KAPLAN MT, Endonezya için Güç Çarpanı Olacak – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

KAPLAN MT, Endonezya için Güç Çarpanı Olacak

21 Kasım 2017

Alper Çalık’ın MSI Dergisi’nin, 152’nci sayısında yayımlanan “KAPLAN MT, Endonezya için Güç Çarpanı Olacak” başlıklı analizi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

Tasarım ve geliştirme faaliyetleri, 2014 yılında imzalanan sözleşme uyarınca, FNSS ve PT Pindad ortaklığında devam eden Orta Ağırlık Sınıfı Tank KAPLAN MT’nin konsept tasarımı tamamlanmış ve araç, 2-5 Kasım tarihlerinde, Jakarta’da düzenlenen Indo Defence 2016 fuarında tanıtılmıştı. IDEF 2017’de test edilmeye hazır prototipi ile sergilenen ve Eylül ayında testler için Endonezya’ya gönderilen KAPLAN MT, Endonezya’nın Ulusal Silahlı Kuvvetleri Günü etkinlikleri kapsamında, 5 Ekim’de, Cilegon şehrinde düzenlenen resmi geçit törenine de katıldı.

KAPLAN MT’den bahsetmeden önce, genel olarak tankları; ardından da orta ağırlık sınıfı tankları kısaca anlatalım.

 

Tankların Sınıflandırılması ve Orta Ağırlık Sınıfı Tanklar

Tanklar, yatık atış yollu ağır silahlar taşıyan, paletli ve zırhlı platformlardır. Bir başka ifadeyle palet, zırh ve silahın birleşimidirler. Bu üç ana bileşenden birisini çıkardığımızda, o araç, artık tank değildir. Örneğin, yatık atış yollu ağır silah taşıyan paletsiz bir zırhlı araç, mobil silah sistemi (MSS) olarak tanımlanır. Aynı şekilde, silah olmaksızın zırhlı personel taşıyıcı, zırh olmaksızın da tank avcısı olarak nitelenir. Bunların da ötesinde, silah sistemi yatık yolludan (görerek atış yapandan) dik yolluya (görmeyerek atış yapana) dönüştüğünde de o araç, artık bir tank değil, kundağı motorlu obüs olacaktır (Şekil 1).

 

Ağır ve orta sınıf tanklar arasındaki farklılıklar daha belirginken, hafif tank ve orta tank arasında ise çok keskin bir ayrım yok. Hatta bu ayrım oldukça bulanık. Öyle ki, hemen hemen aynı konfigürasyona sahip iki farklı aracın, birisi hafif tank olarak tanımlanırken diğeri orta tank olarak tanımlanabiliyor. Burada, üreticinin hedef kitlesi kadar, alıcının ihtiyaçları da isimlendirme sürecini etkiliyor. Ancak net bir ayrım yapmak gerekirse ağırlığı 20-25 tona kadar olan araçlara hafif tank; 30 ton ve yukarı ağırlığa sahip araçlara da orta tank denilebilir. Burada, araçların balistik koruma seviyelerinin, sınıflandırma üzerindeki etkisi net olmadığı için, bu konuyu değerlendirme dışı tutuyoruz. Ancak NATO’nun, zırhlı araçların koruma seviyelerinin tanımlandığı STANAG 4569 dokümanına göre, paletli bir platforma ve nispeten yüksek ateş gücüne sahip araçlardan;

– Seviye 2-3 aralığında balistik ve mayın korumasına sahip olanlara hafif tank,

– Seviye 4 ve üzeri balistik ve mayın korumasına sahip olanlara da orta tank denilebilir. Bu dokümanın, hafif zırhlı araçlar ve lojistik araçları için koruma seviyelerini tanımladığını belirtmekte de fayda var.

KAPLAN MT, 5 Ekim’de, Endonezya Ulusal Silahlı Kuvvetleri Günü vesilesiyle düzenlenen geçit törenine katıldı. Cilegon şehrindeki geçit töreninde, araç, Endonezya Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından kullanıldı.

