Analiz: Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Analiz: Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi

11 Ağustos 2016
strateji siteye

Kubilay Tok ve Tayfun Duman, MSI Dergisi’nin 130’uncu sayısında, “Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi”ni analiz etti.

“Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi: Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti Olma Rotasında” başlıklı makaleye aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Özenle hazırlanan Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi, 2015 yılının Ekim ayında, tam da askeri tehditlerin, gerek Suriye ve gerekse Doğu Akdeniz’de çok tehlikeli bir hal almaya başladığı kritik bir dönemde yayınlandı. Bu kapsamlı dokümanın geniş kitlelere yayılması, ulusal çıkarlarımız açısından ve milli bir deniz stratejisi hakkında farkındalık oluşturmak bakımından hayati bir öneme sahiptir. Türk Deniz Kuvvetleri, böyle bir dokümanı yayınlayarak, geleneğinde var olan; planlama, öngörü ve atılım ruhuna uygun olarak denize yönelik ulusal stratejimizin net olarak anlaşılması açısından çok önemli bir çalışmaya imza atmıştır.

Türk Deniz Kuvvetleri, kendi stratejisini, esasen; “Ana Vatanda Güvende Olmak için, Denizde Güçlü Olmak; Dünyada Söz Sahibi Olmak için, Tüm Denizlerde Var Olmak” tespitiyle son derece öz olarak yapmıştır. Bu tanımlama, tek başına bile ulusal deniz stratejimizin dayanak noktası olarak ele alınabilir.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu’nun ifadesiyle, “Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisinin, hem Deniz Kuvvetleri personelinin doktrin birliğinin sağlanması hem de Türkiye’nin uluslararası arenadaki yönünü tayin eden ve savunma planlama faaliyetlerini yürüten karar vericileri ve diğer aktif unsurları gelecek hakkında bilgilendirmek üzere” hazırlanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi; denizlerin önemi, güvenlik durumu, dış politika hedefleri, denizcilik hedefleri, Türk Deniz Kuvvetleri ve deniz kuvvetleri stratejisi gibi ana başlıklar altında incelenmiştir.

Denizlerin Önemi

Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nin ana dayanağı, hiç şüphesiz ki, denizlerin ülkemize sunduğu askeri, jeopolitik ve ticari öneme dayanmaktadır. Bu bakış açısına göre:

  • Deniz taşımacılığı, halen dünyada en çok tercih edilen ulaşım şeklidir.
  • Ülkelerin ticari rekabet gücü, uluslararası deniz ulaştırma sisteminden istifade edebilmesi ile orantılıdır.

“Ülkelerin ticari rekabet gücü, uluslararası deniz ulaştırma sisteminden istifade edebilmesi ile orantılıdır.”

  • Küresel anlamda deniz ulaştırma yolları aynı zamanda güç aktarımının da vasıtasıdır ve bu yollar üzerindeki kritik geçitlerin kontrolü jeopolitik rekabetin önemli bir unsurudur. Günümüzde stratejik rekabetin en önemli unsurlarından birini, açık denizler oluşturmaktadır.
  • Küresel ticaretin hacim (ton) olarak %80’i, değer (dolar) olarak %70’i [1]; petrol taşımacılığının %60’ı ve doğal gaz taşımacılığının %25’i [2] deniz yoluyla yapılmaktadır. [3]

Güvenlik Durumu

Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nde, güvenlik durumu şu şekilde özetlenmektedir:

  • Ege’deki, tarihi derinliği bulunan sorunlar, her zaman olduğu gibi ciddiyetini korumaktadır. Türkiye’nin bu konudaki hassasiyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili kararıyla [4] tüm dünyaya duyurulmuştur.
  • Orta Doğu, “Arap Baharı” süreciyle daha kırılgan bir jeopolitik dönüşüme uğramıştır.
  • Rusya Federasyonu (RF)’nun artan saldırgan tutumu, mevcut güvenlik mimarisinin sorgulanmasına neden olmuştur.

“Ege’de tarihi derinliği bulunan sorunlar ciddiyetini korurken, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması önemli bir bölgesel ihtilâf haline gelmiştir.”

  • Türkiye’nin deniz yetki alanları, ülke yüzölçümünün yarısından fazla bir alana sahip olmakla birlikte, bu alanın sınırları, sadece Karadeniz’de antlaşmalarla belirlenmiş durumdadır.
  • Küreselleşme, ülkeler arasındaki ilişkilerde kara sınırlarının etkilerini azaltırken, gelişen teknoloji, yüzlerce yıldır herkesin kullanımına açık denizlerde tam aksine bir etki yaratmıştır. Ülkelerin kıta sahanlıklarına yönelik deniz dibi kaynaklarının kullanım mücadelesi kapsamında her geçen yıl ilave yetki alanları sınırlandırmalarına konu olmakta; bu sınırların koruyucusu olarak da deniz kuvvetlerinin rolü artmaktadır.

“Soğuk Savaş bittikten sonra, NATO ve AB’nin girişimleri ile tesis edilen güvenlik mimarisi yeniden sorgulanmaya başlanmıştır.”

