Savunma Harcamaları, Madalyonun Diğer Tarafını Gösteriyor – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Savunma Harcamaları, Madalyonun Diğer Tarafını Gösteriyor

4 Ağustos 2016
emre bey22

M. Emre Yazıcı’nın MSI Dergisi’nin 129’uncu sayısında yayımlanan makalesine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

NATO, üyelerinin 2008-2015 dönemindeki savunma harcamaları ile ilgili istatistiklerin yer aldığı raporu, 28 Ocak’ta yayınladı. Bu makalede, söz konusu rapora ait kapsamlı değerlendirmelerimizin yanı sıra ülkemizin savunma alanında dünyadaki yeri ile ilgili değerlendirmelere ve geleceğe yönelik projeksiyonlara yer vereceğiz.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin 2014 yılı harcamaları ile ilgili olarak elden geldiğince objektif bir değerlendirme yapabilmek için, NATO verilerinin yanı sıra SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute / Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi’nin verilerini ve ayrıca Sayıştay’ın, 2014 MSB bütçesi ile ilgili denetim raporunu karşılaştırmalı olarak inceledik.

Bu çalışmayı yaparken:

  • Gerek Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF)’nun MSB bütçesi içinde yer almaması,
  • Gerek TSK’nın bütün unsurlarının NATO kapsamında olmaması ve
  • Gerekse savunma harcamaları içinde yer alan; askeri amaçlı yardımlar, TÜBİTAK ile ilgili savunma Ar-Ge giderleri ve örtülü ödeneklerden yapılan harcamaların izlenmesindeki kısıtlar nedeniyle,

tüm resmi sağlıklı olarak görmenin zor olduğunu da belirtmekte yarar var.

Çalışma sonunda, ulaştığımız en belirgin sonuç; Türkiye’nin, savunma harcamaları, dolar bazında azalan bir seyir izliyor olsa da son 5 yıldaki savunma ürünleri ithalatında kayda değer bir artış olması.

emre bey2

Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Katma Değeri

28 Ocak’ta yayınlanan NATO raporunda, şu ana hatları görmek mümkün:

  • Türkiye’nin savunma harcamaları, Türk lirası bazında, 2008-2015 yılları arasında %74 artarak 32,69 milyar liraya ulaşmış.
  • Ancak, bu harcamalar, aynı dönemde, dolar bazında %17 azalarak 11,94 milyar dolar seviyesine gerilemiş.
  • Raporda, 2010 yılı ortalama dolar kuru temel alınarak yapılan analize göre, 2008-2015 arasında, bu harcamaların Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH)’daki oranı da %14 azalarak, %1,97’den %1,69’a düşmüş.
  • 2008-2015 döneminde, Türkiye’nin kişi başına düşen GSYİH’si, 9.900 dolardan 11.500 dolara çıkarken, kişi başına düşen savunma harcamaları, sürekli 190-195 dolar bandında seyretmiş; diğer bir deyişle neredeyse sabit kalmış.
  • Aynı dönemde, personel sayısı %6 azalırken personel giderleri %19 artmış.

2008-2015 arasındaki 8 yıllık dönemde, dolar-Türk lirası kurunu 2010 yılı ortalaması alarak yapılan değerlendirmede, Türkiye’nin savunma harcamalarının büyük değişkenlikler göstermediği tespitini destekleyecek şekilde, rapordaki veriler, bu dönemdeki savunma harcamalarının, -/+ %10’a yakın bir oynamayla ortalama 13,2 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Bu harcamanın içinde, askeri ekipmanın yanı sıra personel, altyapı ve yaklaşık %20 seviyelerine varan “diğer” giderlerin de bulunduğunu belirtelim. Raporda, “diğer” giderlerin içinde; harekât, bakım/onarım ve Ar-Ge giderlerinin yanı sıra diğer başlıklar altında yer almayan bütün giderlerin bulunduğu açıklanmış.

Raporun kapsadığı dönemde, Türkiye’nin, “ekipman”, yani; sistem, silah, teçhizat, donanım vb. harcamalarının toplam savunma harcamalarına oranı, yaklaşık %30’lardan, %25’lere düşen bir eğilim göstermiş.

Emekli personel ile ilgili harcamaları da hesaba katması nedeniyle SIPRI’nin yayınladığı veriler ile Bilgi Üniversitesi’nin verilerini eşdeğer bir baza oturtabilmek için, bu giderlerin de hesaplamalara dâhil edilmesi gereği, bu verilere ulaşmakta çekilen zorluklar nedeniyle karşılaştırmanın sağlığını olumsuz yönde etkiledi.

