Söyleşi: BNA Genel Müdürü Eray Gökalp – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: BNA Genel Müdürü Eray Gökalp

12 Aralık 2017

BNA Genel Müdürü Eray Gökalp ile yapılan ve MSI Dergisi’nin 150’nci sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

“İçinde kontrol olan tüm alt sistemlerde, birincil seviye sistem sağlayıcısı olacağız.”

 

Gelişmeye devam eden Türk savunma ve havacılık sektörünün en yeni oyuncularından birisi de 2015 yılının Kasım ayında kurulan, Nurol BAE Systems Hava Sistemleri A.Ş. (BNA). Kara araçları sektöründe, sadece Türkiye’de değil Dünya’da da en başarılı ortak girişimlerden birisi olarak gösterilen ve yine Nurol Holding ile BAE Systems’in ortak girişimi olan FNSS ile aynı ortaklık modelinde kurgulanan BNA, çalışmalarını; havacılık ve savunma sanayisine yönelik; mühendislik, Ar-Ge, sistem geliştirme ve üretimi ve yüksek teknoloji sistem entegrasyonu alanlarında sürdürüyor. Vizyonu, “Türkiye’de geliştirdiği ve alanında en iyi değeri yaratan ürün ve yetenekleri ile yerel ve uluslararası pazarda tercih edilen bir şirket olmak.” şeklinde belirlenen BNA’nın çalışmalarını ve gelecek planlarını, BNA Genel Müdürü Eray Gökalp’ten dinledik.

MSI Dergisi: BNA, kendine biçtiği rolü, “Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM)’nın platform programlarının birincil seviye yerli sistem sağlayıcısı olmak.” şeklinde ifade ediyor. Birincil seviye sistem sağlayıcısı tanımından yola çıkacak olursanız, BNA’yı nasıl bir firma olarak anlatırsınız?

Eray GÖKALP: BNA olarak bizim ana ilgi alanımız, kontrol sistemleri; ağırlık ya da öncelik verdiğimiz sektör ise havacılık. Uçuş sistemlerinde, motorlarda, yakıt sistemlerinde, hidrolik sistemlerde ve diğer pek çok alt sistemde, bir kontrol fonksiyonu ve bunu sağlayan bir elektronik ünite yer alıyor. Biz, bu alt sistemlerin bileşenlerinin; örneğin, bir yakıt pompasının tasarımı ile ilgilenmiyoruz. Onu yapan firmalar olacaktır. Biz, bu bileşenleri kontrol eden yazılım ve donanımı geliştirip, bileşenleri entegre ederek bir alt sistemi ortaya çıkarmayı planlıyoruz. Böylece, platform üreticilerine, kullanıma hazır alt sistemler sunmuş olacağız. Daha çok sivil havacılıkta kullanılan; “birincil seviye sistem sağlayıcısı” terimi de tam olarak bunu tarif ediyor. Yine yakıt sistemi örneğinden gidecek olursak dünyaca ünlü uçak üreticileri, bu sistemin alt bileşenlerini üreten firmalarla temasta değil; sadece yakıt sistemini aldığı firmayı biliyor. Uçak üreticileri, böylelikle, hem çok fazla tedarikçi yönetmenin hem de alt sistemi geliştirmenin yükünden kurtuluyor.

BNA olarak, müşterilerimize şunu söylüyoruz: Bu alt sistemleri, size biz sağlayabiliriz. Bunlara bileşen sağlayacak, özellikle yerli firmaları, birlikte çalışarak sektöre kazandırma hedefinde de rol alabiliriz.

Tabii bu kurgu, birincil seviye sistem sağlayıcılarını, platform projelerinin kritik aktörleri hâline getiriyor. Bu sebeple, birincil seviye sistem sağlayıcıları, hem teknik hem de mali açıdan güçlü şirketler olmalılar. BNA da işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Teknik tarafta, ekibimizin çoğunun sektörün içinden gelmiş olması, önemli bir fark yaratıyor. Örneğin, bir ana yüklenicinin, bize; “Şu standartları kullanacaksınız.” demesine gerek yok. Biz, zaten yıllardır, bu standartların gerekliliği ve bilinci ile çalışıyoruz. Ana yüklenici konumundaki platform üreticileri ile aynı dili konuşuyoruz. Bu konuda, Türkiye’nin kabiliyetlerindeki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Örneğin, hangi test nerede yapılır; hangi testler için yurt dışına gidilmesi gerekir; bu konuları sürekli araştırıyoruz. Sektörü ve dinamiklerini çok iyi tanımaya çalışıyoruz; potansiyel iş ortaklarımızı ve neler yapabileceklerini önceden planlayabiliyoruz.

