkili Menzil

/ İrtifa (km)

Sürat

(Mach)

Harp Başlığı
Amerikan Ürünü Sistemler
RAM Block-II* Kısa Menzilli HSH At-unut

IR / Pasif RF

10+ / 3 >2 Parça tesirli
ESSM Block-I Kısa / Orta Menzilli HSH S / X Bant veri bağı, yarı aktif radar, ICWI** 40+ / 5 >3 Parça tesirli
ESSM Block-II *** Kısa / Orta Menzilli HSH S / X Bant veri bağı, dual mod, aktif radar ve IR ICWI 40+ / 5 >3 Parça tesirli
SM-2 Block-III, IIIA, IIIB Orta Menzilli Bölge HSH, Bölge BFS S / X-Bant veri bağı, yarı aktif radar / IR (IIIB), ICWI 100+ / 25 >2 Parça tesirli
SM-2 Block-IV Uzun Menzilli Bölge HSH ve BFS (endo-atmosfer) S-Bant veri bağı, yarı aktif radar 180-350 / 50+ >3 Parça tesirli
SM-3 Block-IA BFS (exo-atmosfer) S-Bant veri bağı / IR 300 / 80 >8 Çarpma tesirli
SM-3 Block-IIA BFS (exo-atmosfer) S-Bant veri bağı / IR 500 / 160 >10 Çarpma tesirli
SM-6 Çok Uzun Menzilli Bölge HSH, Bölge BFS S-Bant veri ağı / dual mod (aktif ve pasif RF) 350 / 50+ >3,5 Parça tesirli
Avrupa Ürünü Sistemler
ASTER-15 Kısa / Orta Menzilli HSH Veri bağı ve aktif RF 25 / 10 3 Çarpma tesirli
ASTER-30 Kısa / Uzun Menzilli Bölge HSH, Bölge BFS Veri bağı ve aktif RF 75+ / 20 >4 Çarpma tesirli

 

* Amerikan ve Alman ortaklığıyla üretilmektedir.

**ICWI: Interrupted Continuous Wave Illimunation / Kesintili Sürekli Dalga Aydınlatma

***Hâlen geliştirilmesine devam edilmektedir.

 

 

Tablo 2. Bazı HSH platformları ve silah yükleri

HSH Platformu Füze sistemi Fırlatıcı
AEGIS Arleigh Burke Flight II Sınıfı Destroyerler ESSM

SM

2xMk.41 (48 hücre)
Ticonderoga Sınıfı Kruvazörler ESSM

SM

2xMk.41 (61 hücre)
Kongo Sınıfı Kruvazörler SM 2xMk.41 (48 hücre)
De Zeven Provincien Sınıfı Fırkateynler ESSM

SM

Mk.41 (40 hücre)
Sachsen Sınıfı Fırkateynler ESSM

SM

Mk.41 (32 hücre)
KDX-III Sınıfı Fırkateynler SM Mk.41+K-VLS
Horizon Sınıfı Fırkateynler ASTER-15

ASTER-30

Sylver A50
Type 45 Daring Sınıfı Fırkateynler ASTER-15

ASTER-30

Sylver A50

 

Balistik Füzelere Karşı Savunma

AEGIS ve APAR savaş sistemine sahip platformların bir kısmı, atmosfere giriş yapmış olan balistik füzelere karşı terminal safhasında savunma yapabilmek amacıyla SM-2 Block-IIIA/B ve IV hava savunma füzeleri ile donatılmıştır.

Taktik ve orta menzilli balistik füzelere karşı savunma kabiliyetine sahip platformlar ise 2014 yılı itibarıyla SM-3 füze sistemi ile donatılmış olan 5 adet Ticonderoga sınıfı kruvazör ile 25 adet Arleigh Burke sınıfı muhripten oluşmaktadır [8]. Bu sayının, 2020 yılına dek, 50 civarına çıkması beklenmektedir. Ayrıca, 4 adet Kongo sınıfı destroyerin de benzer şekilde SM-3 Block-1A tabanlı BFS ile donatılmasına başlanmış olup, bunların sayısının da 2020 yılına dek 8’e çıkması beklenmektedir.

 

Platformların Savaş Sistem Performansları ve Etkileyen Temel Ölçütler

HSH platformlarının savaş performans analizlerinde bulunmadan önce, bu sistemlerin kullanımına yönelik yaygın kavramların hatırlatılmasında yarar vardır.