 

Bu iki tip araç arasında, kullanılan ana silah anlamında da farklılıklar mevcut. Ancak bu ayrımı, doğrudan namlu çapını temel alarak yapmak hatalı olabilir; çünkü namlu çıkış hızı, namlu boyunun namlu çapına oranı gibi başka faktörler de bir savaş platformunun tanımında önemli rol oynuyor. Arjantin’de üretilen TAM (Tanque Argentino Mediano) orta tankında, bir dönem M1 Abrams tankında da bulunan, yüksek hızlı 105 mm çapında bir silah kullanılırken, Amerikan yapımı M551 Sheridan hafif tankında, düşük hızlı 152 mm’lik bir silah kullanılıyor. Hafif tanklarda, daha hafif silahların kullanılmasının temel sebebi, güçlü tank toplarının yarattığı yüksek geri tepme kuvvetlerini, yine, güçlü ve dolayısıyla ağır şasilerin taşıyabilmesi. Burada hafif tank örneklerini çeşitlendirmek için Stingray ve M8 AGS sıralanabilir. Benzer şekilde orta tanklara örnek olarak da -her ne kadar üreticisi tarafından hafif tank olarak sınıflandırılsa da- 35 tona yaklaşan ağırlığı ile CV90120 verilebilir.

Amerikan Kara Kuvvetleri tarafından, Vietnam Savaşı sırasında kullanılan ve 152 mm çapında, düşük namlu çıkış hızlı ana silaha sahip M551 Sheridan hafif tankı, nakliye uçaklarından paraşüt ile atılabilme özelliği ile 1’inci Körfez Harekâtı sırasında da kendine yer buldu.

 

Orta Sınıfın Gücü

Zaman içerisinde, ana muharebe tankı (AMT)’nın devreye girmesi ile orta sınıf tanka olan ihtiyacın ortadan kalktığına dair bazı değerlendirmeler yapılmış olsa da günümüz savaş alanları:

  • Oyalama görevleri,
  • Hafif veya havadan indirilen birliklere karşı geri bölge emniyeti,
  • Mobil gözetleme,
  • Hafif zırhlı konvoyların himayesi ve
  • Sızma önleme harekâtı,

gibi pek çok farklı görevin yerine getirilmesini zorunlu kılıyor ve AMT, bu görevler için, en ideal ya da en maliyet etkin platform olmanın bir hayli uzağında. Ayrıca, AMT’lerin ateş gücünde, tanksavar füzelerin etkinliğinde ve mayın ve el yapımı patlayıcıların kullanımında yaşanan artışlar, AMT’lerin koruma seviyesinin, dolayısı ile ağırlıklarının artmasına neden oldu. Modern AMT’ler, yumuşak zeminlerde, İkinci Dünya Savaşı’ndaki atalarından çok daha kötü performans sergiliyorlar. Altyapının yeterli olmadığı bölgelerde ise mevcut yolları kullanamıyorlar; örneğin, bazı köprülerin taşıyamayacağı kadar ağırlar.

Bahsetmekte yarar var; günümüz orta ağırlık sınıfı tanklarının, karşılıklı bir muharebede, AMT’ler için bir rakip olmadıkları aşikâr. Ancak muharebe sahasında, rakip muadilleri ile karşı karşıya savaşmak üzere tasarlanan, bu nedenle esas zırhını ön tarafında bulunduran AMT’lere kıyasla farklı bir avantaja sahipler ki; o da zırh korumalarının, dengeli bir biçimde, çepeçevre yayılmış olması. Bu durumun temel nedeni de orta ağırlık sınıfı tankların, AMT’ler gibi doğrudan taarruz görevlerinden ziyade, daha çok savunmaya yönelik rollerde kullanılıyor olmaları sebebiyle, karşılaşmaları daha muhtemel düşman olan, hafif ya da mekanize piyadenin, her yönden gelebilecek olması. Ayrıca, muharebe sahasında, kendilerine seçecekleri esas hedef olan zırhlı muharebe araçlarının 25-30 mm civarındaki ana silahlarından da 15-20 ton sınıfındaki hafif tanklara göre, çok daha iyi korunuyorlar.