  • Türk Deniz Kuvvetleri, 2004 yılında milli olarak başlattığı Karadeniz Uyum Harekâtını (KUH) kesintisiz olarak sürdürmekte, tüm kıyıdaşların katılımını teşvik etmektedir. [5] Ancak, Türkiye ile RF arasında 24 Kasım 2015 tarihinde yaşanan gerginlikten sonra, KUH’un gelecekte nasıl icra edileceği önemli bir meseledir.
  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi(GKRY)’nin, 2007 yılında, Kıbrıs Adası’nın güneyinde belirlediği bazı ruhsat sahaları, kısmen Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı içinde bulunmaktadır. GKRY’nin bu tutumu nedeniyle bölgedeki çok sayıda kıyıdaş ülkeyi ilgilendiren bir uyuşmazlık ortaya çıkmıştır. [6]
  • Türk Deniz Kuvvetleri, 2006 yılından bu yana, Doğu Akdeniz’de Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nı icra etmektedir.
  • NATO, 2011 yılında, İttifak’ın yeni deniz stratejisini [7] yayımlamış; takip eden dönemde de İttifak’ın deniz alanındaki tüm faaliyetleri, bu strateji doğrultusunda gözden geçirilmeye başlanmıştır.
  • Küresel ölçekte ise dünyanın jeoekonomik ve jeostratejik ağırlık merkezi haline gelen Asya Pasifik ön plana çıkmakta; ABD deniz gücünün önemli bir bölümü, bu bölgede konuşlandırılmaktadır. [8]

Dış Politika Hedefleri

Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi, Türkiye’nin dış politika vizyonunun istikrar, iş birliği ve kıta ölçekli açılım odaklı olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan, Türkiye’nin, çevre denizlerden okyanuslara kadar ilgi ve faaliyet alanının uzandığı tüm coğrafyalara erişebilme yeteneği olan Deniz Kuvvetleri, vazgeçilmez bir dış politika enstrümanıdır.

“Türkiye’nin ilgi ve faaliyet alanının uzandığı tüm coğrafyalara erişebilme yeteneği olan Deniz Kuvvetleri, vazgeçilmez bir dış politika enstrümanıdır.”

Deniz Kuvvetlerinin, kıta ölçekli dış politik açılımların desteklenmesine yönelik rolünün en somut örneklerinden biri, Barbaros Türk Deniz Görev Grubu’nun faaliyetleridir. [9]

Denizcilik Hedefleri

Türkiye’nin dış ticaret yükünün, yaklaşık %87’sinin deniz yolu ile taşınması nedeniyle denizciliğin geliştirilmesi için gerçekleştirilen yatırımlar ve bu alanda yürütülen faaliyetler büyük öneme sahiptir.

“Denizcilik sektöründeki gelişmeler ve hedefler, ekonomisi büyüyen ve alternatif pazarlara açılmakta olan Türkiye’nin deniz gücünün en önemli iki bileşeni olan bahriye ve deniz ticaret filosu arasındaki etkileşimin her geçen gün artmasına sebep olacaktır.”

Dünya genelinde, ham petrol ve petrol türevi ürünlerin %60’ından fazlası deniz yoluyla taşınmaktadır. [10] Enerjinin nakledildiği deniz ulaştırma yollarının güvenliğinin idamesi, büyük önem taşımaktadır. Taşınan ham petrol ve petrol türevi ürünlerin hacmi bakımından, önemli kritik geçitler, sırasıyla; Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı, Süveyş Kanalı, Babül Mendep Boğazı, Danimarka Boğazları, Türk Boğazları ve Panama Kanalı’dır. [11]

Deniz Kuvvetleri

Deniz kuvveti, bir ülkenin toplam denizcilik gücünün ana unsurlarından birisidir. Deniz kuvvetleri, seyyaliyet (mobilite), esneklik, uzun süreli harekât, kendi kendine yeterlilik ve açık denizleri serbestçe kullanabilme gibi ayırt edici özelliklere sahiptir. Deniz kuvvetleri, bu özellikleriyle dünya denizlerinde ülke çıkarının olduğu her coğrafyaya nüfuz edebilmekte; bu bölgelerde sürekli olarak varlık gösterebilmekte; taşıdığı diplomatik ve askeri gücün etkisini sürekli olarak idame ettirebilmektedir.

“Her bir donanma unsuru, açık denizlerde serbestçe dolaşabilen yüzer birer büyükelçilik; Deniz Kuvvetleri ise bu unsurlarıyla dünyanın aynı anda dört bir yanında etkinlik gösterebilen büyük bir diplomatik misyon görevi icra etmektedir.”