Teknik tarafa paralel olarak, birincil seviye tedarikçilerin, projelerdeki mali dalgalanmalara, ana yükleniciler kadar dayanıklı olabilmeleri gerekiyor. BNA’nın ortakları; Nurol Holding ve BAE Systems, bu konuda büyük güven veriyor.

Burada, şunu da vurgulamak isterim. SSM yetkilileri ile görüştüğümüzde, onların da vizyonumuzdan ve yapmak istediklerimizden memnuniyet duyduğunu görüyoruz.

MSI Dergisi: “SSM Platform Programlarının Birincil Seviye Yerli Sistem Sağlayıcısı” olma hedefi, son dönemde sıklıkla dile getirilen; “Ana yüklenicilerle KOBİ’ler arasında, orta büyüklükte firmalar olması gerektiği” söylemi ile ne ölçüde örtüşüyor?

Eray GÖKALP: Aslında bu söylemin, SSM’nin yerlileştirme hedefi doğrultusunda, uygulamada, KOBİ’leri destekleyici yönde olduğuna şahit oluyoruz. Sanayileşme vizyonunda da yerli tasarım veya üretim paketlerinin KOBİ’lere verilmesi, daha yüksek puantaja sahip. SSM projelerindeki offset yükümlülükleri de yine bu anlayışı destekler nitelikte.

Biz, birincil seviye yerli sistem sağlayıcısı olma hedefi çerçevesinde; platform kritik alt sistemlerinin tasarımı, üretimi, test ve kalite süreçleri, sertifikasyonu, tedarik zinciri ve ürün döngüsü yönetimi açısından, sürecin sahibi olmayı amaçlıyoruz. Bu amaçlar ile bahsettiğiniz söyleme, tam da uyacak bir şirket olma hedefindeyiz. Sistem geliştirme sorumluluğu, hem platform üreticisinin isterlerini özümsemiş hem de sağlam alt birim tedarik zincirini geliştirmiş olmayı gerektirir. Böyle bir rol, platform üreticisinin işini hafifletmenin yanı sıra platform seviyesinde geliştirme konularına, daha çok kaynak ayırmasına da yardımcı olacak. Özetle, tüm ürün yaşam döngüsüne yönelik bir tedarik zinciri oluşturulacak, çok daha çeşitli ürünlerin, ülkemiz envanterinde yer alabilmesinin önü açılmış olacak.

MSI Dergisi: BNA’nın kuruluş süreci hakkında da bilgi vererek bugün hangi noktaya ulaştığınızı; sayısal bilgilerle de destekleyerek anlatır mısınız?

Eray GÖKALP: BNA, global seviyede tanınmış, iki dev şirketin ortaklığından doğan bir havacılık ve teknoloji şirketidir. BNA; dünya çapında, 15.000’e yakın çalışanı ve yarım asrı aşkın başarı dolu geçmişi olan Nurol Holding (%51) ile dünya çapında 83.100’e yakın çalışanı ile 40 ülkede havacılık ve teknoloji operasyonları yürüten, İngiltere’nin en büyük havacılık şirketi BAE Systems’in (%49), bugüne kadar edindikleri tecrübeleri sentezledikleri bir “ustalık eseri”dir. Resmi kuruluşumuz, 2015 yılının Kasım ayı gibi gözükse de aktif faaliyetlerimize, 2016 yılı Ağustos ayından sonra başladık. İlk yaptığımız şey, Nurol Holding ve BAE Systems’in kabiliyetleri ile Türkiye’deki açık konuların listelenmesi oldu. Böylece, üzerinde çalışacağımız bazı temel konular ortaya çıktı. Özellikle hava araçlarına yönelik alt sistemler konusunda boşluklar gördük ve bu alanlara eğilmeye karar verdik.

