Söyleşi: ARES Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerim KALAFATOĞLU – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: ARES Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerim KALAFATOĞLU

25 Temmuz 2018

“Yeni Tesis Yatırımımızla, Türk Tipi Hücumbot Projesi’nin En Güçlü Adayıyız.”

 

ARES Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kalafatoğlu ile yapılan ve MSI Dergisi’nin 162’nci sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

Son dönemde sıkça duyurduğu ihracat haberleriyle adını gündemde tutan ARES Tersanesi, 2018’in ilk yarısında da bu ivmesini koruyarak 3 yeni ihracat sözleşmesinin altına daha imza attı. Adını daha çok yurt dışında elde ettiği başarılarla duyuran nadir firmalardan olan ARES Tersanesi, bir süredir Türk savunma sanayisinin gündeminde olan, Türk Tipi Hücumbot Projesi ile de yakından ilgileniyor. Firmanın güçlü yönleri, gelecek planları, yeni yatırımları ve gündemindeki projeler hakkında, ARES Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kalafatoğlu’ndan bilgi aldık.

Havuz testleri de dâhil olmak üzere tüm testleri tamamlanan ARES 63 ATILGAN, kısa zamanda seri üretime geçebilecek durumda.

 

MSI Dergisi: Kerim Bey, sizinle son dönemde hep son ürünler ve projelerden konuştuk. Biraz da son ürünün arkasındaki çalışmalarınızı sormak istiyoruz. Sizce, ARES Tersanesi’nin gücünün en büyük kaynağı nedir? Örneğin, tekne tasarım kabiliyetleri mi, üretim teknolojileri mi, sistem mühendisliği mi yoksa insan kaynağı mı? Bunlardan hangisini daha çok ön plana çıkartırsınız?

Kerim KALAFATOĞLU: Aslında hepsi demek daha doğru olur; çünkü ancak bu bileşenlerin tamamı bir arada ve ahenk içinde oldukları zaman, kendisinden beklenen görevleri yerine getirebilecek bir tekne ortaya çıkıyor. Dolayısı ile bu alanların tamamında iddialıyız. Ancak dördüne de kısaca değinmek gerekirse üretimle başlamak isterim. Teslimatlarımız, aslında üretim alanı için gereken her şeyi fazlasıyla söylüyor. Neticede geçtiğimiz yıl, 12 ay gibi bir sürede, 11 adet tekne teslim ettik. Bu bile başlı başına, Türkiye açısından bir rekor; ama biz bunun da ötesinde, kompozit gövdeli teknelerin üretimi anlamında, Avrupa’daki en büyük üretici olduğumuzu iddia ediyoruz. Tasarıma gelecek olursak bu konu da en az üretim kadar iddialı olduğumuz bir alan. Öyle ki; tasarımda ulaştığımız nokta, bizi rakiplerimizin birkaç adım önüne taşıyor ve satış konusundaki kabiliyetlerimizi de dramatik ölçüde arttırıyor. Sistem mühendisliği konusundaki başarımızı da entegrasyon kabiliyetlerimizle açıklayabilirim. Bu kabiliyet, bize, hem son kullanıcıya, konfigürasyon anlamında en doğru çözümü sunma yetisini hem de alt bileşenlerin tamamının montajını, kendi tesislerimizde yapabilme imkânı kazandırıyor. İnsan kaynakları ise bizim için bunların tamamını birbirine bağlayan bir tutkal adeta. Tüm bu ahengi, genç, dinamik ve enerjik kadromuza borçluyuz.

ARES 65 HARPOON, Katar İç Güvenlik Kuvvetleri envanterine girmek için gün sayıyor.

 

Yılda 11 Tekne

MSI Dergisi: Kompozit gövdeli tekne üretiminde, Avrupa’nın en büyük üreticisi olduğunuzu söylediniz. Bu tespitinizi ve üretim konusunu biraz daha açabilir misiniz?

Kerim KALAFATOĞLU: ARES Tersanesi, kazandığının çoğunu, yeni tesislere, yeni yatırımlara ve yeni alt yapılara dönüştüren bir firma. Bu sayede, 3 ya da 4 farklı tekne inşaatına, aynı anda devam edebildiğimiz gibi bu süreçleri, birbirinden etkilenmeyecek şekilde yönetiyoruz. Dediğim gibi, 1 yılda 11 adet tekne teslim etmeyi başarmış bir tersaneyiz. Bunların çoğu da yaklaşık 35 metre ve 48 metre boyunda tekneler. Dolayısıyla burada büyüklükten kastımız, sadece fiziksel büyüklüğün ötesinde; üretimde kullandığımız teknolojilerimiz, kalitemiz, üretim hızımız ve paralel üretim kabiliyetimiz. Daha spesifik olarak; epoksi reçine ve vakum infüzyon teknolojisi ile kompozit gövdeli askeri gemi inşa eden, dünyadaki tek firmayız. Tüm bunları başarırken de kalite algımızdan asla ödün vermiyoruz. Şu ana kadar teslim ettiğimiz teknelerden hiç birisi, buraya geri dönmek zorunda kalmadı. Kullandığımız teknolojiler, artık bizi uzun yıllar gövde garantisi verebilecek duruma getirdi. Katar Sahil Güvenlik Komutanlığı için üstlendiğimiz projede, gövde garantilerimiz 5 yıl; Umman için yeni üslendiğimiz bir projede ise 7 yıl. Bu taahhütlerin altına, hiç korkmadan imza atabiliyoruz. Hatta kullanıcı istediği takdirde, 20 yıla kadar gövde garantisi verebiliriz. Bunun dünyada örneği yok. Ağırlıklı olarak kompozitten örnek verdim; ama aynı zamanda, alüminyum ve çelik gövdeli tekne üretim kabiliyetlerimiz de oldukça iyi durumda; daha da iyi olmaya devam ediyor. Bu konuda da yürüttüğümüz yatırım çalışmaları var.