Deniz kuvvetleri, çatışma durumunda; erken ihbar-ikaz, keşif, gözetleme ve istihbarat ihtiyaçlarının karşılanması, deniz ulaştırma hatlarının açık bulundurulması ve korunması, harekât alanında deniz kontrolünün tesis edilmesi, karada konuşlu kritik hedeflerin imha edilmesi, bölge hava savunmasının desteklenmesi, güç aktarımı yapılması, gerektiğinde amfibi harekât icra edilmesi gibi faaliyetlerle müşterek harekâta katkı sağlamaktadır. Bu özellikleriyle deniz kuvvetleri, barış, kriz ve çatışma durumlarının gereklerine göre uygun bölgelerde konuşlanarak:

  • Ana vatana yönelik tehlikeleri en uzak mesafede bertaraf etmek,
  • İkili ya da çok uluslu iş birliği girişimlerini desteklemek,
  • İlişkilerin geliştirilmesine ve bölgesel / küresel istikrarın idamesine katkı sağlamak,
  • Etkili bir kriz yönetiminde oynadığı rol ile diğer aktörlerin davranışlarını şekillendirmek,
  • Deniz hak ve menfaatlerini korumak,

gibi görevler icra etmektedir. Bir ülkenin deniz kuvvetlerini kullanma şekli, o ülkenin dış politika karakterini ortaya koymaktadır. Deniz kuvvetlerinin görev spektrumu, aşağıdaki görev türlerini içermektedir:

  • Deniz kontrolü ve güç intikali,
  • Denizden karaya darbe harekâtı,
  • Denizlerin serbestçe kullanımının engellenmesi ve deniz ulaştırmasının korunması,
  • Deniz güvenlik harekâtı ve yetki alanlarının kontrolü,
  • Bayrak ve varlık gösterme, barışı destekleme harekâtı,
  • Muharip olmayanların sivilleri tahliyesi harekâtı,
  • İnsani yardım, doğal afet ve Arama-Kurtarma harekâtı.

Strateji

“Denizlere hâkim olan cihana hakim olur” [12] ve “Dünya egemenliğinin anahtarı, deniz yollarının kontrolündedir” [13] tezleri, neredeyse asırlardır deniz stratejistlerinin değişmeyen kılavuzu gibidir.

Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nde de belirtildiği gibi, “Türk Deniz Kuvvetlerinin Stratejisi; Türkiye’nin Milli Güvenlik Siyaseti ile buna bağlı olarak belirlenen Milli Askeri Stratejisinin deniz ortamına bakan iz düşümüdür.”

Savunma ve güvenlik durumu, dış politika ve denizcilik hedefleri, Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nin temel girdileridir. Bunların, kuvvetin ilgi ve görev alanı ile örtüşen bölümü, Deniz Kuvvetlerinin hedeflerini belirlemektedir. Bu hedefleri ulaşmak üzere Deniz Kuvvetlerinin nasıl kullanılacağı ve geliştirileceği ve diğer paydaşlarla iş birliği modelleri de Deniz Kuvvetleri stratejisini oluşturmaktadır. Temel girdilerin değişkenliği nedeniyle, Deniz Kuvvetleri stratejisi dinamik bir yapıdadır.

Türk Deniz Kuvvetlerinin Hedefleri

Strateji dokümanında, stratejiye yön veren hedefler, şu şekilde belirlenmiştir:

  • Ana vatanın bekasına yönelik denizden gelebilecek tehditlerin caydırılması; gerektiğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin diğer unsurları ile müştereken kesin sonuçlu harbin kazanılması,
  • Türkiye’nin denizlerdeki hükümranlık haklarının, deniz alaka ve menfaatlerinin korunması ve deniz ulaştırma yollarının güvenliğine katkı sağlanması,
  • KKTC’nin savunmasının ve deniz hak ve menfaatlerinin korunmasının desteklenmesi,
  • Türkiye’nin çevresinde, bir güvenlik kuşağı oluşturulması ve küresel istikrara katkı sağlanması,
  • Türkiye’nin dış politika ve savunma sanayisi hedeflerinin desteklenmesi,
  • İttifak Deniz Stratejisi’nin desteklenmesi,
  • Öngörülen güvenlik ortamında verilebilecek tüm görevleri icra edebilecek etkin bir deniz kuvvetinin idamesi ve geliştirilmesidir.

Öte yandan, ana vatanın bekasına yönelik denizden gelebilecek tehditlerin caydırılması ve gerektiğinde, TSK’nın diğer unsurları ile müştereken kesin sonuçlu harbin kazanılması için:

  • Açık denizlerin barışçıl amaçlarla kullanılması; gerektiğinde kuvvet kullanımı,
  • Durumsal farkındalığın daha kapsamlı olarak Uzun Ufuk Sistemi ile tesisi ve sürdürülmesi,
  • Angajman kurallarının ilgili makamlarla koordineli olarak; görevin başarılması, gerginliğin kontrol edilmesi ve bekanın sağlanması arasındaki dengenin gözetilerek uygulanması,
  • Kriz döneminde en kısa zamanda kriz bölgesinde konuşlanılması; kriz bölgesinde durum üstünlüğünün elde edilmesi; tüm unsurlar ile hazırlıklarını tamamlaması, çatışma döneminde ise müştereken veya deniz kontrolü amacıyla tehdit durumuna göre reaksiyon göstererek muhasım üzerinde istenen etkiyi yaratacak seviyede güç kullanımı esas alınmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin denizlerdeki hükümranlık haklarının, deniz alaka ve menfaatlerinin korunması kapsamında ise uluslararası antlaşma ve hukuktan kaynaklanan haklarımızın ihlali ya da deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ihtilâfları nedeniyle yaşanabilecek gelişmelere süratle reaksiyon gösterebilecek şekilde hazırlık durumunun idamesi ve deniz yetki alanlarımızdaki izinsiz araştırma/sondaj faaliyetlerinin engellenmesi gibi hususlar hedef olarak gösterilmektedir.