Dışarıdan bakıldığında, BAE Systems’in, Milli Muharip Uçak (TF-X) projesinde üstlendiği rolün de etkisi ile BNA’nın, TF-X projesi için kurulduğu gibi bir düşünce var. Tabii ki TF-X ile ilgili planlarımız vardı ve bunlar hâlâ geçerli. Ama kapsam, TF-X ile sınırlı değildi ve kuruluşumuzdan bu yana geçen süreçte de bunu göstermeye çalıştık. Sonuçta, geliştirdiğiniz bir teknolojiyi, farklı sektörlerde de uyarlayarak kullanmak mümkün. Hatta ilk projemizi, IDEF 2017’de imzaladık ve bu projenin, TF-X ile bir bağlantısı bulunmuyor. BNA, içinde kontrol olan tüm alt sistemlerle ilgileniyor. Ana odağımız, hava araçları. Çünkü bu araçlara yönelik geliştirilen alt sistemlerin emniyet kritikliği üst seviyede. Bunları yapabilen bir şirket, diğer alanlarda da rahatlıkla çalışabilir. Kara ve deniz sektörleri de ilgi alanımızda yer alıyor ve zamanla bu sektörlerde de projelerimiz olacak. Nitekim kara araçlarına yönelik, FNSS ile görüştüğümüz bazı iş paketleri mevcut.

Kısa bir süre önce kurulmuş olmamıza rağmen, özellikle son 6 ayda, altyapımızı oluşturduk; kurumsal süreçlerimizi yazdık; ISO 9001 kalite sertifikasyonumuzu aldık; AS 9100 için altyapımızı hazırladık; mühendislik laboratuvarımız için yatırımlarımıza başladık. Hızlı, fakat kontrollü sayılabilecek bir büyüme ile mühendislik kadromuzu 24; şirket çalışan sayımızı da toplamda 29’a çıkartarak başarılı bir süreç geçirdik. Bu süreçte, ODTÜ Teknokent’te başladığımız faaliyetlerimizi; kaydettiğimiz büyümenin bir sonucu olarak, Bilkent Cyberpark’ta, daha büyük bir tesise taşıdık. Yılsonu itibarıyla da almayı hedeflediğimiz projeler ile çalışan sayımızın, 40 civarında olmasını planlıyoruz.

Bünyemizde, Hava Sistemleri Direktörlüğü ve Elektronik Sistemler Direktörlüğü olarak ayrılmış, iki ana mühendislik ve Ar-Ge departmanı bulunuyor. Bu departmanlarda, önde gelen üniversitelerin; havacılık, uçak, elektronik, bilgisayar ve makina mühendisliği bölümlerinin mezunları ve kritik projelerde yer almış mühendisler görev yapıyor. Mühendislik ve Ar-Ge ekibimizde yer alan arkadaşlarımız, alanlarında donanımlı oldukları gibi, havacılık ve savunma sektöründe, ortalama 20 yıl tecrübeye sahipler.

Projelerimize baktığımızda, ilk olarak, hâlihazırda 16 aylık bir geliştirme dönemi içeren ve 4 yıllık satış potansiyeli bulunan; “Çok Amaçlı Gaz Türbini Kontrol Sistemi Geliştirme ve Tedarik Projesi”nden bahsedebiliriz. Bu proje, Almanya’da yerleşik AES Aerospace Embedded Solutions GmbH şirketi ile sözleşmeye bağlandı.

2018 yılı, yüksek potansiyeli olan ve toplam geliştirme eforları ve satış rakamları itibarıyla önemli ciro sağlamayı hedeflediğimiz bir yıl. Başta hava olmak üzere, tüm taktik araçlar için, kritik sistem geliştirme ve üretim projelerini yürürlüğe koymak, planlarımız içerisinde yer alıyor.

 

MSI Dergisi: Anlattıklarınızdan, ekibinize ve ekip kurmaya özel bir önem verdiğinizi anlıyoruz ve insan kaynağı konusuna bir parantez açmak istiyoruz. BNA’nın mevcut kadrosunu nasıl oluşturdunuz? Bu kadro nasıl gelişecek?