 

  1. Çok Kademeli Entegre Hava Savunma Konsepti

Büyük tonajlı HSH platformlarının hava savunma konsepti, kendilerini ve mensup oldukları görev kuvvetini korumak için, çok kademeli entegre hava savunma prensibine [9] dayanır. Bu kavrama göre, öncelikle 80 ila 150 km arasında yer alan uzun menzilde; 20 ila 50 km arasında yer alan orta menzilde ve 10 km altında yer alan kısa menzilde tespit edilen düşman uçak, helikopter ve füzelerine karşı mümkün olduğunca çok angajmana girilmesi temel ilkedir. Her bir menzil katmanı için, farklı füze sistemleri tahsis edilmektedir. Genellikle uzun menzil için SM-2, SM-6 ve ASTER 30 gibi füzeler; orta menzil için SM-2, ESSM ve ASTER-15 füzeleri; kısa menzil için ise RAM, VL-MICA ve PHALANX gibi silah sistemleri, ana ateş gücünü oluşturmaktadır.

 

  1. Silah Güdüm Konseptleri

HSH sistemleri, kullandıkları silah cinsine bağlı olarak:

  • At ve unut,
  • Yarı-aktif veya
  • Aktif

güdüm sistemlerine sahiptirler. At ve unut prensibine göre çalışan RAM gibi füze sistemleri, tehdit verilerinin yüklenmesini takiben ateşlenir ve ateşlendiği platform ile tüm bağını kopararak hedefe yönelirler.

Yarı-Aktif güdüm söz konusu olduğunda ise füzeler, veri bağı aracılığıyla HSH platformunda bulunan aydınlatıcı sensörlerden hedef bilgisi alarak HAW (Home-All-the–Way / Tüm uçuş boyunca güdüm) veya MCG (Mid Course Guidance / Son safha dışında uçuş boyunca güdüm) gibi yöntemlerle hedefe yönlendirilir. HAW yönteminde, angajmanın başından sonuna dek CWI (Continuous Wave Illumination / Sürekli dalga aydınlatma) yöntemi ile aydınlatılırken, MCG CWI ve MCG ICWI (Interrupted Continuous Wave Illimunation / Kesintili Sürekli Dalga Aydınlatma) [10] yöntemlerinde, sadece terminal safhada hedef aydınlatılarak füzenin hedefe kilitlenmesi sağlanır. ESSM ve SM-2 gibi silah sistemleri, bu prensibe göre çalışır. Bu klasmanda yaygın kullanılan iki teknoloji olan CWI ve ICWI güdüm yöntemleri, Şekil 1, 2 ve 3’te kavramsal olarak açıklanmıştır.

MCG ICWI yöntemi, hedefin, füzenin terminal safhasında, örneklenmiş güdüm yöntemi (sampled homing) ile çok kısa fasılalarla aydınlatılmasıdır. Bu yöntem ile son derece kısıtlı olan HSH radar zamanı bütçesi, terminal safhasının tamamında hedefi aydınlatmak zorunda olan MCG CWI yöntemine göre, çok daha etkin olarak kullanılabilir. HSH sistemi radarının zaman kullanım planı, HSH platformlarının savaş performansına yönelik belki de en önemli ölçüt olan, “azami eşzamanlı angajman sayısını” etkileyen en temel faktörlerden biridir. Bu nedenle MCG ICWI teknolojisi, özellikle eş zamanlı azami angajman sayısı açısından, diğer güdüm ve angajman yöntemlerine göre önemli bir avantaja sahiptir. Açık kaynaklara göre, MCG ICWI teknolojisine sahip LCF ve F-124 gibi platformlar, 16 adet eş zamanlı angajman yeteneğine haizdir. Yine açık kaynaklara göre, PAAMS teknolojisine sahip Type-45 gibi platformlar da 16 adet eş zamanlı angajman yeteneğine sahiptir.

Aktif güdüm sistemine sahip füzeler ise hesaplanan hedef tahmini vuruş noktasına dek, veri bağı aracılığıyla HSH platformundan aldığı bilgiler ışığında hedefine doğru ilerler; ancak hedefe belirli bir mesafeye kadar yaklaştığında, kendi algılayıcılarını devreye sokarak hedefi bulur, takip eder ve kilitlenerek hedefi vururlar.

Bazı füze sistemleri, çift çalışma modu (dual operation mode) yeteneğine sahiptirler. Bir başka ifadeyle, istenirse tam aktif ya da operasyon gereğine göre, yarı aktif modda kullanılabilirler.