Çevre denizlerimiz ile Türkiye’nin deniz ticaretinin yoğun olarak gerçekleştiği deniz ulaştırma yollarının güvenliğine katkı sağlanması kapsamında ise:

  • Deniz alanlarına yönelik faaliyet gösteren ilgili aktörler ile eş güdüm halinde olunması,
  • KUH’un sürdürülmesi,
  • Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na devam edilmesi,
  • Deniz ulaştırma yollarının riskli hâle geldiği deniz alanlarında deniz güvenliğini sağlamak üzere milli olarak ya da NATO ve/veya çok uluslu deniz görev grupları bünyesinde varlık gösterilmesi gibi hususlar esas alınmaktadır.

Türkiye’nin yakın çevresinde istikrarlı bir güvenlik kuşağı oluşturulmasına, küresel barış ve istikrara katkı sağlanması amacıyla:

  • BLACKSEAFOR (Black Sea Naval Cooperation Task Group / Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu)’un idamesi,
  • Ege’deki faaliyetlerin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan haklarımız, Lozan dengesi, denizlerin serbestisi ilkesi, uluslararası hukukun tanıdığı açık deniz hakları, iyi komşuluk ve müttefiklik ilişkileri ile karşılıklılık ilkesi çerçevesinde sürdürülmesi ve
  • BM ve NATO gibi uluslararası kurumlar bünyesinde icra edilen çok uluslu faaliyetlere katılım ve destek sağlanması esas alınmıştır.

Türkiye’nin dış politika ve savunma sanayisi hedeflerinin desteklenmesi kapsamında ise:

  • Savunma sanayisi iş birliği kapsamındaki ülkelerin deniz kuvvetleriyle ikili ilişkilerin geliştirilmesine öncelik verilmesi,
  • İkili iş birliğinin ve karşılıklı çalışabilirliğin artırılması maksadıyla uluslararası eğitim faaliyetlerinin ve kapasitesinin arttırılması,
  • Afrika’da, deniz güvenliğine yönelik faaliyetlere öncelik verilmesi,
  • Hint Okyanusu, Afrika, Basra Körfezi ve Asya-Pasifik Bölgesindeki gelişmelerin yakından takip edilmesi, buralarda lojistik ve liman kapasitesi geliştirilmesi öngörülmektedir.

İttifak Deniz Stratejisinin desteklenmesi kapsamında ise:

  • NATO Görev Gruplarının çevre denizlerimizdeki tüm faaliyetlerine katılım,
  • Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı kapsamında bilgi değişimine yönelik ilgili NATO karargâhları ile iş birliğinin sürdürülmesi,
  • Eğitim, tatbikat ve Barbaros Türk Deniz Görev Grubunun faaliyetleri planlanırken, İttifak ülkelerinin deniz kuvvetleri, NATO Daimi Deniz Görev Grupları ve NATO Mukabele Kuvveti unsurlarıyla müşterek eğitim/tatbikatlar icra edilmesi amaçlanmaktadır.

Kuvvet Yapısının Geliştirilmesi

Türk Deniz Kuvvetlerinin, kullanım konseptinde belirtilen faaliyetleri etkinlikle yerine getirebilmesi; kuvvet yapısının teknolojide, güvenlik ortamında, dış politika ve denizcilik hedeflerinde öngörülen değişikliklere göre geliştirilmesine ve zaman içinde sürekli adaptasyonuna bağlıdır. Bu gereklilik, öngörülen güvenlik ortamında verilebilecek tüm görevleri icra edebilecek etkin bir deniz kuvvetinin idamesi ve geliştirilmesi hedefi ile ifade edilmektedir.

Gelecekteki Kuvvet Yapısı

Gelecekteki kuvvet yapısı kavramının tanımlanabilmesi için, deniz kuvvetleri stratejisinin öz olarak bu safhada ortaya konması gereklidir. Elbette, deniz kuvvetleri stratejisine ilişkin olarak değişik yorumlar ve çıkarımlar yapılabilir. Ancak, bu makalenin yazarlarına göre, deniz kuvvetlerinin yeni stratejisi: “Mevcut yetenekleri ile hâlihazırda ‘Orta Ölçekli Bölgesel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti’ olan Türk Deniz Kuvvetlerinin, ’Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti’ne dönüşümü” şeklinde algılanmalıdır. Kuvvetin, “bölgeselden küresele” geçiş anlamına gelen bu stratejik öngörüsü, detayları ileri bölümlerde ele alınacak olan çok önemli bir yapısal transformasyonu işaret etmektedir.