Görünen o ki, NATO’nun raporunda, Türkiye’nin 2014 yılı savunma gideri olarak verilen rakam olan 29,7 milyar lira, 2014 yılına ait Sayıştay Denetim Raporu’nda da yer alan, “bütçelenmiş” MSB rakamını temel alıyor. Oysa ki gerek Sayıştay gerekse Bilgi Üniversitesi raporlarında yer alan 2014 harcama gerçekleşmesi, 21,3 milyar lira. Ancak bu rakama, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, SSDF ve yukarıda değindiğimiz ve sağlıklı verilerin temininde kısıtlar olan giderleri eklediğimizde, MSB’nin 2014 savunma harcamaları, 34,3 milyar liraya ulaşıyor.

SSDF’nin, neredeyse hepsinin “ekipman harcamaları” için kullanıldığı ve bütçenin kalan kısmında da bu harcamaların, NATO’nun raporunda 2014 yılı için verilen orana (%25,1) uyduğu varsayımıyla 2014 yılında, Türkiye’nin, toplam savunma harcamalarının, 10,6 milyar lirası ile “ekipman”, yani; sistem, silah, teçhizat, donanım vb. tedarik ettiğini kabul edebiliriz. 2014 yılı ortalama dolar kuru 2,19 alındığında, bu rakamın karşılığı, 4,8 milyar dolar oluyor.

Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD)’nin 2014 Sanayi Performans Raporu’nda, Türk savunma ve havacılık sanayisinin 2014 yılı toplam cirosunun, 5,1 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Bu rakamın içinde, sivil havacılığa yönelik üretim faaliyetlerinin yanı sıra savunma ve havacılık alanındaki hizmet niteliğinde faaliyetlerin de olduğu biliniyor. Sivil havacılık için yapılan üretimin, neredeyse tümünün ihracata yönelik olduğu gerçeği ve hizmet türü faaliyetlerin, bu makalede yapılan analizlerdeki hata payının altında kaldığı varsayımı ile aynı yıla ait 1,85 miyar dolarlık ihracat rakamını toplam cirodan düşerek, Türk savunma ve havacılık sanayisinin, MSB’ye, 2014 yılı içinde, azami 3,25 milyar dolarlık “ekipman” sağlayabildiği tespitini yapmak mümkün.

Yani, MSB’nin, 2014 yılında, ekipman tedariki için yaptığı 4,8 milyar dolarlık harcamanın, %68’i Türk savunma ve havacılık sanayisi ürünlerine gitmiş.

Yine SASAD raporundan aldığımız verilere göre, Türk savunma ve havacılık sanayisi, 2014 yılında, 1,35 milyar dolar ithalat yapmış. Bu rakamın da yurt içi satışlar ile ihracat arasında orantılı dağıldığını varsayabiliriz. Sonuç olarak, 2014 yılında, Türk savunma ve havacılık sanayisinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ekipman harcamalarında, net katma değerinin, yaklaşık %47 civarında olduğunu söylemek mümkün.

emre bey

 

 Petrol Tekrar Devrede

Buraya kadar yaptığımız tespitleri bir kenara koyarak, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafi-politik ortamın yakın gelecekte nasıl gelişeceğine ve bu gelişmelerin, Türkiye’nin savunma harcamalarını nasıl etkileyebileceğine bir göz atalım.

Son 2 yıl içinde, önceden kullanılamayan yataklardan, pek de çevreci olmayan yöntemlerle çıkarılmaya başlanan petrol ve bu petrolün ekonomik olarak çıkarılmasını engellemek isteyen konvansiyonel üreticilerin arzı arttırması başta olmak üzere, Çin ekonomisindeki yavaşlama ve OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) ülkelerinin petrol tüketimlerinde beklenen artışın gerçekleşmemesi gibi etkenler sonucunda, ham petrol fiyatlarında, %70’in üzerinde bir düşüş yaşandı.

Petrol fiyatlarındaki bu düşüşün, özellikle ABD’nin, “pek de çevreci olmayan yöntemlerle” petrol çıkaran firmalarını ekonomik olarak zor durumda bırakması beklenirken, evdeki hesap çarşıya uymadı ve bu firmalar, yöntemlerini geliştirerek pazarda kalmayı başardı. Hatta petrol fiyatlarındaki olası bir artışın, bu tür yöntemlerin daha yaygın kullanılmasına yol açarak; Rusya, İran ve Venezuela gibi, geçen yüzyıldan kalma yöntemlerle petrol çıkaran bazı ülke firmalarının pazar kaybetmesine yol açabileceğine dair göstergeler var. Petrol fiyatlarının tekrar yükselmesinin kaçınılmaz olduğu; ancak bu artışın -en azından uzunca bir süre için-; Rusya, Latin Amerika, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki çeşitli firmaların para kaybetmeden petrol çıkarmasına yetmeyeceği değerlendiriliyor. Kaldırılan yaptırımların ardından, İran petrolünün piyasalara girmesinin de fiyatları aşağı çekeceği bir diğer gerçek.