 

  1. Radar Sistem Konseptleri

HSH platformlarının radar sistemleri incelendiğinde, 3 ana akım öne çıkar:

  • AEGIS Radar Sistemleri: S frekans bandında çalışan pasif faz dizinli (yeni sürümleri aktif faz dizinlidir) bir adet SPY serisi çok fonksiyonlu radar (ÇFR) ve X frekans bandında çalışan 3 ila 4 adet Mk.99 türevi atış kontrol ve aydınlatma radarından oluşur. SPY ÇFR ile ufuk taraması, geniş hacim arama, hedef takibi; hedef angajmanı esnasında da S frekans bandında veri bağı işlemleri gerçekleştirilir. Öte yandan, angajman esnasında, füze güdümü için HAW veya MCG CWI yöntemi kullanılır ve her bir hedef için, angajman bitene dek, ayrı bir Mk.99 aydınlatma radarı tahsis edilerek angajman gerçekleştirilir. Bu radar sisteminde, azami eşzamanlı angajman sayısı, platformda bulunan Mk.99 atış kontrol ve aydınlatma radarı sayısı ile sınırlıdır.

Öte yandan, SPY serisi radarların teknolojik gelişimi devam etmektedir. Öncelikle aktif faz dizinli teknolojiye sahip SPY-3 X-Band ÇFR geliştirilmiştir. Şu anda ise SPY-6 olarak adlandırılan ve X ile S frekans bandlarında (dual-band) [11] çalışması öngörülen radarın geliştirilmesi devam etmektedir. SPY-6 ile hedeflerin, Mk.99 aydınlatma radarına ihtiyaç duyulmaksızın HAW ve MCG CWI yöntemiyle aydınlatılması mümkündür.

  • APAR Radar Sistemleri: Avrupa’da çeşitli ülkelerde kullanılan bu sistem, temelde iki ayrı frekans bandında çalışan radarlara sahiptir. Bunlar, X frekans bandında çalışan aktif faz dizinli bir adet APAR ÇFR ve L bandında çalışan uzun menzilli ve geniş hacim taraması yapabilen SMART-L radarıdır. APAR, istendiğinde HAW, MCG CWI ya da MCG ICWI yöntemlerinden biriyle füze güdümünü ve hedef aydınlatmasını yapabilmektedir. Kendine özgü ICWI teknolojisi sayesinde, ESSM / SM füzeleri ile “eş zamanlı angajman sayısı” ölçütü açısından, ve azami angajman sayısı açısından diğer radar sistemlerine göre daha avantajlı konumdadır.
  • PAAMS Radar Sistemleri: İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından farklı türevleri kullanılan PAAMS sistemleri de çift radar sistemi ile donatılmışlardır. İngiliz Type-45 platformları, S band SAMPSON ÇFR ve L band S1850 uzun menzilli, geniş hacim tarama radarı taşırken; Fransız ve İtalyan deniz kuvvetlerinin Horizon sınıfı gemileri, C band ÇFR ile L band S1850 uzun menzilli, geniş hacim tarama radarı ile donatılmışladır.

Amerikan Deniz Kuvvetlerinin, Naval Sea Systems Command (Deniz Sistemleri Komutanlığı), Naval Surface Warfare Center Dahlgren Division (Deniz Satıh Muharebe Merkezi Dahlgren Bölümü) tarafından yayınlanan Technical Digest’in, 2000-2001 sayısında yayınlanan; HSH platformlarının radar ve füze güdüm sistemlerine yönelik olarak yapılan bazı önemli tespitler, referans oluşturması açısından aşağıda verilmiştir:

  • Gelişen tehdit ortamında istenilen performansı elde edebilmek için, HSH sistemlerinin, birden fazla frekans bandının avantajlarını içeren radar sistemleri ile donatılması gereklidir.
  • Bu sistemlerin belkemiğini, X frekans bandında çalışan ve aktif faz dizin teknolojisine sahip ÇFR sistemleri oluşturacaktır. Bu radarın temel işlevleri, ufuk araması (horizon search), angajmanı desteleyecek hassasiyette hedef takibi, kendi füzesi ile veri bağı oluşturma, hedef tahrip analizi (kill assessment) ve hedef aydınlatması olmalıdır.
  • Daha düşük çalışma frekansına sahip (S veya L bandında) ikincil bir radar ile uzun menzilde geniş hacim taraması ile ufuk üstünde kalan alanın kapsanması gereklidir.
  • ESSM ve SM füzeleri ile “eş zamanlı angajman” sayısını azami seviyeye ulaştırabilmek için, ICWI teknolojisi gereklidir.