Eray GÖKALP: Biliyorsunuz, Yönetim Kurulumuzun takdiri ile BNA’nın ilk personeli ve genel müdürü olarak geçen yıl göreve başladım. En başta, daha önceden beraber çalıştığımız ve niteliklerinden emin olduğum, çekirdek bir ekiple yola çıktık. Bu arkadaşların da özellikle çok yönlü olmalarına dikkat ettik. Hepsi konularına hâkim, çok iyi mühendisler; ama aynı zamanda, iş geliştirme, program yönetimi, kalite gibi konulara da destek olabilecek yetenekteler.

İnsan kaynakları konusunda, aslında bazı farklı yaklaşımlarımız var. Örneğin, iş geliştirme. Şuna inanıyoruz: Herhangi bir kişiyi “iş geliştirmeci” olarak tanımlayıp, onun dolaşıp, size proje getirmesini beklemek yerine, söz konusu sistemi geliştirmiş birisinin bu işi yapması, bize göre daha doğru. İşi, bilerek geliştirmesi, karşı tarafa da daha fazla güven veriyor. Bir diğer örnek, kalite. “Quality Management System” (Kalite Yönetim Sistemi) deniliyor. Biz buna, “Quality of Management System” (Yönetim Sisteminin Kalitesi) diyoruz. Çünkü lider kadronun kalite yaklaşımı, firmadaki kalite süreçlerini şekillendirir. Yoksa herkesin çeşitli kalite belgeleri var. Biz, şekilsel süreçler yerine, uygulanabilir süreçlerin peşindeyiz.

Çekirdek kadromuz böyle çok yönlü olunca, kurumsal süreçleri de hep birlikte, sıfırdan yazdık.

Bizim için, teknik bilgi ve çok yönlülük kadar, sosyal ilişkiler de çok önemli. Burada bir aile havası yakaladık ve kadromuzu, bu havaya uyumlu olacak kişilerle genişletiyoruz.

Tabii Türkiye’de, havacılık konusunda, zaten çok geniş bir insan kaynağı olduğunu söyleyemeyiz. Kadromuzu genişletirken, özellikle yurt dışından Türkiye’ye dönmek isteyen ya da bizi duyunca dönmeye karar verecek arkadaşların başvurularını ve ışık gördüğümüz yeni mühendislerimizi değerlendiriyoruz.

Teknik bir iş yaptığımız için, süreci, hep mühendis kadrosu üzerinden anlattım; ama her kademede benzer profili aradığımızı belirtmem gerekir. Örneğin, muhasebe müdürümüze kadar, sektör bilgisi olan arkadaşlarımızı seçtik.

Tecrübeli bir ekip oluşturduktan sonra, önümüzdeki süreçte de yeni mezun genç arkadaşlara daha fazla yöneleceğiz. Üniversitelerde sempozyumlar yaptık. Tanıdığımız öğretim üyelerimizin referansıyla gelen öğrencilerle de görüşüyoruz. Bizim için not ortalaması, birinci kriter değil. Teknik bilgisi kadar, kişilik özellikleri, işe olan hevesi ve sosyal özelliklerine de bir bütün olarak bakıyoruz.

İnsan kaynağı konusunda, şu noktanın da altını çizmem gerekiyor: Burası, bir Türk şirketi. Bizim tüm çalışanlarımızın; özellikle mühendislerimizin ve teknisyenlerimizin hepsi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Türk mühendislerle milli kabiliyetlerimizi geliştirmek en önemli hedefimiz. Ortağımız BAE Systems’in atayacağı bir genel müdür yardımcısı pozisyonumuz var. Böyle bir pozisyon, bizi güçlendiriyor; çünkü bu genel müdür yardımcısı, özelikle BAE Systems’in geri kalanı ile arayüzümüzü sağlayarak iş birliği süreçlerimizi hızlandırıyor. Aslında tüm bu kurgu, FNSS’nin modeline çok benziyor. Nasıl ki FNSS’nin özgün ürünleri, Türk mühendis ve teknisyenlerinin eseri; BNA’nın ürünleri de öyle olacak.

MSI Dergisi: Kurumsal süreçleri nasıl oluşturduğunuzu anlattınız. Peki, BNA, sizce, tüm çalışanları ile bir kurumsal kültür çerçevesinde hareket edebilen noktaya ulaştı mı?