Petrol fiyatlarındaki düşüşün, iç huzursuzluklarını, kısmen ülke içinde satılan petrolü fonlayarak kontrol eden ülkelerin işine yaramayacağı da kesin. Bu ülkeler arasında; Venezuela’yı, Suudi Arabistan’ı, İran’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni ve Endonezya’yı sayabiliriz. Adı geçen ülkelerde, akaryakıtın litre fiyatı, 1 liranın altında.

Dâhili huzursuzlukları kontrol etmenin bir yöntemi de hiç şüphesiz ki, harici düşmanları canlandırmak veya yaratmak. Bu bağlamda, yakın vadede Suudi Arabistan-İran ilişkilerindeki gelişmeler, bölgenin ve dünyanın huzuru açısından belirleyici olacak gibi görünüyor. Çin’in, ama daha da önemlisi gelirlerinin yarısını petrol ihracatından elde eden bir ülke olarak Rusya’nın bu resmin ne tarafında olacağı ve Batı ile ilişkilerini nasıl yönlendireceği de son derece kritik.

Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki düşüşün dünya barışına tek olumlu katkısının, DAEŞ’in gelirlerini azaltmaktan ibaret olduğu konusunda hemfikir.

 

emre bey33

Harcamalar Sabitken İthalat Artıyor

Yukarıda, NATO verilerine dayanarak 2008-2015 yılları arasında, Türkiye’nin savunma bütçesinin dolar bazında %17 küçüldüğünü söylemiş; petrol fiyatlarındaki düşüşün, Türkiye’nin tam merkezinde yer aldığı coğrafyayı, yakın gelecekte nasıl etkileyebileceğinden de kısaca bahsetmiştik. Bu değerlendirme paralelinde, yakın gelecekte, Türkiye’nin savunma bütçesindeki küçülmenin devam etmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Burada asıl soru, bütçedeki büyümenin, Türk savunma ve havacılık sanayisine ne kadar yansıyacağı.

Bu konuda bir tahmin yapabilmek için, SIPRI’nin, Şubat ayında yayınlanan raporuna başvurduk. Söz konusu rapora göre, 2006-2010 döneminde, dünyanın en büyük 5 savunma ürünleri ihracatçısı olan; ABD, Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere, dünya savunma ürünleri ihracatının %73,2’sini yaparken, 2011-2015 döneminde, bu sıralama; ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya olarak gerçekleşmiş. Bu yeni beşlinin payı da %73,9 olmuş. Raporda, 2011-2015 döneminde, ABD’nin, dünya savunma ürünleri ihracatının üçte birini tek başına yaptığını görüyoruz.

Bahsi geçen bu iki “beş yıllık” dönem boyunca, Suudi Arabistan’ın reel savunma ürünleri ithalat hacmini %350’den fazla arttırarak 9’unculuktan 2’nciliğe yükseldiğini ve NATO ülkelerinin çoğunluğunda, 2009’dan bu yana sürekli kesintiye uğrayan savunma bütçelerinin, 2014-2015 döneminde, neredeyse sıfıra yakın kesintilerle geçtiğini de bu vesile ile hatırlatalım.

2006-2010 döneminde savunma ürünleri ithalatçısı ülkeler arasında 8’inci sırada olan Türkiye, 2011-2015 döneminde, ithalat hacmini reel olarak %46 arttırıp, 6’ncı sıraya yükselmiş. Bu dönemde Türkiye, savunma ürünleri ithalatının %63’ünü ABD’den yapmış. SIPRI, savunma harcamalarında, Türkiye’yi, 2014 yılında, dünyada 15’inci sıraya yerleştiriyor.

Bütün bu bilgilerin ışığında, 2016-2020 döneminde, Türkiye’nin, bölgede hızla artmakta olan silahlanma trendine paralel olarak, savunma bütçesinde kayda değer artışlar yapması son derece olası. Türk savunma ve havacılık sanayisi tarafından üretilen savunma sistemlerinde kullanılan bazı kritik alt sistemlerin ithal edildiği; bunların bir kısmının ise teslim sürelerinin 2 yıla varabildiği gerçeğiyle konuya yaklaştığımızda, Türk savunma ve havacılık sanayisinin, son 5 yıldır dolar bazında yatay bir seyir izleyen MSB “ekipman bütçesi”ndeki ani bir ivmelenmeye cevap verebilmekte zorlanması kaçınılmaz gözüküyor. Bu tespit, zaten yeterince sıcak olan bölgenin daha da ısınmasının, ne yazık ki, Türkiye’nin kendi savunma ve havacılık sanayisinden daha çok müttefiklerinin savunma ve havacılık sanayilerine hizmet etme olasılığının yüksek olduğuna işaret ediyor.

1,646 toplam görüntüleme, 7 bugünkü görüntüleme