Bu bölüm üstteki paragrafa yakın bir yerde kutucuk olacak
Deniz Kuvvetlerinin Sınıflandırılması
Dünya ölçeğinde deniz kuvvetlerinin sınıflandırılması; platform sayısı açısından büyüklük, coğrafi erişim (harekât yarıçapı), fonksiyonlar ve yetenekler, yüksek teknolojinin kullanımı, diğer ülkelerin algısı gibi muhtelif kriterlere göre yapılabilmektedir (bkz. Geoffrey Till, Seapower: A Guide for the Twenty-First Century). Genel kabul gören bir sınıflandırmaya (Eric Grove & Michael Morris) göre ise deniz kuvvetleri için 9 kategori öngörülmektedir:

  • Major Global Force Projection Navy – Complete: Büyük ölçekli küresel güç aktarım yeteneğine sahip deniz kuvveti.
  • Major Global Force Projection Navy – Partial: Büyük ölçekli küresel güç aktarım yeteneğine sahip deniz kuvveti- Kısmen.
  • Medium Global Force Projection Navy: Orta ölçekli küresel güç aktarım yeteneğine sahip deniz kuvveti.
  • Medium Regional Force Projection Navy: Orta ölçekli bölgesel güç aktarım yeteneğine sahip deniz kuvveti.
  • Adjacent Force Projection Navies: Mücavir alana güç aktarımı yapabilen deniz kuvveti.
  • Offshore Territorial Defence Navies: Kıyı ötesi savunma yapabilen deniz kuvveti.
  • Inshore Territorial Defence Navies: Kendi karasularında savunma yapabilen deniz kuvveti.
  • Constabulary Navies: Kolluk görevi yapan deniz kuvveti.
  • Token Navies: Sembolik deniz kuvveti.

Aynı stratejik bakışa göre, “Türkiye’nin deniz ticaretinin yoğun olarak gerçekleştiği deniz ulaştırma yollarının güvenliğine katkı sağlanması, Türkiye’nin dış politika ve savunma sanayisi hedeflerinin desteklenmesi, İttifak Deniz Stratejisinin desteklenmesi, küresel barış ve istikrara katkı sağlanması gibi, Türk Deniz Kuvvetlerinin harekât yarıçapının genişlemesine yol açan hedefler nedeniyle çevre denizlerimizin ötesinde harekât icra edebilecek, güç aktarımı yapabilecek, İttifak/koalisyon kuvvetlerine komuta edebilecek yetenekte platform ihtiyacının ciddi şekilde artacağı” esas alınmaktadır.

“Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti” olma stratejisine uygun olarak, ortaya çıkan ilave yetenek ihtiyaçları çerçevesinde:

  • Kısa vadede (0-5 yıl): ADA Sınıfı Korvetler, milli hücumbotlar, lojistik gemileri, amfibi gemiler (LST), genel maksat helikopterleri, deniz karakol uçakları, insansız hava araçları ve insansız/otonom su altı araçlarının temini,
  • Orta vadede (6-10 yıl): İ sınıfı fırkateynler, hava savunma harbi (HSH) fırkateynleri, havuzlu çıkarma gemisi (LPD/LHD), muharebe destek gemisi, yeni nesil mayın avlama gemileri ve havadan bağımsız tahrik sistemli denizaltıların geliştirilmesi ve milli olanaklar ile inşa edilmesi,
  • Uzun vadede (11-20 yıl): Deniz kontrolü, kuvvet koruma ve güç aktarımı platformlarının sayısının artırılmasıyla, Türk Deniz Kuvvetlerinin mevcut yapısının modernize edileceği öngörülmektedir.

Bu yetenek kazanımına ilave olarak, kuvvet yapısına ek katkı sağlamak maksadıyla; Uzun Ufuk Projesi ile denizde durumsal farkındalık yeteneği; Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi (GENESİS) ve Kuvvet Ağı İletişim Sistemleri Projesi ile ağ destekli komuta kontrol yeteneğinin sürekli geliştirilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Yine bu stratejik transformasyon kapsamında, deniz kuvvetleri için kazanılması öngörülen ilave yetenekler şu şekilde özetlenebilir:

  • Uzun Ufuk sisteminin, tüm denizlerimizi kapsayacak şekilde genişletilmesi ve bu sayede daha kapsamlı bir operatif ve taktik durum farkındalığının gerçek zamanlı olarak oluşturulması ve sistemin deniz kuvvetleri stratejisine uygun bir kuvvet çarpanı olarak idamesi,
  • “Orta ölçekli güç aktarım” stratejisinin en temel unsurlarından olan HSH fırkateynlerinin envantere alınmasıyla açık denizlerde görev icra eden görev gruplarının kuvvet koruma etkinliğinin arttırması ve kayıtsız-şartsız bölge hava savunma desteğine sahip olması,
  • Havuzlu çıkarma/helikopter gemilerinin envantere girmesiyle ana vatandan uzak deniz alanlarında, milli ya da çok uluslu harekâta aktif olarak katılabilme, TSK unsurlarını “Orta ölçekli güç aktarım” konsepti içinde intikal ettirerek güç aktarımı/amfibi harekât yapabilme ve denizde komuta kontrol merkezi görevlerine destek olma yeteneği,
  • Ufuk ötesi keşif ve gözetleme, silah kullanımı ve hasar tespiti yeteneğini arttırmak üzere, karaya ve gemiye konuşlu insansız hava araçlarının devreye sokulması,
  • Stratejik unsurlar olan havadan bağımsız tahrik sistemli denizaltılar sayesinde, satıh hedeflerine (kara dâhil) atılabilen güdümlü mermi kabiliyeti ile denizaltı ve su üstü harbi yeteneğinin en üst seviyeye çıkarılması,
  • Muharebe destek gemisi vasıtasıyla açık denizde harekât icra yeteneğinin artırılması,
  • Donanmanın sahip olacağı en büyük platform olan havuzlu çıkarma/helikopter gemilerinin kullanımından edinilecek birikim ile gelecekte uçak gemisi yeteneği kazanımıdır.