Orta sınıfın ağır sınıfa göre bir diğer avantajı da yüksek hareket kabiliyeti (mobilite)’dir. Savaş alanında hızlı şekilde hareket ederek yer değiştirmenin önemi, tarih boyunca kendisini sayısız kez göstermiştir. Eski Türk savaş taktiklerinden birisi olan Hilal ya da Turan taktiği ve İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman Blitzkrieg (yıldırım muharebeleri) doktrini, bunun en bilinen örnekleri arasında yer alır. Bu taktikler, genellikle arazide hızlı hareket ederek yer değiştirebilen birlikler üzerine kuruludur.

105 mm’lik ana silaha sahip M8 Armored Gun System (AGS / Zırhlı Top Sistemi), 23 tona ulaşan ağırlığı ile hafif tank olarak tanımlanabilir. Amerikan Kara Kuvvetleri, değişen muharebe doktrininden dolayı 8×8 Stryker araç ailesini tercih ettiği için, M551 Sheridan hafif tankının yerini alması için geliştirilen M8 AGS’nin seri üretimine başlanmadı.

 

Orta sınıf tankların en büyük avantajlarından birisi de tabii ki stratejik nakledilebilirlik kabiliyetidir. Her ne kadar bu faktör asla önemini yitirmeyecek de olsa günümüzde, daralan savunma bütçeleri, dünya ordularını, daha küçük çaptaki kuvvetlerle daha geniş coğrafyalara hükmetmeye mecbur bırakmaktadır. Bununla birlikte, pek çok ülkenin, çeşitli politik sebeplerle uluslararası topraklarda icra etmesi gereken barışı destekleme harekâtı ve benzeri görevleri; özellikle havadan ve denizden naklin öne çıktığı stratejik nakledilebilirlik kavramının önemini, her geçen gün arttırmaktadır.

KAPLAN MT’nin lansmanı, IDEF 2017 sırasında yapıldı.

 

Bayrağı KAPLAN MT Devralacak

Kısaca açıklamaya çalıştığımız bu nedenlerle uzmanlar, günümüz şartlarında, hafif tank ve AMT arasındaki boşluğu dolduran orta ağırlık sınıfı tanka ihtiyacın azalmadığı; tam aksine, giderek arttığını değerlendiriyorlar. İşte modern muharebe sahasının bu ihtiyacına en güncel cevap olarak da FNSS’nin, Endonezyalı PT Pindad firması ile ortak bir çalışma kapsamında geliştirmekte olduğu, orta ağırlık sınıfı tank KAPLAN MT sahneye çıktı. KAPLAN MT’nin teknik özellikleri de kendisinden beklentilerle örtüşüyor.

Gövde: Tankın ağırlığı 35 ton civarında; güç/ağırlık oranı ise 20 BG/ton. Güç/ağırlık oranı, bir zırhlı aracın hareket kabiliyetini belirleyen esas etmen ve bu değer, bu sınıftaki bir araç için yeterli.

KAPLAN MT’nin çift pinli paletleri, bu ağırlık sınıfındaki modern paletli araçlarda, artık standart. Burulabilen milli süspansiyon sistemine sahip aracın motoru tarafından üretilen ısının bir bölümünün bertaraf edilebilmesi için, özel bir yazılımla donatılmış güçlü bir soğutucu sistem kullanılacağı ifade ediliyor. Güneydoğu Asya’nın tropik iklim koşulları düşünüldüğünde, daha genel iklim şartları için tasarlanmış araçlara kıyasla bu aracın, performans açısından da bir adım önde olacağı söylenebilir. Bunun sebebi, günümüz zırhlı araçlarında kullanılan dizel veya türbin motorları, ürettiği ısı enerjisini harekete dönüştüren makineler. Bu motorlar da ancak belirli sıcaklık aralıklarında iken en yüksek verimi üretirler. Motorun iç sıcaklığı belirli bir seviyenin üzerine çıktığında ise motorun hem verimi düşer hem de motorda hasar oluşması riski ortaya çıkar. Soğutma sistemleri de motorda oluşan fazla ısının, motordan uzaklaştırılmasını sağlarlar. Dolayısıyla hava sıcaklığının yüksek olduğu ve motordaki ısıyı uzaklaştırmanın daha zor olduğu koşullarda, etkili bir soğutma sistemi, önemli bir fark yaratacaktır. Bu bilgiler ışığında, KAPLAN MT’nin, Türkiye gibi, farklı harekât ortamlarına sahip coğrafyalarda da etkili bir motor performansı sergileyeceğini söylemek yanlış olmaz.