 

Paralel Yürüyen Projeler, Etkili Planlamanın Sonucu

MSI Dergisi: Yatırımlar konusunu da daha detaylı sormak istiyoruz; ancak öncesinde, aynı anda pek çok tekne inşa ettiğiniz bu sürecin yönetiminde, planlama becerilerinin de katkısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: Evet, elbette. Zaten etkili bir planlamanız, yönetim modeliniz, tedarik zinciriniz, ERP alt yapınız ve verimlilik stratejiniz yoksa bırakın aynı anda 3-4 gemiyi inşa etmeyi, 1 tekneyi bile zamanında yetiştiremez, kalite isterlerini tutturamazsınız. Biz bu anlamda da kendimizi çok yetenekli görüyoruz. Ancak yetenekli olmamız, yerimizde saymamızı gerektirmiyor. Bu, sektörün dinamiklerine de aykırı. O yüzden, sürekli kendimizi geliştiriyoruz ve bu anlamda da yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Bu yapılanmanın da yıl sonunda tamamlanmasını hedefliyoruz. Kısacası, tersane yönetimi konusunda, kendi belirlediğimiz standartları, yine kendimiz yükselteceğiz.

 

Bahriyelinin Konforu, ARES Tersanesi için Çok Önemli

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin tasarım yetenekleri konusunu biraz daha detaylandırmanızı istesek bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Kerim KALAFATOĞLU: Bizim tasarım konusuna bakışımızı şöyle özetleyebilirim: Dünya her gün değişiyor; günlük hayatta kullandığımız cep telefonlarının, arabaların, kısacası her şeyin, sürekli yeni modelleri çıkıyor. Bu sürekli değişim ve dönüşümün de askeri gemi tasarımına yansımaması düşünülemez. Böyle bir çağda, çeşitli alanlarda, Avrupa ve hatta dünya liderliğine oynayan bir tersanenin, kendisini tasarım tarafından soyutlaması söz konusu olamaz. Kısacası tasarım, bizim çok önem verdiğimiz bir konu olduğu gibi, en güçlü yönlerimizden ve bizi rakiplerimizden ayıran, en önemli özelliklerimizden de birisi. Bunun meyvelerini de son dönemde yaptığımız satışlarla topluyoruz. Ancak tasarım konusunda, rakiplerimizden de çok eleştiri alıyoruz. Çünkü sektörün bu konudaki çıtasını, oldukça yüksek bir yere koyduk. Biliyorsunuz askeri gemiler söz konusu olduğunda, personelin konforu, daima en son öncelikli konudur. Gemi tasarımı yaparken kimse bahriyeliyi düşünmez. Ancak biz, askeri isterlerden ödün vermeden, personelin konforunu da tüm tasarımlarımızda daima gözetiyoruz. Hatta Katar Sahil Güvenlik Komutanlığı için inşa etmekte olduğumuz gemiler, neredeyse ultra lüks yat sınıfındalar. Burada, elbette, yat ve lüks gemiler konusunda, geçmişten gelen birikimimizin büyük etkisi var. Bu gemilerin tasarım ve mühendisliğini ise genç ve dinamik ekibimizle yapıyoruz. Tasarım anlamında iş birliği içerisinde olduğumuz, yerli ve yabancı tekne tasarımcıları elbette var; ancak bu firmalardan, sadece klas seviyesinde dizayn satın alıyoruz. Bu dizaynın, kullanıcıya teslim edilen gemiye dönüşene kadar olan zorlu süreçteki tüm detay tasarımlarını ise kendi bünyemizde yapıyoruz. Bu firmalara kısaca değinmek gerekirse yurt dışından BMT Nigel Gee ve Rolls-Royce, yurt içinden de yeni mutabakata vardığımız Delta Marine.

 

ARES Tersanesi’nin Müşterileri Kadar, Çalışanları da Mutlu

MSI Dergisi: Genç ve dinamik bir ekibiniz olduğundan bahsettiniz? ARES Tersanesi çalışanlarının yaş ortalaması nedir?

Kerim KALAFATOĞLU: Bu konuda da rakiplerimizden biraz ayrıştığımızı düşünüyoruz. Dediğim gibi, sürekli değişen dünyaya ayak uydurmak zorundayız. Bunun için de dinamizm şart. O yüzden, enerjik bir kadromuz var. Yaş ortalamamız da 30’un altında. Sayı olarak da yaklaşık 50’si beyaz yakalı; toplam 350 çalışanımız var. Tamamı da ortaya koyduğumuz ilkelere inanan arkadaşlar. Zaten bu dinamizmi ve ruhu hissedemeyenler, bizimle çalışamıyorlar. Bu enerjiyi alabilenler ise bizi bırakmıyorlar. ARES Tersanesi, bu anlamda, dışarıdan personel alan; ancak bir kez uyum sağlayabilen personeli kaybetmeyen bir firmadır. Çünkü personelinin mutlu olmasına önem verir.

Çalışanlarımız gerçekten çok donanımlılar ve bazıları, zaman zaman, Türkiye’ye son dönemde gelen yabancı kökenli tersanelerden iş teklifleri de alıyorlar; ancak yine de yola bizimle devam etmeyi tercih ediyorlar. Bünyemizde, birçok da asker kökenli arkadaşımız da var. Ama katı bir disiplin anlayışı ile çalışmayız. Hata yapan personelimizi cezalandırmaz, hatasından ders alması için teşvik ederiz. Şirket yöneticileri olarak buradaki işimiz, personelimizin hayatını kolaylaştırmak, yollarını açmak ve destek olmak. Özellikle mühendis arkadaşlarımızı, hayallerini gerçeğe dönüştürme, akıllarındakini ve kalplerindekini tasarıma yansıtmaları konusunda, gerçekten çok teşvik ediyoruz. Onları heyecanlandırmaya, ufuklarını açmaya çalışıyoruz. Yeni yapılanmamız içerisinde, personel anlamında da büyüyoruz elbette. Yakın dönemde, müdür seviyesinde aramıza katılmasını beklediğimiz 3-4 arkadaşımız daha var.