Öte yandan, gelecekte karşı karşıya kalınabilecek her türlü geleneksel ve asimetrik risk ve tehdide karşı koyabilecek yeteneklerin geliştirilebilmesi için, kritik teknolojilerden azami derecede istifade edilmesi gerekliliği vurgulanmakta ve bu kapsamda, öncelikli teknolojiler olarak; yönlendirilmiş enerji ve lazer silah sistemleri teknolojileri, çok amaçlı faz dizinli radarlar, yeni yakıt türleri kullanan tahrik sistemleri, nanoteknoloji, mikro uydular, siber savaş, otonom ve akıllı sistemler, yapay zekâ, ağ destekli savaş yönetim sistemleri, bu sistemleri destekleyecek iletişim ağları ve kuantum bilgi teknolojileri ve kuantum temelli kriptoloji teknolojileri belirlenmiştir.

Bilindiği gibi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca; 1998 yılından itibaren, savaş sistemleri alanında başlatılan GENESİS ve 2004 yılından itibaren harp gemisi inşası alanında başlatılan Milli Gemi (MİLGEM) projeleri sayesinde, ilk kez bir savaş gemisinin; tüm analiz, tasarım, geliştirme, bütünleştirme ve doğrulama aşamaları, tamamen milli imkânlarla gerçekleştirilmiştir.

“Orta ölçekli güç aktarım” yeteneğine sahip bir deniz kuvvetine dönüşme noktasında, Araştırma Merkezi Komutanlığı (ARMERKOM) ve Dizayn Proje Ofisi (DPO) gibi teknolojiye yön veren unsurların katkısının çok yüksek olacağı aşikârdır. Esasen, bu iki kurum ile Türk Deniz Kuvvetleri çağ atlamış ve milli savunma sanayisine stratejik katkılar sağlamıştır. Türk Deniz Kuvvetleri, kendi savaş yönetim sistemlerini milli olarak tasarlayarak gerçekten çok yüksek bir öz yeterlilik seviyesine ulaşmıştır. Bunun devam ettirileceği de strateji dokümanında açık olarak belirtilmiştir.

İnsan Gücü

Strateji dokümanında, Türk Deniz Kuvvetlerinin gerçek sermayesinin, tüm yeteneklerin önünde bir kuvvet çarpanı olarak yer alan insan gücü olduğu önemle vurgulanmıştır. Hedef olarak koyulan “orta ölçekli güç aktarım” stratejisinin etkinlikle uygulanabilmesinin, kendisine verilen tüm görevleri etkinlikle icra edebilecek kapasite ve beceriye sahip personel yetiştirilebilmesine bağlı olacağı kesindir.

Türk Deniz Kuvvetlerinin gerçek sermayesi, tüm yeteneklerin önünde bir kuvvet çarpanı olarak yer alan insan gücüdür.

Eğitim ve Tatbikatlar

Strateji dokümanında, eğitim ve tatbikat faaliyetleri kapsamında, genişleyen harekât sahasındaki dost ve müttefik ülke deniz kuvvetleriyle ve NATO unsurlarıyla daha yakın iş birliğine imkânı verebilecek fırsatların değerlendirilmesi ve bu kapsamda bir kısım tatbikatların NATO tatbikatları ile ilişkilendirileceği belirtilmektedir.

Çevre denizlerimizin yanı sıra Baltık Denizi’nden Hint Okyanusu’na ve Afrika’nın batısına kadar uzanan deniz alanlarında; tatbikat, eğitim ve iş birliği faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bu sayede Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi’nin kritik bir rol üstlenmesi hedeflenmektedir.

Yine aynı kapsamda, harekât eğitim faaliyetlerinin daha etkin ve gerçekçi olarak yapılabilmesi ve envanterde bulunanlar ile geliştirilmekte olan silah ve sistemlerin etkin bir şekilde tecrübe edilmesine imkân sağlayacak bir atışlı test alanının Türkiye’de tesisi hedeflenerek çok önemli bir açığın kapatılması amaçlanmaktadır.

Uluslararası Aktörlerle İlişki ve İş Birliği

Deniz Kuvvetleri strateji dokümanında, uluslararası aktörlerle ilişki ve iş birliği hususları da kapsamlı olarak ele alınmıştır.