 

  1. Günümüzdeki Hava Tehdidi Analizi

Maliyetleri, bulunduğu klasmana bağlı olarak, 0,5 ila 1,5 milyar dolar civarında değişen HSH platformlarının savundukları güç aktarım unsurlarının maruz kaldığı hava tehdidi, gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak, son 20 yılda büyük aşamalar kaydetmiştir. Bu tehditler aşağıda verilmiştir:

  • Ses üstü hıza sahip çok alçak irtifada uçan füzeler,
  • Ses altı hıza sahip çok alçak irtifada uçan füzeler,
  • Ses üstü hıza sahip, yüksek irtifadan dalış yapan füzeler,
  • Savaş uçakları,
  • Silahlı insansız hava araçları (İHA’lar),
  • Yukarıda bahsedilenlerin kombinasyonundan oluşan karmaşık tehditler.

Günümüzde, gemilere karşı atılan seyir füzelerinin (Anti-ship Cruise Missile / ASCM) sürati, 5 ila 6 Mach seviyesine; menzilleri ise neredeyse 500 km civarına ulaşmıştır. Özellikle alçak irtifadan uçabilen tipleri, HSH platformları için savunulması en zor tehdidi oluşturmaktadır.

Bu tip tehditlerden çok alçak irtifadan uçanlar, yukarıda genel özellikleri verilen HSH radar sistemleri ile -radar sensör performansına bağlı olarak- ortalamada en erken 20 ila 25 km menzilde tespit edilebilir. Tehdit füzenin sürati 4 Mach olarak varsayılırsa füzenin platforma bu mesafeden ulaşması, en fazla 18 ila 20 saniye sürecektir. Düşman saldırısının eş zamanlı salvo hâlinde veya ardışık atışlarla gerçekleştirilmesi, durumu çok daha karmaşık hâle getirmekte ve HSH sistem mühendisliğinde sınırları zorlamaktadır.

Açık kaynaklardan elde edilen bilgilerle derlenen potansiyel tehditler [9], Şekil 4’te gösterilmiştir. Gemilere karşı atılan seyir füzeleri, giderek daha hızlı, daha alçaktan uçan, daha küçük radar kesit alanına sahip ve seyir hâlinde dahi dinamik algoritmalar kullanarak, savunma yapan platformları şaşırtabilme gibi özelliklere sahip olmaktadır. Öte yandan, hipersonik (sürati > 8-10 Mach) scramjet teknolojisine sahip füzelerin de yakın bir gelecekte gemilere karşı çok büyük tehdit oluşturması beklenmektedir.

Şekilden de görüleceği gibi, günümüzde hava tehdidi, özellikle menzil ve hız açısından büyük gelişmeler kaydetmiştir. Bunun doğal sonucu olarak, HSH platformlarının maruz kaldıkları tehdit katlanarak büyümektedir.

 

  1. HSH Savaş Sistem Performansına Etki Eden Ölçütler

Yukarıda açıklanan temel kavramlar ve günümüz tehdit ortamı göz önünde bulundurularak, denizde hava savunma sistem performansını etkileyen temel ölçütler, aşağıda açıklanmıştır. Bu hususlara yönelik teknik çalışma ve bulgular; ya güvenlik nedeniyle açık yayınlarda çok az yer almakta ya da günümüz tehdit ortamına uygun olarak güncellenmemiş durumdadır. Dr. Orhan Karasakal tarafından 2004 yılında yayınlanan doktora tezi [12], bu hususlara açıklık getiren iyi bir kaynaktır.

Söz konusu ölçütler:

  • Düşman taarruz senaryosu: Sayısı belirli olan veya tahmin edilebilen eş zamanlı taarruz, sayısı bilinmeyen ya da ölçülemeyen ardışık taarruzlar ya da bunların kombinasyonundan oluşan karma taarruzlar,
  • Tehdidin her hava şartı altında, en erken ve en hassas yöntemlerle tespit, takip ve sınıflandırılması yönünden HSH radar sistem yetenekleri ve bunun sonucunda elde edilen PD (Probality of Detection / Hedef tespit olasılığı),
  • Tehdide angaje olmayı sağlayan füze güdüm yöntemleri ve buna bağlı olarak, platform tarafından karma ataklara karşı gerçekleştirilebilecek azami eş zamanlı angajman sayısı,
  • Platformun ateş gücünü oluşturan füze ve silah sistemlerinin, angajman esnasında sahip olabileceği en yüksek sürat, erişebileceği en uzun menzil, çıkabileceği en yüksek irtifa, yüksek manevra yeteneğine sahip tehdide karşı gösterebileceği çeviklik ve elektronik karıştırmaya karşı dayanıklılık,
  • Silah magazinlerinde yer alan azami sayıdaki füze sayısı ve kullanılan füzelerin hedefle buluşma olasılığı (Ph / Probability of Hit) ve hedefi imha olasılığı (Pk / Probability of Kill), silah magazinlerinin ardışık olarak silah ateşleme hızı ve düşman füze sızmalarına karşı çok kademeli hava savunma sistem mimarisi,
  • Tüm HSH performans zincirinin beyni durumunda olan savaş yönetim sistemi (SYS)’nin taktik resim oluşturma yeteneği, angajman planlama hızı ve hedefin tespitinden, silahın magazini terk edene dek geçen süreyi kapsayan safhada, asgari SYS reaksiyon süresi,
  • SYS’de koşturulan TEWASA (Threat Evaluation Weapon Assignment Sensor Allocation / Tehdit değerlendirme, silah ve algılayıcı atama) algoritmaları, optimal karar destek modelleri [13] ile yaygın angajman doktrinleri,
  • Tehdit füzelere karşı elektronik harp yeteneğine sahip olunması ve bu yeteneğin kullanımının, silah sistemleri ile koordineli olarak sağlanması (hard-kill&soft-kill coordination),
  • Angajmanı filo, görev kuvveti ya da donanma seviyesinde planlayan ve uygulayan CEC (Cooperative Engagment Capabiliy) [14] ve NIFC-CA (Naval Integrated Fire Control–Counter Air) [15] gibi görev kuvveti veya filonun atış kontrol yeteneğini tek bir ağ üzerinde entegre eden savaş ağları ve ufuk ötesi hedef tahsisi yapabilen sistemlerin varlığı,
  • Değişik sensör ve silah sistemlerine sahip platformların, görev kuvvetinin hava savunma planlaması kapsamında en uygun sektörel tahsislerinin yapılması [16],

olarak sıralanabilir. Esasen bu faktörler, platformun ve görev kuvveti unsurlarının savunmasına yönelik iki temel olasılığın optimize edilmesi açısından da hayati önem taşırlar:

  • Tehdidin imhası (Pk / Probality of Kill)[17]
  • Korunan unsurun bekası (Pbeka / Probability of Survival)

Yukarda belirtilen performans ölçütlerinin her birine bir olasılık Pi atandığında, sonuç:

Pk = P1x P2x P3x P4…..x Pn [18] olarak hesaplanabilir ya da tehdidin sızma olasılığı açısından,

Psızma = 1- Pk olarak ifade edilebilir.

Öte yandan, korunan platformun Pbeka olasılığı, maruz kalacağı N adet tehditten oluşan bir saldırı ortamında, düşman füze isabetinden kaçınma olasılığı şeklinde de ifade edilebilir.

Pbeka = DFS(n)x(1-PDFB)n olarak hesaplanır.

PDFS             = n adet düşman füzesi sızma olasılığı

PDFB            = Düşman füzesi başarı olasılığı

NHedef       = Toplam N adet düşman füzesi

Pbeka değeri, görev kuvvetinin maruz kalacağı saldırı senaryoları göz önüne alınarak hesaplanır. Örneğin, belirli senaryolar altında  %80 beka olasılığına (Pbeka) sahip bir platform oluşturabilmek için, zorunlu; sensör konfigürasyonu, komuta kontrol ve savaş yönetim sistemi mimarisi, operasyonel senaryolara uygun silah tahsis ve sektör atama algoritmaları ve silah ve magazin tipi seçimi yapılır ya da bu isterlere uygun geliştirme projeleri başlatılır.

Sistemin, belirlenen atak senaryolarına karşı arzu edilen beka olasılığına sahip olup olamayacağı, gerçekçi simülasyon modellerine dayalı savaş sistem etkinlik analiz ortamları [18], örneğin SADMTM, kullanılarak kritik tasarım öncesinde test edilebilir.

Pbeka değerini etkileyen genel hususlar:

  • Muhasım füzenin mümkün olduğunca erken tespiti,
  • Yüksek Pk değerinde silaha sahip olmak,
  • Tehdide karşı mümkün olan en yüksek sayıda angajmana girebilmek,
  • Kademeli hava savunma yeteneğine sahip olmak ve
  • Ağ merkezli harp yeteneğine sahip olmak şeklinde belirlenebilir.

 

HSH Savaş Sistemlerine Yönelik Yeni Yaklaşımlar

Bu bölümde, HSH sistemleri alanındaki teknolojik seçenekler ve geleceğe yönelik eğilimler hakkında bilgi sunulmuştur.

 

  1. Geleceğin HSH Silah Sistemleri

Hâlen birçok NATO ülkesinin temel HSH füze sistemi olan SM-2’nin Amerikan Deniz Kuvvetlerinin yeni bir projesiyle modernize edileceği ve ESSM Block-II füzesine benzer aktif bir başlıkla donatılacağı bildirilmektedir.