ARES Tersanesi’nin, Türk Tipi Hücumbot Projesi için teklifi, ARES 63 ATILGAN.

 

Türk Tipi Hücumbot için Teklif Hazır

MSI Dergisi: Yatırımlar, gelecek hedefleri ve stratejiler ile ilgili konulara da değineceğiz; ama bu noktada, Türk Tipi Hücumbot Projesi’nde vereceğiniz teklifle ilgili sorular sormak istiyoruz. Öncelikle teklifiniz nasıl bir bot olacak?

Kerim KALAFATOĞLU: Şu anda, yurt içindeki, bizim için en önemli proje, tabii ki Türk Tipi Hücumbot Projesi. Bu, çok iyi hazırlandığımız bir proje. Türkiye etrafındaki denizlerin tamamında, yüksek performans ile çalışabilecek, her türlü deniz şartında vazifesini yerine getirebilecek, Deniz Kuvvetlerimizin isterlerini fazlası ile karşılayan bir modeli zaten geliştirdik. Bunu yaparken de Rolls-Royce’tan sağladığımız, P2500 model gövdeyi temel alan bir gemi çizdik. Tüm hesaplamalarını da yaptık ve zaman içerisinde, ilavelerde bulunduk. Son olarak da gaz türbinlerinde bir iyileştirme yaptık ve geminin performansı daha da arttı. Çok iddialı olduğumuz bu projede tasarımımız, üretime hazır bir şekilde bekliyor. Bilgi istek dokümanına cevap veren firmalardan da birisiyiz zaten. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (Dz.K.K.lığı) ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) nezdinde, projemizin ilgi uyandırdığını da biliyoruz. Bu proje ilk kurgulandığında ve genel olarak bu tip gemi projelerinde, eğilim, kompozit gövdeli gemilerden yanaydı. Ancak bu kurumlardaki yeni ekipler, daha çok çelik tekne taraftarı ve bizim gemimiz de çelik gövdeli. Zaten biz de muharip gemilerde, kompozit gövdeyi katiyen önermiyoruz.

ARES Tersanesi’nin Proje Yönetimi ve Planlama departmanının sloganı: Fabrilia Movent Obrem (El İşi Dünyayı Oynatır)

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin bu proje için sunduğu teklifin, rakiplerine göre ne gibi avantajları var?

Kerim KALAFATOĞLU: Öncelikle en başa dönmek gerekirse proje ilk hayata geçirildiğinde, idare, 60 knot gibi bir sürat hedefi koyup, firmaların kabiliyetlerini sınamaya ve dünyadaki teknolojileri keşfetmeye çalıştı. Bu başarılı da oldu. Fakat süratle denizcilik arasında, bir denge vardır. Süratli gemi yaparsınız, denizcilik kabiliyeti düşük olur. Denizcilik kabiliyeti yüksek tekne yaparsınız; ama sürati düşük olur. Bizim teklifimiz ise hem denizcilik kabiliyeti ile hem de sürati ile öne çıkıyor. Türkiye’nin etrafı zorlu denizlerle çevrili olduğu için, denizcilikten ödün verme şansımız zaten yok. Benzer şekilde, Dz.K.K.lığının, bugün 50 knotların üzerinde; hatta 60 knot’a yakın hızlara ulaşabilen hücumbotlara ihtiyacı var. Hâlihazırda envanterdeki 20-30 yıllık teknolojiye sahip hücumbotlar, 45 knota kadar sürat yapabiliyorlar. Bizim teklimiz ise sahip olduğu deplasman tipi gövdesi ile yüksek denizcilik kabiliyetlerine sahip. Ayrıca P2500 gövde, çeşitli özellikleri sayesinde, 60 knot hızlara yaklaşıyor. Tasarımımızın, havuz testleri de dahil, her şeyi tamam. Görev bize verildiği takdirde, çok kısa zamanda, seri üretime girebilecek durumdayız.

Aslında idare de şu anda 60 knot hız istiyor; fakat bir yandan da biliyoruz ki; şu anda ciddi bir lobi, sürat isterlerini 50 knotlara çekmeye çalışıyor. Bence Türk Bahriyesi ve SSM, buna müsaade etmemeli. Böylece, dünyanın, belki de en kabiliyetli hücumbotları, Türkiye’ye ve Türk Bahriyesine kazandırılmış olacak.

Ayrıca, proje için, pek çok değişik teklif sunanlar da oldu. Örneğin, daha çok fiyortlar için tasarlanmış, çok gövdeli bir tekne önerildi. Hiçbir deniz kuvvetinin envanterine girmemiş, hiç satılmamış; hatta hiç inşa bile edilmemiş bir tasarım. Bu geminin, 60 knot sürat yaptığı söylendi; ancak böyle tekneler, sadece fiyortlarda ve göllerde yüzebilir; çünkü denizcilik kabiliyetleri kısıtlıdır. Ayrıca gemi, bir yerinden güdümlü mermi ile yara aldığı zaman, hangi yara savunma sistemi bununla başa çıkabilir, bilinmiyor.

ARES Tersanesi, Katar Sahil Güvenlik Komutanlığından aldığı ARES 150 HERCULES siparişlerinin teslimatları sürerken, Mart ayında, aynı gemiden 3 adet daha sipariş almıştı.