Bu özelliğin, aynı zamanda, ısı izinin azaltılması ve kızılötesi gözetlemeden gizlenme konusunda faydalı olacağı da kesin. Kızılötesi izlerin azaltılması, “önce gören önce vurur” prensibinin daima geçerli olduğu tanka karşı tank çarpışmalarında, hayatta kalmak için belki de en önemli faktör. Düşman tarafından görülmeden düşmanı görebilmenin önemi, kendisini, 1993 Körfez Savaşı’nda da göstermişti. Irak T-72’lerinden iki nesil daha gelişmiş termal görüntüleyicilerle teçhiz edilmiş Amerikan M1 Abrams tankları, Irak’ın tozlu ortamında, düşmanlarını çok daha uzak mesafelerden görerek ateş altına alabiliyorlardı. Amerikan tankları, bu sayede, neredeyse hiç kayıp vermeden, çok sayıda düşman tankını kısa sürede imha edebildiler.

Tanklar, sadece gözetleme görevi bile icra ediyor olsalar, bir şekilde ana veya yardımcı motorlarını, elektrik üretimi için belirli aralıklarla çalıştırmak zorundadırlar. Motorların çalışmasının yarattığı ısı enerjisi ise tank üzerinde belirli bir süre muhafaza edilir ve özellikle kızılötesi dalga boylarında ışıma yapmak suretiyle yavaşça etrafa yayılır. Termal kameralar da bu ışımayı tespit ederler. Bu nedenle termal görüntüleme sistemleri, günümüz tanklarında, hedeflerin sadece gece şartlarında tespiti için değil, duruma göre gündüz koşullarında da kullanılıyor. Ağırlıklı olarak metallerden yapılmış olan zırhlı araçların, içinde bulundukları ortamdan daha farklı bir ısınma ve soğuma eğilimleri vardır. Bu sebeple çoğunlukla etraflarından farklı bir sıcaklıkta olurlar ve bu farklar da termal görüntüleyiciler ile gündüz koşullarında dahi olsa tespit edilebilir. Örneğin, arkasında ağaçlık bölge bulunan, kamuflaj boyalı bir tankı uzak mesafeden tespit etmek, optik sistemler kullanıldığında bile oldukça zordur. Termal görüntüleyici kullanılması hâlinde ise arka planındaki ağaçlardan farklı sıcaklıkta olan tank, görüntüde ciddi bir kontrast yaratacaktır.

Arjantin Kara Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına yönelik olarak geliştirilen Tanque Argentino Mediano (TAM) orta tankı, Alman Marder zırhlı muharebe aracı temel alınarak tasarlandı. Marder’den farklı olarak bu araçta, 105 mm’lik ana silaha sahip bir kule kullanılıyor.

 

Zırhının koruma seviyesi daha düşük olan, dolayısıyla birincil savunması daha zayıf olan orta ağırlık sınıfı tankların ise AMT’lerden daha iyi gizlenebilmeleri gerekiyor. Burada da etkili bir soğutma sisteminin önemi, kendini net bir şekilde belli ediyor. Tank motoru tarafından yaratılan fazla ısı ne kadar hızlı bir biçimde tanktan uzaklaştırılarak tank soğutulursa termal görüntüleyicilerle tespit o kadar zorlaşıyor.

Aracın gövde altı, mayınlara karşı dayanıklı şekilde tasarlanmış. Bu da günümüzün asimetrik savaş koşullarının, kaçınılmaz bir sonucu gibi görünüyor. Aracın bu özelliği, Güneydoğu Asya’daki bazı ülkelerin envanterinde bulunan, Area Denial Artillery Munition (ADAM) tipi alan etkili ve obüsle atılabilen mayınlara karşı da bir savunma olarak öne çıkıyor.