Öte yandan, SM-3 ve SM-6 gibi aktif güdümlü füzelerin sahip oldukları çok uzun menzil yeteneklerinden faydalanabilmek için, ufuk ötesi hedef aktarımı ve angajman koordinasyonu yapabilecek teknolojik altyapıya sahip; uydu, İHA veya AWACS gibi hava platformlarına ihtiyaç vardır. Bu amaçla ABD tarafından ortaya konan “Distributed Lethality” (Dağıtık İmha Yeteneği) ve NIFC-CA gibi kavramlar ön plana çıkmaktadır.

ABD ve çeşitli NATO ülkelerinin orta ve kısa menzilde temel HSH silahı olan ESSM füzesinin Block-II sürümünün, 2020 civarında hizmete girmesi beklenmektedir. ESSM Block-II füzesi, sahip olacağı X-band aktif radarı ile orta menzilde HSH’nin temel unsuru olmaya devam edecektir.

Kısa mesafede ise yaygın kullanımda olan RAM füze sisteminin Block-II modeli geliştirilmiş ve kullanıma girmiştir. RAM Block-II füze sistemi, yüksek süratli ve manevra yeteneği olan tehdit füzelere karşı daha çevik hâle gelmiş ve angajman yeteneği artmıştır.

Aralarında lazerlerin de olduğu yönlendirilmiş enerji silahları ve elektromanyetik raylı top (electro-magnetic rail gun) gibi silahların geliştirilmesine devam edilmektedir. Lazerlerin, özellikle salvo saldırı anlarında, füze sistemlerinin angajman sayısı açısından asla ulaşamayacağı olanaklar sunması beklenmektedir.

 

  1. Ufuk Ötesi Menzile Sahip ASCM’lere Angajman

Alçaktan uçan seyir füzelerinin tespiti, mevcut HSH platform yetenekleriyle ancak ufuk menziline girince mümkündür. Bu füzeler atıldıktan hemen sonra tespiti, takibi ve angajmanına yönelik ufuk ötesi destek teknolojilerine ihtiyaç, ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu amaçla geliştirilen teknolojiler, kısaca aşağıda belirtilmiştir:

  • JUWL (Joint Universal Weapons Link) [19] silah veri bağı ile SM serisi füzelerin çok daha uzun menzillere atılabilmesini sağlayacak veri aktarım yeteneği ve
  • NIFC-CA (Naval Integrated Fire Control- Counter Air) ile hâlen AEGIS’lerde bulunan CEC (Cooperative Engagement Capability) yeteneğinin, AWACS ve LENS (Joint Land Attack Cruise Missile Defense Elevated Netted Sensor) gibi ufuk ötesi röle yeteneğine sahip ve hedef tespit ve aktarımı yapabilen hava platformları ile desteklenerek, özellikle SM-6 gibi füzelere ufuk ötesi angajman desteği sağlanması.

Bu teknolojiler ile gerek savunma füzelerinin daha uzun menzillere güvenle sevk ve güdümü ve gerekse tehdit füzelerin çok daha erken ve uzun menzilde imha edilmesi hedeflenmektedir.

 

  1. HSH Platformlarının Taarruz Amaçlı da Yapılandırılması

Batı dünyasının sahip olduğu HSH platformlarının neredeyse tamamı, savunma amaçlı geliştirilmiş olup silah yükleri de buna göre belirlenmiştir. Tartışılmaya başlanan yeni kavramlara göre [9], bu platformların hava savunma yeteneğine ek olarak, muhasımı arayıp bulan ve çok uzun menzillerden imha edebilen yeteneklere kavuşturulması hususu da incelenmektedir. Bu ihtiyacın ana nedenleri aşağıda sunulmuştur:

  • Brahmos gibi, uzun menzilli ASCM’ler, 2 ila 3 milyon dolarlık bir maliyete sahip olup, 1 veya 2 adedinin isabeti neticesinde, çok değerli HSH platformlarında ciddi hasarlar oluşabileceği bilinen bir gerçektir.
  • Kademeli hava savunma kavramı uyarınca, bu tip tehdit oluşturan ASCM’lere karşı ilk tedbir, uzun menzilli hava savunma füzeleri ile müdahale edilmesidir. Atış doktrinine bağlı olarak, hücum eden bir Brahmos’a karşı, uzun menzilli füzelerden, en az 2 adet atılması zorunludur. SM-6 gibi bir füzenin fiyatının en az 6 ila 8 milyon dolar olduğu varsayılırsa bir adet Brahmos’a karşı savunma, en az 12 ila 16 milyon dolar gibi bir orantısız maliyet gerektirmektedir. Salvo saldırı durumunda, bu maliyet farkının inanılmaz boyutlara ulaşacağı kesindir.
  • Öte yandan, uzun menzilli hava savunma füze sistemleri, platformların silah magazinlerinde çok yer işgal etmektedir. Harbin akışı içinde tükenmeleri durumunda, denizde ikmal olanağı da bulunmadığından, görevin aksamasına neden olabilirler.