 

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin, genel olarak yurt içindeki konumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kerim KALAFATOĞLU: ARES Tersanesi, biliyorsunuz, önce yurt dışında başarılar elde ettikten sonra yüzünü Türkiye’ye dönen tek tersanedir. Bu, şu demek: Biz, önce devletin desteği ile yurt içinde kendine yer edinip, biraz büyüdükten sonra da kendine yurt dışında pazar arayan bir firma değiliz. Tam tersi, kendini yurt dışında ispatlayıp, ülkeye döviz getirip, sonrasında da kazandığımız tecrübeleri, milli projelere aktarmak isteyen bir şirketiz. Tersanecilik sektöründe, tekiz bu anlamda. Diğer taraftan, Türkiye’de; Sahil Güvenlik Komutanlığında, Emniyet Genel Müdürlüğünün çeşitli birimlerinde ve liman başkanlıklarında, birtakım botlarımız da yok değil. Bir yandan da tabii SSM ile sürekli görüşüyoruz. Türk Tipi Hücumbot Projesi’nin de haricinde, başlamasını beklediğimiz farklı projeler var. Bu yönde, önümüzdeki dönemlerde, birtakım yeni ihalelerin açılacağını düşünüyoruz.

 

MSI Dergisi: ARES Tersanesi olarak kurulduğunuz 2006 yılından günümüze, oldukça hızlı bir büyüme gösterdiniz. Geçtiğimiz yıl da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından, 2012-2016 yılları arasında, Türkiye’nin, en hızlı büyüyen şirketi seçildiniz. Bu büyümeyi, kısaca bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: İlk üretimimize, 2006 yılı sonunda, Antalya Serbest Bölgesi’nde, Siemens’ten kiraladığımız, 700 metrekare kadar küçük bir üretim alanında başladık. 2008 yılı yazında da kendimize ait, 3.000 metrekarelik ilk tesisin inşaatını tamamladık ve hizmete aldık. Kısa bir süre, Fransız bir firma için fason tekneler ürettikten sonra, ihtisaslaşmamız gerektiğini anladık ve ticari ve askeri projeler şeklinde, iki ana branşa yöneldik. Ardından, 2008 yılında patlak veren ekonomik kriz, gemi inşa sektörünü fena vurdu ve sektör, halen doğrulamadı. Ancak biz, bu süreçte yılmadık ve kendimize üstlenecek işler bularak yolumuza devam ettik. Diğer firmalar kadar da etkilenmedik krizden. Bugüne kadar da her geçen gün yaptığımız teslimatlar ile adım adım büyüdük; ancak bu büyüme, öyle tesadüfen ve kolaylıkla olmadı. Bunun arkasında, gözyaşı ve ter var. Ayrıca bu büyüme, borçla da gerçekleşmedi. Tamamen öz kaynaklarımız ile sağlıklı bir şekilde büyüdük. Ve sonuçta, kendi imkânlarımız ve pazarlama stratejimiz ile artık dünyanın her yerinde bilinen bir şirket haline geldik. Bunu da 2007’de ortaya koyduğumuz, çok ince formüle edilmiş stratejimize borçluyuz. Belirlediğimiz bu stratejiyi, ufak tefek bir iki revizyonla şu anda da hâlen yürütüyoruz.

ARES 63 ATILGAN’da, Rolls-Royce P2500 gövdesi temel alındı.

 

ARES Tersanesi, 30.000 Metrekareyi de Geçecek

MSI Dergisi: Yatırımlar açısından baktığımızda, bu büyüme ne yönde ilerliyor?

Kerim KALAFATOĞLU: Şu anda devam etmekte olan en önemli yatırımımız, Ekonomi Bakanlığından satın alarak tesislerimize katmakta olduğumuz yeni binamız. Bu binada, alüminyum ve çeliğe hayat vereceğiz. Robotik tezgahlarla; kesme, işleme ve blok üretimi yapacağız. Binanın denize cephesi, yaklaşık 70 metre, boyu da 92 metre olacak. Vinç altı yüksekliği 22 metre olan bu binada, 90 metreye kadar tekneler inşa edebileceğiz. Üretim hızımız da oldukça artacak. Bu yatırımdan; ihalesini kazanmamız halinde, Türk Tipi Hücumbot Projesi’nde de yararlanmayı planlıyoruz; ama elbette yeni tesisler, sadece bu projeye endeksli değil. Şu anki imkânlarımız da bu teknelerin inşasını mümkün kılıyor; ama yeni yatırımımız ile daha hızlı ve daha yüksek kalite standartlarında üretim yapabileceğiz. Umarım çok yakın zamanda, bu tesisten destekleyeceğimiz bir takım yeni teknelerimizi de markete sunacağız. Bu yeni tekneler konusunda da yine Delta Marine, BMT Nigel Gee ve Rolls-Royce ile çalışıyoruz. Ayrıca bir yandan da mobilya fabrikamızı büyütüyoruz. Hem kapasitemiz artacak hem de yat mobilyaları gibi daha farklı tarzda mobilyalar üretebileceğiz. Tüm bunların sonucunda da şu anda 26.000 metrekare olan tesis büyüklüğümüz, 30.000 metrekareyi geçecek.

 

ARES Tersanesi’ndeki mühendisler, “Bilim Adamaları Büyük Şeyler Yapmayı Hayal Eder, Mühendisler ise Yapar” mottosu ile çalışıyor.

MSI Dergisi: Bu 30.000 metrekarelik tesisin, ARES Tersanesi gibi bir firma için ne anlama geldiğini sorabilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: Biliyorsunuz kompozit, alüminyum ve çelikten inşa edilen gemiler, tamamen iklim kontrollü alanlarda yapılmak durumunda. Bu da kapalı inşa alanı demek. Hâlihazırda binalarımızda, içerisinde gemi inşaatı yaptığımız, birbirinden bağımsız, 4 ayrı çadırımız var. Bu çadırlarda, aynı anda, farklı iklim koşulları altında, farklı tekneler inşa edebiliyoruz. Dünyada eşi olmayan bu çadırlar, tamamen bizim tasarımımız ve bizim eserimiz. Dolayısıyla bütün bir gemiyi, tamamen kontrollü ve homojen bir iklim içerisinde inşa ediyoruz. Dış mekân sıcaklığı ne olursa olsun, bu çadırların içindeki sıcaklık, hep istediğimiz noktada kalıyor. Örneğin, Antalya’da dış ortam sıcaklığı, güneşin altında 50-60 derece iken, biz, bu devasa çadırlarda, 50 metrelik gemiyi, 15-20 derece sıcaklık altında inşa edebiliyoruz. Veya dışarıdaki sıcaklık 0 dereceyken 90 derece sıcaklık altında, ısıl işlem uygulayabiliyoruz. Devasa bir çadırı da bu sıcaklığa, 1-2 saat gibi çok kısa sürede çıkarmak ve bu ısıyı, orada sabit tutmak kolay bir iş değil. Bunları çok kuvvetli ısıtma, soğutma ve nem alma sistemleri ile başarıyoruz. Bunlar, tamamen bizim tasarladığımız ve yerli olarak Türkiye’de üretilmiş sistemler.