Endonezya Hava Kuvvetlerinin elindeki en ağır kargo uçağının, yaklaşık 20 ton taşıma kapasiteli C-130 olduğu düşünüldüğünde, KAPLAN MT’nin, 35 tonluk ağırlığı ile hâlihazırda Endonezya Silahlı Kuvvetleri tarafından havadan nakledilemeyeceğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte araç, boyutları açısından değerlendirildiğinde, Tablo 2’de de görüleceği üzere, Türk Hava Kuvvetleri envanterinde de bulunan, A400M nakliye uçakları ile taşınabiliyor. Endonezya’nın da A400M almayı düşündüğünü not etmekte yarar var.

KAPLAN MT’nin bir farkı da daha tasarım aşamasındayken bir tank olarak planlanmış olması. Çünkü dünya üzerindeki modern rakipleri, ilk başta zırhlı muharebe aracı (ZMA) olarak tasarlanan; ancak belirli bir süre sonra, üzerine zırh kitleri ve daha ağır silah sistemleri eklenen platformlardan oluşuyor. Bu platformlara örnek olarak, CV-90 ZMA platformu üzerine geliştirilen CV-90120 T hafif tankı ya da Marder ZMA temel alınarak üretilen Marder hafif tankı verilebilir. Buradaki önemli nokta, tasarım ağırlığı 20-25 ton olan bir aracın, 30-35 tonluk bir yükün altına sokulması. Kuşkusuz tasarımcılar, gereksinimleri karşılayan bir araç ortaya çıkması için gerekli tedbirleri alıyorlar; ancak yine de daha en başından tank olarak tasarlanmış bir aracın, kendi içerisinde çok daha tutarlı ve dengeli olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Airbus A400M uçağı ile taşınabilen KAPLAN MT, stratejik nakledilebilirlik açısından, ana muharebe tanklarının önüne geçiyor.

 

Kule: Araçta, Endonezya Kara Kuvvetleri tarafından seçilen, Belçikalı CMI Defence firmasının, Cockerill 3105 kulesi kullanılacak. Cockerill 3000 ailesinin en ağır üyesi olan bu kulenin birincil silah sistemi, standart NATO mühimmatı atabilen, 105 mm’lik yivli top. Bu top ile aynı zamanda, yine CMI Defence tasarımı olan Falarick 105 füzesi de ateşlenebiliyor. Falarick, bir tür namludan atılan tanksavar güdümlü füzesi (Gun Launched Anti-Tank Guided Missile / GLATGM). Üretici firma, tandem başlıklı ve lazer güdümlü bu füzenin, 5.000 metre menzilden, patlayıcılı reaktif zırh ile korunan, 550 mm’lik çelik zırhı delebileceğini ifade ediyor. İkincil silah ise yakın koruma için 7,62 mm’lik makineli tüfek.

Kule, tam stabilizasyona sahip olduğu için, araç hareket hâlindeyken de etkili şekilde atış yapabilecek. Kule aynı zamanda, günümüzde standart hâle gelen; gündüz/gece görüntüleme sistemleri ve atış kontrol bilgisayarı ile donatılacak. Komutan, nişancıdan bağımsız olarak, kendi gözetleme periskopuna sahip olacak. Dolayısı ile nişancı bir hedefi ateş altına alırken komutanın da başka bir hedef araması imkânı bulunacak. Bu sayede, nişancı ikinci hedefi aramak için, zaman kaybetmeyecek. Yani bu özellik ile avcı-vurucu (hunter-killer) tipi görevler de etkili şekilde yerine getirilebilecek. Bu özellik ayrıca, komutan ve nişancının, aynı anda farklı yönleri gözetleyebilmesi imkânı da sunacak.

CMI Defence tarafından geliştirilen Falarick güdümlü tanksavar füzesi, KAPLAN MT’nin, 105 mm’lik ana silahından ateşlenebiliyor. Firma, bu füzenin, önünde reaktif patlayıcı zırh da olan 550 mm kalınlığındaki tank zırhını, 5 km mesafeden delebildiğini belirtiyor.