Eray GÖKALP: Yaptığımızı ve yapacaklarımızı yazarak süreçlerimizi oluşturduk; yazdıklarımızı da yaparak kurumsallığımızı ortaya koyacağız. Bu konuda, ekibimize çok güveniyorum. Tüm çalışanlarımız ile ulusal ve uluslararası alanda, bugüne kadar ender tecrübe edilmiş bir takım çalışması sergiliyoruz. Bu sayede, kurumsal olmakla beraber, kurumsallığın beraberinde getirdiği; hantallık ve verimsizlik gibi dezavantajlardan çok uzak bir noktada yer alıyoruz. Personelimize, savunma ve havacılık sanayisi standartlarında ücret ve yan haklar sağlıyoruz; bunlara ek olarak, uzun vadede liderlik programları, yönetsel yetkinlikler ve stratejik düşünce konularında gelişim programları planlayarak şirkete olan katkı ve bağlılıklarını arttırmayı hedefliyoruz. Kuruluş aşamasından itibaren, ileri düzey havacılık ve savunma sistemlerini ülkemize kazandırmak gayesi ile bilgi ve deneyimlerimizi harmanladığımız, çok güzel bir ortamımız var. Ekibin her üyesi, az zamanda, çok ve büyük işler yapma arzusu ve donanımı ile kalite ve kurumsal süreçleri destekleyecek şekilde ilerliyor. Ortaklarımızın, özellikle savunma ve havacılık alanının kendine özgü süreçlerine uyum sağladığımızı teyit etmek üzere kurduğu, uluslararası hukuki denetim mekanizmalarına (Code of Governance / Öz Denetim Kuralları) da haiz bir şirketiz.

 

Ürün ve Çözümlerimiz Özgün Olacak!

MSI Dergisi: BNA, dünyada da örnek gösterilebilecek, başarılı bir ortak girişim olan FNSS ile aynı modelde kurgulandı. Bununla beraber, kara araçları ile hava sistemleri, dinamikleri farklı olan alanlar ve pazarlar. Bu açıdan bakıldığında, sizce, FNSS modelinin getirdiği avantajlar neler; havacılık sektörüne özel olan ve bu modelin aslında henüz denenmediği alanlar da var mı?

Eray GÖKALP: Ülkemizde, havacılık sektörü, son derece kritik ve öncelikli bir öneme sahip. Özellikle TUSAŞ’ın üzerinde çok ciddi bir yük var ve TUSAŞ’ı destekleyecek, kalifiye yerli sistem tedarikçi desteğini sağlamaya çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Sektör, tasarımın ilk aşamasından başlayarak üretim ve idame süreçlerinde, çok sıkı sertifikasyon ve kalifikasyon gereklilikleri şart koşuyor. Bu sebeple bu konuda altyapı oluşturulabilmesi, hem süreklilik hem de ciddi yatırım gerektiriyor. Havacılık sanayisi için oluşturulan sertifikasyon altyapısının, diğer sektörlere de özellikle görev ve sistem güvenliği ve güvenilirliğinin sağlanması açısından, ciddi katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle BNA, altyapısını, havacılığı temel alan alarak, diğer kara ve deniz araçlarındaki kritik sistemlerde de uygulamayı planlıyor.

Havacılık sektöründe, Nurol Holding ve BAE Systems gibi, sektörde başarısını kanıtlamış iki güçlü şirketin ortaklığı, tıpkı kara araçlarında FNSS ile olduğu gibi, ulusal özgün hava araçları endüstrisinin daha da gelişmesi açısından da büyük bir adım oldu.

BNA, FNSS’ye benzer şekilde, teknoloji transferinden ziyade, kendi özgün tasarımlarını, Türk mühendislerinden oluşan Ar-Ge ekibi ile tamamen milli ve yerli olarak geliştiren bir yapıya sahip. BNA, BAE Systems’in bilgi birikiminden, tecrübelerinden, ürün ve teknoloji havuzundan, ihracat olanaklarından ve iş paketi transferlerinden faydalanmakla beraber, ulusal ve uluslararası müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik özgün tasarımların geliştirileceği, gerekli teknik ve mühendislik altyapısına sahip olacaktır.

MSI Dergisi: Gördüğümüz kadarıyla BNA, bir proje şirketi olarak kurulmadı ve ilk kuruluş gününden itibaren, projelerde görev almak için çalışıyor. Bu durum, BNA’nın oluşumunu ve gelişimini nasıl etkiliyor?