Bu nedenlerle HSH platformlarının da taarruzi deniz kontrolünü destekleyerek, muhasımın tespit ve yok edilmesini sağlayacak, uzun menzilli su üstü harbi silahlarına sahip olması zorunlu hâle gelebilir. Bu platformların, Tablo 2’de gösterilen silah yüküne bakıldığında, magazinlerinin önemli oranda savunmaya yönelik olarak doldurulduğu görülmektedir.

Bu yeni konsepte göre, 48 kovanlı Mk.41 dikey lançere sahip bir magazinin 30 adet kovanının ESSM ile donatılması durumunda, toplamda 120 adet ESSM füzesi yüklenebilir. Bu da teorik olarak, NATO’da yaygın olan ve imha olasılığını arttırmak amacıyla hedefe ikili salvo gönderip durumu tekrar değerlendiren “shoot-shoot-look” doktrini göz önüne alındığında, Brahmos benzeri, toplam 60 adet ASCM’ye karşı, orta menzilde angajman yeteneği demektir. Geri kalan 18 kovana ise hâlen geliştirme aşamasında olan ve en az 350 km menzile sahip LRASM (Long Range Anti Ship Missile) gibi füzeler yerleştirilebilir ve bu sayede, muhasım platformun ASCM’lerini kullanmadan önce, uzun mesafeden imha edilmesi sağlanabilir.

 

Sonuç ve Değerlendirme

HSH platformlarına duyulan ihtiyaç, önemli ölçüde devam etmektedir. Batı dünyasındaki gelişmeler izlendiğinde, göze çarpan en önemli konular aşağıda özetlenmiştir:

  • Günümüzdeki HSH platformları, hâlen, çoğunlukla savunmaya dayalı deniz kontrolüne (defensive sea control) uygun silah yüküne sahiptirler. Gelişen akım ile bu yükün bir kısmının, taarruza dayalı deniz kontrolüne destek verebilecek LRASM gibi silahlardan teşkil edilmesi tartışılmaya başlanmıştır.
  • Brahmos gibi ASCM füzelerinin, olası muhasım bahriyelerde kullanımı giderek artmaktadır. Bu nedenle dünya bahriyelerinin, güç aktarımı için sahip oldukları çok pahalı ve karmaşık HSH platformları, maliyet açısından orantısız ve çok ciddi bir hava tehdidi ile karşı karşıyadır.
  • Geleceğin HSH platformlarının, en etkin hedef tespit yeteneğine sahip olabilmeleri için, mutlak surette, birden fazla frekans bandını (X, S,L) kapsayan ve sabit yüzlü antenleri bulunan radar sistemleri ile harekât ortamının, çoklu-tayf (multi-spectral) algılaması için kızılötesi sensörlerle donatılmaları da zorunludur.
  • Denizde hava savunmanın en önemli ölçütü, hâlen, “azami eşzamanlı angajman sayısı” olarak gösterilebilir. Bu nedenle HSH platformunun tasarımı aşamasında, azami eş zamanlı angajman sayısını sağlayacak yapıda sensör ve silah seçimi, temini veya geliştirilmesi, en önemli meseledir. ICWI teknolojisi ve modern silah veri bağına sahip aktif hava savunma füzelerinin, bu ölçüte en uygun yapıyı oluşturdukları gözlemlenmektedir. Yine bu ölçüte destek olmak üzere, baş ve kıç olmak üzere, iki ayrı silah magazini bulundurulabilir ve aynı zamanda, milli ve NATO uyumlu silah sistemlerinin platform entegrasyonu açısından da avantaj sağlanabilir.
  • HSH platformlarının en hayati materyal yükü, sahip olacakları silah magazinleridir. Bu magazinlere yüklenecek silahların, çok kademeli hava savunma kavramına göre seçilmesi, hâlen teorik olarak doğru bir karar olmakla birlikte, ASCM’lerin son derece orantısız maliyeti karşısında, çok pahalı bir seçenek olarak yer almaktadır. Bu nedenle silah yükünün, ağırlıklı olarak ESSM Block-II gibi füzelere kaydırılması, gerek orantısız maliyetle savunma sorunu gidermek ve gerekse bütçesel olarak azami sayıda angajmana erişebilmek açısından ön plana çıkabilir.
  • Ufuk ötesinde ASCM tespiti, gerek HSH platformunun kendisi ve gerekse denizdeki görev kuvvetinin savunması açısından hayati değere sahiptir. Özellikle salvo durumunda deniz gücünün etkin hava savunması için, JUWL ve NIFC-CA gibi teknolojiler ve CEC gibi kabiliyetler, geleceğin HSH platformlarının nasıl tasarlanacağını belirleyecektir.
  • SYS yazılımlarının en kritik unsuru olan TEWASA algoritmalarının, geçmişin aksine, filo veya donanma seviyesini kapsayacak şekilde yeniden tasarlanmaları zorunludur.