 

Ana silaha mühimmat yükleme görevi, kule arkasına yerleştirilmiş otomatik bir doldurucu sayesinde yerine getirilecek. Bu sayede, kule yüksekliğinin de bir miktar azaltılması sağlanmış. Özellikle orta/hafif sınıf tanklarda yaygın olarak kullanılan otomatik doldurucu tercih edilmesi sayesinde, kule içerisinde bulunan personel sayısı üçten ikiye indiği için, kule hacmi de ciddi oranda azalıyor. Çünkü otomatik doldurucular, çalıştıkları alanda ergonomik bir boşluğa ihtiyaç duymuyorlar. Azalan kule hacminin etkisiyle de hem kule ağırlığı azaltılmış hem de tank silueti alçaltılmış oluyor ve burada eski bir deyiş devreye giriyor: Zırhın altındaki hacim eşittir ağırlık.

FNSS Genel Müdürü ve CEO’su K. Nail Kurt, KAPLAN MT’nin geçit töreninde yer alması ile ilgili şunları söyledi: “KAPLAN MT’nin, resmi bir geçit töreninde, kullanıcısının sürdüğü bir araç olarak boy göstermesi, projenin ulaştığı olgunluğun ve kullanıcımızın, KAPLAN MT’ye duyduğu güvenin en büyük göstergesi oldu.”

 

Silah sisteminde en çok dikkat çeken ayrıntılardan birisi de kulenin istisnai yükseliş açısı. Bu tip silah sistemlerinde, azami yükseliş açısı, genelde +20 derece civarında iken Cockerill 3105 sistemi, +42 derecelik yükseliş açısı ile rakiplerinden ayrılıyor. Bu önemli bir detay ve coğrafi yapı ile birlikte değerlendirildiğinde, farklı bir anlam kazanıyor (Bkz. “Neden KAPLAN MT?” başlıklı kutucuk). CMI Defence yetkilileri, sistemin sahip olduğu bu yükseliş açısı sayesinde, 10 km menzile kadar endirekt atış kabiliyeti olduğunu ifade ediyorlar. Dolayısıyla bu özellik, aracın, orta ağırlık sınıfı bir tankın yanı sıra gerektiğinde bir hafif topçu sistemi olarak da kullanılabileceği anlamına geliyor. Mekanize savaşın doğası gereği, tanklara eşlik eden topçu unsurlarının da tanklar gibi zırhlı ve paletli bir şasi üzerinde bulunması gerektiği aşikâr. Endonezya’nın elindeki kundağı motorlu obüs sayısının, tanklara kıyasla daha az olduğu düşünüldüğünde, KAPLAN MT’ye, çift rol yüklemek istedikleri tahmininde bulunmak mümkün. Ancak yine de tank olarak imal edilmiş bir silah sisteminin, ancak zorunlu hâllerde topçu sınıfının görevlerini yerine getirebileceğini söylemek de yanlış olmaz.

KAPLAN MT’nin ana silahı, NATO standartlarındaki tank mühimmatını da kullanabilen ve otomatik doldurucu aracılığı ile yüklenen, yüksek namlu çıkış hızlı 105 mm’lik yivli top olacak.

 

Neden KAPLAN MT?

Endonezya’nın, neden bu tip bir muharip platformu tercih etmiş olabileceğini de incelemekte fayda var.

Altyapı: Öncelikli olarak, ülkedeki ulaşım altyapısında, bir AMT’nin görev yapabilmesi açısından çeşitli sorunlar olduğu biliniyor. Bu durumu, “lojistik maliyetin gayrisafi yurt içi hâsılaya oranı” şeklinde ifade edilen matematiksel bir ölçütle açıklamak mümkün. Bu değer, bir ülkenin lojistik maliyetlerinin, dolayısıyla altyapısının, ne durumda olduğunu anlamak adına temel ölçütlerden biri. Bu oran ne kadar yüksek ise ülkedeki ulaşım altyapısının o kadar maliyetli ve sorunlu olduğu anlaşılıyor. Asya ülkeleri için bu değerin ortalaması, %15-20 dolaylarında iken Endonezya için %27. Ulaşım altyapısı ile ilgili problemler ise ağırlıkları günümüzde 60+ ton seviyelerinde olan AMT’lerin, stratejik mobilitesini önemli ölçüde kısıtlıyor. Kısacası, köprüleriniz zayıf ise tankla gezemezsiniz. Daha düşük ağırlığa sahip orta ağırlık sınıfı tankların avantajı, işte burada kendini gösteriyor.