NATO ile ilişkiler kapsamında, NATO’nun Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikasındaki değişmez rolüne uygun olarak, İttifakın Deniz Stratejisi’nin desteklenmesine yönelik faaliyetlerin yanı sıra:

  • İttifakın ortaklarla ilişkileri ve denizde kapasite arttırımı faaliyetlerinin desteklenmesi,
  • Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi ile iş birliği faaliyetlerine azami katılım,
  • NATO bünyesinde Yüksek Hazırlık Seviyeli Deniz Kuvveti (HRF) kurulmasının hedeflenmesi,
  • NATO savunma planlama süreci çerçevesindeki çalışmaların desteklenmesi; bu süreçte belirlenen isterlerin, milli savunma planlama faaliyetlerinde göz önünde bulundurularak devam edilmesi ve
  • NATO ülkeleri ile silahlanma alanında bilgi paylaşımına ve birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesine yönelik standardizasyon faaliyetlerine devam edilmesi gibi hususların önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç

Strateji dokümanı, çok önemli saptamalarda bulunmaktadır. Bunlar kısaca şöyle özetlenebilir:

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ün; “Donanmadan yana kuvvetli olmak Türkiye’nin savunması için şarttır.” tespiti, Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nin temelini oluşturmaktadır.
  • Ege’de mevcut açık deniz alanlarının korunması, Türkiye için hayati önem taşımaya devam etmektedir. Öte yandan, Doğu Akdeniz’de artmaya devam eden anlaşmazlıklar, çok ciddi sonuçlar doğurabilecek seviyeye ulaşmıştır.
  • Türk Deniz Kuvvetleri, “Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti” olma hedefini koymuştur. Türk Deniz Kuvvetlerinin, dünya bahriyeleri arasında orta ölçekli küresel güç aktarım yeteneğine sahip deniz kuvveti kategorisine yükselmesi, yeni bir başlangıç noktasıdır.
  • Türk Deniz Kuvvetleri, bu perspektifle öncelikle ülkemizi çevreleyen denizlerdeki olası risk ve tehditlere karşı caydırıcılık gücünü pekiştirmeye; diğer taraftan, deniz hak ve menfaatlerimizi tüm dünya denizlerinde koruyabilme, bölgesel ve küresel barış ve istikrara etkin katkı sunabilme kapasitesini arttırmaya yönelik gayretlerini sürdürecektir.
  • “Milli güce dayalı etkin bir deniz gücüne sahip olmak ve bu kuvveti dünya denizlerinde Türkiye’nin alaka ve menfaatlerini elde edecek şekilde kullanmak” artık bir vizyondur. Uzun yıllardır sürdürülen gayretlerle harp gemisi dizayn ve inşası ile kritik sistemlerin tedarikinde dışa bağımlılığı azaltma istikametinde önemli atılımlar gerçekleştirilmiştir. Gelinen aşama itibarıyla tarihi bir eşiğe erişildiğini söylemek mümkündür.
  • Bu zorlu stratejiyi hayata geçirmek üzere, Türk Deniz Kuvvetleri, yapısal bir dönüşümü başlatmış durumdadır.
  • “Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti” olabilmek için:
    • Kuvvetin filo, harekât, teknik, eğitim, lojistik yapısının açık deniz harekâtlarını destekleyecek şekilde adaptasyonu,
    • Halen inşası devam güç aktarım platformlarının süratle envantere alınması,
    • Açık denizde, kayıtsız-şartsız hava savunma desteği sağlayacak HSH platformları ile görev kuvvetini, su altı tehditlerine karşı koruyabilecek, havadan bağımsız tahrik sistemi ile donatılmış denizaltıların envantere alınması,
    • Güç aktarım görev kuvvetinin, ağ destekli muharebe yeteneği ile donatılması ve dünyanın her yerinde kesintisiz iletişim ve muhaberesinin sağlanması gibi hususlar, ulaşılması zorunlu kritik hedeflerdir.
  • Bu zorlu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi, öncelikle karar verici ve uygulayıcı konumda bulunan birey ve kurumlar arasında; anlayış, inanç ve hedef birliğinin sağlanabilmesine bağlıdır. Deniz Kuvvetlerinin, Türkiye’nin; savunma, güvenlik, dış politika ve denizcilik hedeflerine katkısı hakkındaki farkındalık ne kadar yüksek olursa hedefleri de bu alanlarda faaliyet gösteren kurumlar ve karar vericiler tarafından o oranda desteklenecektir.

Öte yandan, RF’nin artan saldırganlığı karşısında da yeni tedbirlerin alınması ve Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’nin, önümüzdeki dönemde buna göre uyarlanması söz konusu olabilir. Bu kapsamda:

  • Boğazların daha etkin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması,
  • Karadeniz’de, Uzun Ufuk ve diğer TSK müşterek sistemleri vasıtasıyla denizdeki muharip platformlarımıza, silah tevcih hassasiyetinde su üstü ve hava resmi aktarımının sağlanması,
  • Tüm Karadeniz’i etkisi altına alabilecek ve su üstüne atılan, en az 300 km menzilli ASCM (Anti Ship Cruise Missile / Gemilere Karşı Atılan Seyir Füzesi) sistemlerinin milli olanaklar ile geliştirilerek deniz ve kara platformlarımıza entegrasyonu gibi hususlar göz önüne alınabilir.