Dolayısı ile sadece 30.000 metrekarelik kapalı alan değil, o alanda ne yaptığınız da önemli. O alanı nasıl düzenlediğiniz, birbirine bağladığınız, sistematiğini nasıl oturttuğunuz, bant sistemini nasıl çalıştırdığınız önemli. Dolayısıyla 50.000 metrekarelik bir yeriniz de olabilir; ama orayı doğru yönetemedikten sonra, hiçbir anlamı yok.

 

MSI Dergisi: Peki robotik üretime geçmek, size ne gibi artılar katacak?

Kerim KALAFATOĞLU: Öncelikle alüminyum ve çelikten gemi inşasında, zaten yüksek olan ürün kalitemiz, daha da artacak. Ayrıca insan kaynaklı üretim risklerini asgariye indirecek ve standardizasyon getirecek. Normalde, yan yana çalışan iki kaynakçının yaptıkları kaynağın kalitesi, birbirinden nispeten farklıdır; ama robotla kaynak yaptığınız zaman, tüm kaynaklar, homojen hale gelir. Biz kompozitte, elle serim yöntemine kıyasla, vakum infüzyon teknolojisi ile bunu zaten yakalamış durumdayız.

MSI Dergisi: Tüm bu yatırımların ardından, ARES Tersanesi’ni, daha uzun vadede neler bekliyor?

Kerim KALAFATOĞLU: ARES Tersanesi’nin sınırları belli. Artık fiziksel büyümemiz nihai halini aldıktan sonra, mevcut yatırımızdan azami verimi almak için, optimizasyona odaklanacağız, teknolojiye odaklanacağız. Bu iyileştirme çalışmaları, şu anda da yürüyor; ancak büyümemizi tamamladığımızda, tüm enerjimizi buraya yönlendireceğiz. Bizim, belki de rakiplerimizden ayrıldığımız en önemli noktalardan biri de budur. Biz, hayatın, sürekli değişim içeren bir süreç olduğuna, ihtiyaçların daima değiştiğine inanıyoruz. Dolayısı ile her zaman, kendimizi o yönde evrimleştirme çabası içerisindeyiz.

Bir de şöyle düşünüyoruz: Biz, hayal gücümüzün kurguladığı her türlü gemiyi yapabilecek kapasiteye zaten sahibiz. Esas problem, bunun satışında. Satamadığımız bir şeyi üretmenin de manası yok. O yüzden, pazarlama kabiliyetlerimizi de sürekli geliştirmeye, pazardaki ilişkilerimizi sıcak tutmaya çalışıyoruz. Çünkü müşteri ilişkileri, bizim için çok önemli ve müşterimize, azami ehemmiyet veriyoruz. Müşteri, bizim için her şey. Müşterilerimizi mutlu edebilmek için de dediğim gibi çalışanlarımızı mutlu etmemiz gerektiğinin farkındayız. Sürekli bu dengeleri ve enerjiyi burada yaşatmaya çalışıyoruz. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman, önümüzdeki yıllarda, Türkiye’nin, ilk 3 gemi ihracatçısından biri ve sektörün lokomotifi olan bir firma olarak yolumuza devam etmeyi amaçlıyoruz. Türkiye’nin 2023 ihracat hedeflerine de yıllık, 150-200 milyon dolar civarında katkı sağlamak istiyoruz.

 

Sealium Alaşımını Türkiye’de İlk Biz Uygulayacağız

MSI Dergisi: Üzerinde çalıştığınız sınıflardaki tekneler için, gelecekte hangi teknolojiler öne çıkacak? ARES Tersanesi, bu teknolojilerle ilgili neler yapıyor?

Kerim KALAFATOĞLU: Kompozit konusundaki yeteneklerimiz, zaten ortada. O yüzden, artık alüminyum ve çelik konusunda da sektörün çıtasını yükseltmeye karar verdik. Özellikle alüminyum alanında, bu metalin, 5383 kodlu “Sealium” denilen bir alaşımı var. Denizcilik anlamındaki kabiliyetleri çok yüksek olan bu malzemeyi, Türkiye’ye getireceğiz ve Sealium ile Türkiye’de gemi inşa eden ilk firma olacağız. Bu malzeme, standart deniz alüminyumuna göre, mukavemet ve korozyon direnci açısından, çok daha gelişmiş bir malzeme. Artık ABD Deniz Kuvvetleri de son projelerinde, tamamen bu malzemeye doğru yönelmiş durumda.

ARES 110 HERCULES, Avusturalyalı Work Boat World Magazine tarafından, 2016 yılında, En İyi Karakol Botu olarak seçilmişti.