Azami 35 tonluk ağırlığı ile KAPLAN MT, ana muharebe tanklarının girmekte zorlanacağı yumuşak zeminli araziler ve taşıma kapasitesi düşük köprülerden sorun yaşamadan geçebilecek şekilde geliştirildi.

 

Ekonomik/Lojistik: Bu iki başlığı bir arada incelemekte yarar var. Şöyle ki; ülkenin elinde, farklı özelliklere sahip pek çok hafif tank ve tekerlekli zırhlı araç bulunuyor. AMT’leri hariç tutarsak Bunlardan en ağır silaha sahip olanların namlusu, 90 mm çapında. Ayrıca sahip oldukları Leopard 2 A4 tankları da 120 mm’lik ana silaha sahip. Dolayısı ile ağırlıklı olarak 90 ve 120 mm’lik silah sistemlerine sahip olan bir orduya, 105 mm’lik mühimmat kullanan bir silah sisteminin girişi, ordunun lojistik altyapısında önemli bir değişim ve başlangıçta çok maliyetli bir yük demek. Ancak 105 mm’lik mühimmatın, 120 mm’lik mühimmatlara kıyasla daha ekonomik olduğu ve dünya üzerinde daha kolay bulunabildiği de bir gerçek. Tüm bunlara ilave olarak, daha düşük etkili yarıçapı dolayısıyla 105 mm’lik mühimmat, 120 mm’lik olanlara kıyasla daha az ikincil hasar (collateral damage) yaratıyor ve özellikle meskûn mahalde yaşanan çatışmalarda, istenmeyen kayıpların önüne geçilmesini kolaylaştırıyor.

Ayrıca Endonezya’nın, son yıllarda artan askeri bütçesinden de bahsetmek gerek. 2009-2016 yılları arasında, Endonezya’nın savunma bütçesi, yıllık 4 milyar dolardan, yaklaşık 8,5 milyar dolara kadar yükselmiş durumda. Dolayısı ile artıları, eksileri ve ülkenin ekonomik koşulları ile bir arada değerlendirildiğinde, 105 mm çapındaki ana silah seçiminin anlamı kendisini belli ediyor.

Coğrafik: Endonezya, tropik kuşakta bulunan bir ülke. Dolayısıyla ülkedeki ortalama sıcaklıklar bir hayli yüksek. Araçta, gelişmiş bir soğutma sistemi bulunacak olmasının bir sebebi de bu. Sonuçta içten yanmalı motorların tamamı, termodinamik makineler ve ancak belirli sıcaklık aralıklarında etkin bir biçimde çalışabilirler. Endonezya, volkanik adalar üzerine yerleşmiş bir ülke olduğu için de ülke oldukça dağlık ve ortalama eğim epey fazla. Burada da kulenin, +42 derecelik yükseliş açısının önemi kendisini belli ediyor.

Bunların yanında Endonezya, binlerce adadan oluşan bir ülke. Çeşitli kaynaklara göre farklılık göstermekle birlikte, ülke sınırları içerisinde 18.000 civarında ada olduğu ifade ediliyor. KAPLAN MT, amfibik bir platform değil. Bununla birlikte, bu kadar çok adanın bulunduğu bir harekât alanında, 65 ton ve üstü ağırlığa sahip bir AMT’ye kıyasla 35 ton civarı ağırlığa sahip bir orta tankın, çıkarma gemileri ile taşınmasının çok daha kolay olacağını söylemek yanlış olmaz.