 

Kaynakça

[1] Geoffrey Till, Seapower: A Guide for the Twenty-First Century), Sahife 142

[2]   Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi: Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti Olma Rotasında, M. Kubilay Tok, MSI Dergisi, Sayı 130, Nisan 2016

[3] U.S. Naval Doctrine Publication 1, Naval Warfare, March 2010, sahife 27

[4] The Story of AGEIS, The AEGIS Combat System, Joseph T. Threston, Naval Engineers Journal, Volume 121, Issue 3, October 2009, Pages 109–132

[5] APAR Weapon System, https://www.thalesgroup.com/en/worldwide/defence/naval-forces/above-water-warfare/weapon-control-missile-guidance-systems

[6] U.K. Ministry of Defence, Providing Anti-Air Warfare Capability: the Type 45 Destroyer Report by the Comptroller and Audıtor General, HC 295 Session 2008-2009, 13 March 2009

[7] Standard Missile: A Cornerstone of Navy Theater Air Missile Defense, Matthew Montoya, Johns Hopkins APL Technical Digest, Volume 22, Number 3 (2001)

[8] Navy Aegis Ballistic Missile Defense (BMD) Program: Background and Issues for Congress, Ronald O’Rourke, Specialist in Naval Affairs, December 11, 2015

[9] Commanding the Seas: A Plan to Reinvigorate U.S. Navy Surface Warfare, Bryan Clark, sahife 18, Center for Strategic and Budgetary Assessments (CSBA)

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Active_Phased_Array_Radar

[11] http://news.usni.org/2013/10/10/raytheon-wins-next-generation-navy-radar-contract Raytheon Wins Next-Generation Navy Radar Contract, Sam LaGrone, October 10, 2013

[12] Optimal Air Defense Strategies for a Naval Task Group, Doktora Tezi, Orhan Karasakal, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği, Ocak 2014, Sahife:17-18

[13] Optimal Air Defense Strategies for a Naval Task Group, Doktora Tezi, Orhan Karasakal, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği, Ocak 2014, Best Engagement Construction (BEC) Algorithm, Quasi-Uniform Construction (QUC) Algorithm, Opt-Change (OC) Algorithm, Opt-Exchange (2OX) Algorithm vb., Sahife:77-83

[14] CEC: Sensor Netting with Integrated Fire Control Conrad J. Grant, Johns Hopkins APL Technical Digest, Volume 23, Numbers 2 and 3 (2002) Sahife: 149

[15] Naval Integrated Fire Control–Counter Air Capability‐Based System of Systems Engineering, 14 November 2013, Jeffrey H. McConnell, Naval Surface Warfare Center, Dahlgren Division sunu dokümanı

[16] Optimal Air Defense Strategies for a Naval Task Group, Doktora Tezi, Orhan Karasakal, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği, Ocak 2014, Sector Allocation Models, Sahife:93-120

[17] Using Kill-Chain Analysis to Develop Surface Ship Conops to Defend Against Anti-Ship Cruise Missiles, Yüksek Lisans Tezi, Naval Postgraduate School, Roy M. Smith Haziran 2010

[1] A Ship Defense Analysis Process, Ronald S. Farris and Catherine B. Stuckey, Johns Hopkins APL Technical Digest, Volume 21, Number 3 (2000), Sahife: 393

[19] Naval Postgraduate School Monterey, California, Thesis, DDG-1000 Missile Integration: A Case Study by Joseph J. Oravec, March 2014, Sahife 56

Makalenin, dergimizde yayımlanan haline ulaşmak için:

http://www.milscint.com/tr/files/2017/04/MSI_Dergisi_Sayi_142_Kubilay_Tok_HSH_Firkateynleri.pdf

1,227 toplam görüntüleme, 15 bugünkü görüntüleme