 

Kompozit, Alüminyum ve Çeliğe Hükmetmek

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin, birden fazla malzemeye hâkim olma stratejisinin nedenini ve size kattığı gücü sorabilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: Biz, her ne kadar gemi üreticisiysek de hazır ürün satmıyoruz. Elinde, 5-6 tane hazır modeli olup da müşteri geldiğinde, “Al, bu senin işini görür.” diyen bir firma değiliz. Terzi gibi, kumaşı, vücuda göre şekillendiren bir firmayız. Yeri geldiğinde, müşteriyi yönlendirerek, ihtiyaç tanımlarını değiştirebilen bir firmayız. A işi için tasarlayıp B işine sattığımız bir tekne yok. Bizim için önemli olan, yaptığımız teknenin, verilen görevi, %100 yerine getirebilmesidir. Bu yaklaşımımız, bize çok defalar iş de kaybettirdi. Müşteri, “Sizin şu teknenizi istiyorum.” dedi, biz de görevi sorguladık ve ona başka bir tekne önerdik. Bu yüzden de işi kaçırdık. Ama şu ana kadar sattığımız hiçbir bottan da ana işlevini görme anlamında bir şikâyet almadık. Biz, bir taahhüt şirketiyiz ve ihalelere giriyoruz. İhale neyi tanımlıyorsa onu yapabilecek yetkinlikte olmamız lazım. Bu yüzden de farklı malzemelere hâkim olmalıyız. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse kompozit teknolojimiz, deneyimimiz ve donanımımız çok iyi olmasına rağmen, sırf tekne satacağız diye, muharip sınıf gemilerde, ana malzeme olarak kompoziti önermeyiz. Bu tip gemilerde, alüminyum ve çelik daha üstün olduğu için, bu malzemeler üzerinden bir teklif sunarız. Dolayısıyla orada da kendimizi ihtisaslaştırdık. Şu ana kadar da bu malzemelerle pek çok tekne yaptık.

 

ARES Tersanesi, Katar’daki Dostluklarını Geliştiriyor

MSI Dergisi: Yurt dışında yürüttüğünüz projelerde, özellikle entegre lojistik destek tarafına da önemli bir vurgu yapıyorsunuz. Botların, daha kapsamlı bakımları ya da yarı ömür modernizasyonları gibi konulardaki planlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: Katar örneği üzerinden gidecek olursak bizim orada, artık yerleşik bir ofisimiz var. Büyüme anlamında, Türkiye’deki ölçeğimizi sınırladık; ancak Katar için, bu henüz söz konusu değil. Bize orada, Katarlı bir kamu kuruluşu olan Manateq tarafından tahsis edilmiş bir arazi var. Arazinin bulunduğu bölge ise denizcilik, gemi inşa, bakım, tutum ve satış süreçlerinin bir arada yürütüldüğü, enteresan bir sanayi bölgesi. Biz de bu bölgenin, serbest bölgeye dönüştürülmesi konusundaki fikrimizi, Manateq’e sunmuştuk. Onlar da bunu dikkate alarak, Katar devletinin ilgili kurumlarına teklifte bulundular ve onların teklifi, bir başka deyişle bizim fikrimiz kabul edildi. Katar Başbakanlığı altında, şu anda bir serbest bölgeler idaresi kuruluyor, biz de onu bekliyoruz. Regülasyonların bitmesini müteakip, hemen yatırıma başlayacağız. Bu tesis aracılığı ile de hem eğitim hem de bakım ve tutum tarafında hizmet vereceğiz. Gerekirse üretim ve modernizasyon da yapabileceğiz. Aslında farklı ülkelerden, modernizasyon konusunda talep de aldık; ancak şu aşamada, elimizdeki projelere yoğunlaşmaya karar verdik. Kendi teknelerimize yönelik bu tip düşüncelerimiz var ama.

ARES 63 ATILGAN’ın ana gövde malzemesi çelik olacak.

 

ARES Tersanesi, “ARES Katar” ile Büyüyecek
MSI Dergisi:
ARES Tersanesi’nin gündeminde, yurt dışında ortaklıklar veya şirketler kurmak var mı?

Kerim KALAFATOĞLU: Şu anda, dünyanın her yerinden ortaklık teklifleri alıyoruz; ama bizim böyle bir planımız yok. Ürünlerimizin lisansını alarak üretme yönünde talepler de geliyor; bunları da değerlendiriyoruz. Ama bu talepler, genellikle uzak coğrafyalardan geliyor. Kontrol edemeyeceğimiz pazarlara da gitmek istemiyoruz doğrusu. Tek başına lisansı ve dizaynı verip geri çekilmek de bize göre değil. Tasarımlarımızın inşasını da biz yapalım istiyoruz. Şu ana kadar, bu yönde pek çok ortaklığı değerlendirdik; ama hayata geçen bir şey olmadı. Olmamasının sebebi de dediğim gibi, kontrolü elden bırakmak istemediğimiz için, aslında biziz. Katar’daki tesis, bizim kendi yerimiz olacağı için, orada farklı bir model olacak. “ARES Katar” ismini vereceğimiz bu şirket, %100 bize ait olacak. Bu konuda, yıl içinde daha iyi haberler verebiliriz.

 

MSI Dergisi: Sivil tarafta da ciddi bir iş hacminiz var. Cironuzdaki askeri-sivil dengesi nasıl gerçekleşiyor? Bu konuda ulaşmayı hedeflediğiniz bir rakam var mı?

Kerim KALAFATOĞLU: Ciromuz, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında, %100 askeri olarak gerçekleşti. 2018 yılındaki ciromuzu ise %5’i sivil olacak şekilde kapatacağız. Daha uzun vadeli düşünürsek de şirketin yönetim kurulu başkanı olarak benim belirlediğim hedef, ciromuzun %25’inin sivil, %75’inin askeri olması. Bu stratejiyi, hem riskleri bölüştürmek hem de farklı alternatiflere açık olabilmek maksadıyla oluşturduk. Söz gelimi, askeri gemi projelerini üstlendiğimiz kurumların, sivil gemi ihtiyaçları da olabiliyor. Hatta önümüzdeki günlerde, size, böyle bir konuyla ilgili bir haber vermeye de hazırlanıyoruz. Benzer şekilde, sivil taraftan, askeri tarafa bir geçiş de olabiliyor. Diğer yandan, sivil gemi inşası, özellikle üretim kalitesini ispatlamak için, enteresan veriler üretebiliyor.