 

KAPLAN MT, Olgunluğunu ve Kendisine Duyulan Güveni, Endonezya’da Sergiledi

FNSS’nin, Endonezyalı PT Pindad firması ile ortak bir çalışma kapsamında geliştirdiği Orta Ağırlık Sınıfı Tank KAPLAN MT, prototipinin IDEF 2017’de boy göstermesinin ardından, 5 Ekim’de, Endonezya Ulusal Silahlı Kuvvetleri Günü vesilesiyle düzenlenen geçit törenine katıldı. Cilegon şehrindeki geçit töreninde, araç, Endonezya Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından kullanıldı.

FNSS Genel Müdürü ve CEO’su K. Nail Kurt, KAPLAN MT’nin geçit töreninde yer alması ile ilgili şunları söyledi: “KAPLAN MT’nin, resmi bir geçit töreninde, kullanıcısının sürdüğü bir araç olarak boy göstermesi, projenin ulaştığı olgunluğu ve kullanıcımızın, KAPLAN MT’ye duyduğu güvenin en büyük göstergesi oldu. Yakın dönemde, başka bir ülkede, yeni geliştirilen bir aracın, bir geçit töreni sırasında yaşadığı talihsiz yangın, bu işin ne kadar ciddi olduğunun kanıtı. Ürünümüz, günümüzün asimetrik harp şartlarında çok etkili olacak bir çözüm. KAPLAN MT; kolay ve hızlı konuşlanma, yüksek manevra kabiliyeti, düşük görünürlük, yüksek ateş gücü ve maliyet etkinlik gereksinimlerinin hepsini karşılıyor.”

Proje kapsamında, KAPLAN MT’nin, Endonezya’daki testleri devam ediyor.

 

NATO’nun Zırhlı Araçlar için Tanımladığı Koruma Seviyeleri

NATO STANAG 4569 dokümanı, zırhlı araçlar için koruma seviyelerini tanımlıyor. Dokümanda belirtilen koruma standartlarına ulaşabilmek için, aracın, kinetik enerjili mühimmattan, topçu mühimmatından ve mayın patlamalarından, kendisini belirli bir ölçüye kadar koruması gerekiyor. Bunlardan Tablo 1’de de görülen seviye 4 ve 5’i, üç ayrı başlık altında kısaca açıklamak gerekirse:

– Kinetik enerjili mühimmata karşı koruma: Seviye 4 standardına erişebilmek için, zırhlı bir aracın, taşıdığı personeli, 14,5 mm çapındaki ağır makineli tüfeklerden atılan zırh delici mermilere karşı, her yönden (360 derece) koruması gerekiyor. Seviye 5 standardı için ise buna ilave olarak aracın; ön taraftan, 60 derecelik bir açı içerisinden gelebilecek, 25 mm çapındaki otomatik toplardan atılan zırh delici mermilere karşı koruma sağlaması gerekiyor.

– Topçu mühimmatına karşı koruma: Aracın, seviye 4 ve seviye 5’te, 25 metre mesafede ve havada paralanan, 155 mm çapındaki yüksek infilaklı mühimmata karşı taşıdığı personeli koruması gerekiyor.

– Mayın koruması: Dokümanda, mayın koruması seviye 4’e kadar tanımlanmış. Seviye 4 için, aracın, taşıdığı personeli, araç altında patlayan, 10 kg ağırlığındaki anti tank mayınlara karşı koruyabilmesi gerekiyor.

 

Sonuç

FNSS ve PT Pindad ortaklığında üretilecek olan orta ağırlık sınıfı tank KAPLAN MT, Türk savunma ve havacılık sanayisi açısından, tank sınıfında ihraç edilecek ilk araç olma özelliğini taşıyor. FNSS açısından ise zaten var olduğu Asya pazarındaki varlığını güçlendirecek ve ciddi bir rakip olduğunu tekrar gösterecek. Ayrıca bu araç, Türk savunma ve havacılık sanayisinin, artık sadece rakiplerine yetişmek için çabalamadığının, aynı zamanda onları geride bırakmaya başladığının da bir kanıtı.

645 toplam görüntüleme, 2 bugünkü görüntüleme