“Deniz Kuvvetlerinin Türkiye’nin savunma, güvenlik, dış politika ve denizcilik hedeflerine katkısı hakkındaki farkındalık ne kadar yüksek olursa, hedefleri de bu alanlarda faaliyet gösteren kurumlar ve karar vericiler tarafından o oranda desteklenecektir. “Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi”, bu farkındalığı artırabildiği takdirde, amacına hizmet etmiş sayılacaktır.”

“En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”

Mustafa Kemal ATATÜRK”[14]

 

Dip Notlar

Temel Kaynak: Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi, Mayıs 2015 http://www.dzkk.tsk.tr/data/icerik/392/DZKK_STRATEJI.pdf

  1. UNCTAD (United Nations Conference on Trade and Development), Review of Maritime Transport 2014, http://unctad.org/en/pages/PressRelease.aspx?OriginalVersionID=230.
  2. Dünyada ve Türkiye’de Ekonomik Gelişmeler ve Deniz Ticaretine Yansımaları, T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü, 2012.
  3. 2013 yılı itibarıyla Türkiye’nin ihracatının hacim olarak %74’ü, değer olarak %55’i; ithalatının ise hacim olarak %93’ü, değer olarak ise %55’i deniz yoluyla gerçekleştirilmiştir. T.C. Ulaştırma Denizclik ve Haberleşme Bakanlığı Deniz Ticareti 2013 İstatistikleri Deniz Taşıtları, Denizyolu Taşıma Ve Teşvik İstatistikleri 2014 http://www.ubak.gov.tr/BLSM_WIYS/DTGM/tr/Kitaplar/20140613_162122_64032_1_64480.pdf
  4. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Haziran 1995’te Yunan Hükümeti’nin Lozan Barış Antlaşması ile kurulmuş olan dengeyi bozacak biçimde Ege’deki karasularını 6 milin üzerine çıkarması halinde Türkiye’nin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dâhil olmak üzere tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir.
  5. 2006 yılından itibaren Türkiye ile yaptıkları ikili anlaşmalara istinaden; RF, Ukrayna ve Romanya harekâta katkı ve katılım sağlamaktadır.
  6. Doğu Akdeniz’deki sınırlandırmaların hakkaniyete uygun yapılması gerekirken, GKRY’nin sınırlandırma antlaşmaları ortay hat kriterine dayandırılmış; bu yöntem, Kıbrıs’ın kıyılarının GKRY’nin antlaşma yaptığı devletlerin kıyılarından çok daha kısa olması nedeniyle, başta Türkiye ve Mısır olmak üzere, kıtasal kıyı devletleri aleyhine orantısız sonuçlara ve hak kayıplarına yol açmıştır. (bkz. Sertaç Hami Başeren, “Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sınırlandırması Sorunu: Tarafların Görüşleri, Uluslararası Hukuk Kurallarına Göre Çözüm ve Sondaj Krizi”, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset, s.259.)
  7. NATO Alliance Maritime Strategy, 17 Haz 2011, http://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_75615.htm
  8. Bir Dünya Devinin 21. Yüzyıl Deniz Gücü Stratejisi, M. Kubilay Tok, Makale, MSI Dergisi, Sayı 124, Ekim 2015.
  9. http://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=225&dil=1&tdgg=1
  10. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA)’nin 2013 yılı verilerine göre; petrol ve petrol türevleri üretiminin dünya çapında toplam miktarı günlük 90,1 milyon varildir. Bu miktarın %63’üne tekabül eden 56,5 milyon varili deniz yoluyla taşınmaktadır.
  11. 2013 yılı EIA verilerine göre; kritik düğüm noktalarından taşınan ham petrol ve petrol ürünleri miktarları, günlük milyon varil bazında, şu şekildedir: Hürmüz Boğazı 17,0, Malakka Boğazı 15,2, Süveyş Kanalı ve Süveyş-Akdeniz Boru Hattı 4,6, Babül Mendep Boğazı 3,8, Danimarka Boğazları 3,3, Türk Boğazları 2,9, Panama Kanalı 0,8.
  12. 1. Barbaros Hayrettin Paşa’ya atfedilen bu sözle ilgili olarak, ABD Deniz Harp Okulu’nun iki eski profesörü tarafından 1920 yılında yayımlanan, “A History of Sea Power” kitabında şu yoruma yer verilmektedir: “Sultan Soliman the Magnificient, the ruler under whom the Turkish Empire reached its zenith, summoned the Algerian corsair Barbarossa and gave him supreme command over all the fleets under the Moslem banner. At this time, 1533, Barbarossa was 77 years old, but he had lost none of his fire or ability. On the occasion of being presented to the Sultan, he uttered a saying that might stand as the text for all the writings of Mahan: ’Sire, he who rules on the sea will shortly rule on the land also.’”, (bkz. William Oliver Stevens, Alan Westcott, “A History of Sea Power”, p.91, http://www.gutenberg.org/files/24797/24797-h/24797-h.htm)
  13. 13. Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi 1660-1783, “The Influence of Sea Power Upon History 1660-1783” Admiral Alfred Thayer Mahan.
  14. Mustafa Kemal ATATÜRK, TBMM II. Dönem, II. Toplantı Açılış Yılı Konuşması, 01 Kasım 1937.

2,319 toplam görüntüleme, 11 bugünkü görüntüleme