 

Ürün Yelpazesi Genişliyor

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin ürün portföyüne, yakın zamanda yeni bir platform katılacak mı?

Kerim KALAFATOĞLU: Önümüzdeki aylar içinde, portföyümüze, 1 adet 82 metre; 1 adet de 90 metre olmak üzere, iki adet yeni platform geliyor. Esasen birer mini korvet de diyebileceğimiz bu gemiler, literatürde, Multi Mission Surface Vessel (MMSV) olarak da tanımlanıyor. Bu gemiler, hem açık deniz karakol görevi görecek hem eğitim gemisi olacak hem de arama kurtarma kabiliyeti olacak. Hatta istenirse hava savunma sistemleri ya da güdümlü mermi lançerleri entegre edilebilecek kabiliyeti de olacak. Yeni yatırım yaptığımız tesiste, bu gemileri de inşa edebileceğiz.

 

%80 Yerlilik Oranı

MSI Dergisi: ARES Tersanesi; kara, deniz ve havada, sektörün tümüne bakıldığında; proje sayısı, ihracat karnesi ve teslim edilen platform sayısı gibi kriterlere göre, önde gelen platform üreticilerinden biri. Bu konum, size, alt sistemler ve bileşenler bazında, sektörü yönlendirebilme gücü de veriyor. Öncelikle teslim ettiğiniz ürünlerde, yerlilik oranınız ve yerli olarak tercih ettiğiniz ürünler nelerdir?

Kerim KALAFATOĞLU: Satış fiyatı üzerinden gidersek yerlilik oranımız, %80’lerde. Pek çok şeyi, kendimiz üretiyoruz. Örneğin, teknelerin bağlama babaları gibi. Diğer taraftan, dışarıdan satın almamız gereken birçok alt bileşende de artık yerli ürünleri standardımız haline getirdik. Birçok tedarikçiye de standardımızı öğrettik. Örneğin, Türkiye’deki askeri gemilere yönelik iklimlendirme sistemleri pazarı, son döneme kadar, hep ithal ürünlerle doluydu. Ama biz, yıllardır, %100 yerli bir ürün kullanıyoruz ve İzmir Klima Sanayi (İKS) isimli bir firmadan alıyoruz. Bence, Avrupa’nın en iyi klimasını yapıyorlar. Son dönemde teslim ettiğimiz gemilerde, bu ürünleri kullandık. Çapalarımız bile artık Türk Malı’dır. Bunların haricinde, bütün alarm sistemlerimiz yerli. Usturmaçamızda bile yerli firmaları tercih ediyoruz.

 

MSI Dergisi: Yerlilik oranının arttırılması konusunda, sektörden beklentileriniz neler? Alt yüklenici firmalar, özellikle hangi konulara eğilmeliler?

Kerim KALAFATOĞLU: Gemi inşa sektöründe, alt bileşenler anlamında, çok iyi bir alt yapı var Türkiye’de. Bu alt yapıyı da pek çok askeri projeye taşıyabiliyorsunuz. Ancak hâlen daha eksik olan konular da var. Örneğin, koltuklar. Şu anda kullandığımız kumanda mahali koltuklarımızın adı, ARES Comfort. Bunlardaki süspansiyonlar, ABD’li bir şirket tarafından, Kanada’da üretiliyor. Şu anda, buna yerli bir alternatif üretmeye çalışıyoruz. Türkiye’de ya bunu yapacağız ya da yaptıracağız. İstanbul’da bir firma bulduk. Onların önünü açtık ve neticede bir koltuk geliştirdiler; ama hala bizim istediğimiz standarda gelmiş değiller. Bu firmanın, ürünlerini biraz daha geliştirmesini sağlayıp, Bahreyn ve Umman’daki projelerimizin koltuklarını onlara yaptıracağız.

Yapısal malzemelere gelince… Şu anda, çelik dışında yerli ürün kullanma şansımız çok fazla yok. Ama biz, kompozitte de mümkün olduğu kadar yerli malzeme kullanmaya başladık. Kullandığımız karbon-fiber dahil, elyafların tamamına yakını yerli. Ancak kompozitin ana bileşenlerinden reçine, halen yerlileştirilmesine ihtiyaç duyduğumuz bir malzeme. Bu konuda çalışan birkaç firma var ve birisinin kalitesi gayet makul; ama infüzyon reçinesi standardına henüz erişemedi. Şimdi bu firmayı, o noktaya getirmeye çalışıyoruz. Oradaki kaliteyi yakalamasını istiyoruz. İnanmayacaksınız belki ama yerli olsun diye, bazı ürünlere de daha fazla para ödüyoruz. Dışarıdan daha düşük maliyetle alabilecekken Türk malı olsun diye, pahalı ürünleri aldığımız oluyor. Yerlileştirme konularını da bizzat takip ediyorum; bu konuda yetenekli firmalar gördüğümde, onlarla kendim görüşüyorum.

 

MSI Dergisi: ARES Tersanesi’nin Antalya’da olmasının avantaj ve dezavantajları nedir diye sorsak?

Kerim KALAFATOĞLU: Bu, cevaplaması zor bir soru. Gemi inşa sektörü biliyorsunuz, Türkiye’de, Tuzla ve Yalova’da kümelenmiş durumda. Öncelikle o karmaşanın içine girmediğimiz için memnunuz diyebilirim. Burada, çok daha farklı ve mutlu bir ortamda çalışıyoruz. Laboratuvar koşullarında gemi inşa ediyoruz. Burada yaptığımız yatırım, oralarda da yapılabilirdi; fakat Antalya Serbest Bölgesi, gemi inşası ve elleçleme anlamında, çok iyi bir altyapıya sahip. Ayrıca bu işe çok müsait olan iklim, bize, 12 ay, sorunsuz çalışma imkânı veriyor. Burada, çok iyi yetişmiş bir iş gücü de var. Diğer taraftan Antalya, müşteriler için de bir cazibe merkezi olabiliyor. Her ne kadar bu anlamda İstanbul ile yarışamayacak bir şehir de olsa tercih edilen bir şehir. Ayrıca hemen limanın bitişiğindeyiz; dolayısı ile malzeme tedarikinde hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Yine Antalya Havalimanı, bugün, Avrupa’nın her yerine, direk uçabileceğiniz bir havalimanı. Bu, hem müşterilerimiz hem de bizler için büyük kolaylık. Misafirlerimiz, buraya direkt gelebiliyorlar. O bakımdan, biz Antalya’da mutluyuz. Zamanımız bize kalıyor burada. Beton ormanlarla uğraşmak zorunda kalmadan, keyifle çalışıyoruz; keyifli işler üretiyoruz. Müşterilerimiz de bunu görüyorlar.

 

MSI Dergisi: ARES Tersanesi ve ihracat başlığı altında baktığımızda, çok geniş bir müşteri portföyüne sahipsiniz. Bu kadar çok müşteriye hizmet vermek zor olmuyor mu?

Kerim KALAFATOĞLU: Aslında bizim, müşteri memnuniyeti anlamında, bir dezavantajımız var. Çünkü biz, teknesini satıp, arkasını dönüp giden bir firma değiliz. Tabiri caizse müşterimizle evleniyoruz. Verdiğimiz teknelerle birlikte, artık standart olarak entegre lojistik destek (ELD) hizmetini de vermeye başladık. Teknelerimizi, basit bir garanti paketi ile teslim etmiyoruz; çok detaylı ELD programları hazırlıyoruz. Dolayısı ile müşterilerimiz ile çok içli dışlıyız. O yüzden, ürünümüzü iyi yapıyoruz; müşterimizi de bakım ve tutum konularında eğitip, kendisine bir alt yapı kurmasına da yardım ediyoruz. Bu süreçlerde, normalde çok fazla sıkıntı yaşanır; ancak biz, gemi inşasında olduğu gibi, bu konuda da bilgi ve tecrübe sahibiyiz. Böylelikle bu süreçleri de pürüzsüz bir biçimde yönetebiliyoruz. Ve şu ana kadar da garanti kapsamında, tek bir şikâyet veya geri dönüş almadık. Tabii bunda, asla ödün vermediğimiz kalite algımızın ve politikamızın da etkisi büyük.

ARES Tersanesi’nin, bağımsız bir departmanı olan Kalite Kontrol, inşanın başlangıcından, son kabule kadar, teknelerin her şeyinden sorumlu.

 

MSI Dergisi: Bu politikanızı biraz daha detaylı anlatabilir misiniz?

Kerim KALAFATOĞLU: Bu işin sırrı, öncelikle kalite departmanımızın, tamamen otonom olmasında yatıyor. Öyle ki; bu birimimiz, bana bile bağlı değil. Bizim tüm departmanlarımız, bir nevi tüccar gibi çalışırlar. Dizayndan planlamaya, planlamadan üretime ve üretimden kaliteye giden süreçte, hiçbir birim, kendisinden önceki birimin eksik yaptığı bir işi, teslim almaz. Hatta kalite birimimiz, işe üretimin başlarında dahil olur ve garanti döneminin sonuna kadar da işi takip eder. Dolayısı ile aslında kalite birimimiz, bizim kötü polisimizdir ve uygunsuzluk gördüğü herhangi bir noktada, üretime müdahale ederek durdurma; sorun giderilene kadar da üretimi devam ettirmeme yetkisine sahiptir. Tekne tamamen müşterinin oluncaya kadar da kalite departmanının sorumluluğundadır. Dolayısı ile kalite birimi, bizim için her şey. Bu sistemi de iyi yürütüyoruz ve bu sebeple müşteriye teslim edilen teknelerimizden geri dönen de olmuyor.

Tabii kendi kalite birimimiz, bu işin ilk ayağı. Bir de müşteri temsilcileri ve klas kuruluşları var. Biz, bu iki tarafı da üretimin başlangıcından itibaren sürece dahil etmeye ve atölyelerimiz de üretimi gözlemlemeye teşvik ederiz. Hatta onlara, burada birer ofis tesis ederiz. Örneğin, Katarlıların ve Türk Loydu’nun, burada ofisleri var. Büro Veritas’a bir ofis verme konusunda da çalışıyoruz. Bu, genelde tersanelerin istemediği bir şeydir. İşlerine karışılsın istemezler.

 

MSI Dergisi: ARES Tersanesi, sosyal medyada da yenilikçi bir yaklaşıma sahip. “weARESafe” gibi sloganlar ve özgün paylaşımlarınızla marka bilinirliğinizi arttırıyorsunuz. Bu alandaki çalışmalarınızı sizden dinleyebilir miyiz?

Kerim KALAFATOĞLU: İddiası olan bir firma, bu iddiasını da kamuoyunun dikkatine taşımak zorundadır. Biz de imkânlarımız el verdiği ölçüde, sosyal medyadan da faydalanmaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni iletişim ortamı, artık yadsınamaz bir gerçek. Sektöre göre bu konuda çok iyi olsak da ben, sosyal medyayı daha yoğun kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Sektör, hala yeniliklere çok açık değil; ama biz olan bitenin farkındayız. Bununla birlikte, o mecrada şu ana kadar gerçekleştirdiklerimiz, her ne kadar ilgi çekici de olsalar bizim için tatminkâr değil. Dolayısıyla ARES Tersanesi olarak, işin sosyal medya yönetimi tarafıyla ilgili yapmamız gereken şeyler hâlen mevcut diyebilirim.

 

ARES Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kalafatoğlu’na, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

1,400 toplam görüntüleme, 3 bugünkü görüntüleme