Eray GÖKALP: Biraz önce de ifade ettiğim gibi, BNA, BAE Systems’in Milli Muharip Uçak projesi ile Türkiye’ye yatırım yapma niyeti ve Nurol Holding’in, savunma sanayisindeki başarısını, sektörün havacılık koluna da taşıma arzusu ile kuruldu. Bir proje için kurulmamış olmamızı, aslında, şirket açısından bir avantaj olarak görüyoruz. Bu sayede, sadece proje özeline yönelik istihdam oluşturmadık. Türkiye’de, bilgi ve teknolojiye dayalı ve yüksek katma değerli yerli üretimin geliştirilmesine de katkı sağlayacak ve sektörün tüm ihtiyaçlarına cevap verecek, çoklu disipliner bir ekip kurma fırsatımız oldu. Ve dahası, “Birincil Seviye Sistem Tedarikçisi” olma vizyonunu benimsedik. Sonuç olarak, ilk kadrolarımız; “iş geliştirme” veya “temel mühendislik” gibi kesin ayrımlarla bölünen nitelikte insanlar yerine, bu iki uç disiplini birleştirebilen, ihtiyaçları daha iyi anlayabilen ve çözüm bulabilen bir yapıda oluştu. İşletmelerin başarısında, en kritik unsurun, “insan faktörü” olduğuna inanıyoruz. Bireyselliğe yer verilmeden, hedef bilinci olan, özverili çalışan, sıkı takipçi ve inisiyatif alan bir ekibe sahibiz.

MSI Dergisi: BAE Systems’in BNA’ya sağladığı katkılar hakkında neler söylemek istersiniz? Bunları; iş geliştirme ve know-how gibi konularda ayrıntılandırabilir misiniz?

Eray GÖKALP: Ortağımız BAE Systems, dünya savunma sektörünün, en büyük ilk 3 şirketi içinde yer alıyor ve hedeflerimiz kapsamında, sahip oldukları teknolojik altyapı ile iş birliğine açık durumda. Ortaklık yapısı gereği, mühendislik süreçlerimizi, BAE Systems’in, “Ortak Mühendislik Geliştirme Süreçleri”ne uygun olarak yürütüyoruz. Yine benzer şekilde, BAE Systems’in; iş geliştirme, teklif hazırlama, tasarım dönemi, satış sonrası destek tecrübelerini de Türkiye dinamiklerine uyarladık.

BAE Systems’in varlığı, kurumsal kültürümüzü oluştururken ilham alınacak bir örnek olmakla beraber, know-how gibi konularda, BAE Systems, kendi etik ve iş kuralları çerçevesinde, BNA’ya, diğer üçüncü taraf bir kuruluştan farklı davranmıyor. Diğer yandan, tabii ki bu oluşum sayesinde, BNA’nın, BAE Systems ile yakın temas içinde çalışarak, mühendislik yeteneklerinin geliştirilmesi, teknolojik bilginin üretilmesi, geliştirilmesi ve uygulanması konularında, ülkemize katkı sağlayıcı bir rolü olacağını öngörüyoruz.

 

MSI Dergisi: BAE Systems, BNA’yı, TF-X ile ilgili süreçlerde nasıl destekleyecek? Hangi konularda iş birliği yapacaksınız?

Eray GÖKALP: Biz, TF-X’te, başta uçuş kontrol sistemi olmak üzere, çeşitli alt sistemleri üstlenmeyi hedefliyoruz. BAE Systems; farklı tiplerde uçakların uçuş kontrol sistemlerini geliştirmiş bir dev. Bu alanda, çok derin bir tecrübesi var. Biz de TF-X’in uçuş kontrol sistemini yerli olarak geliştirme sürecinde, bu tecrübeden en iyi şekilde faydalanmak istiyoruz.

 

MSI Dergisi: BAE Systems, uçuş kontrol sistemi konusunda önemli bir birikime sahip; diğer yandan, dışarıdan aldığı diğer alt sistemler de mutlaka vardır. Önümüzdeki süreçte, BNA’nın geliştireceği diğer kontrol sistemlerinin, BAE Systems tarafından kullanılması gündeme gelebilir mi?

Eray GÖKALP: Tabii ki! Kavramsal olarak baktığımızda, aslında bizim öncelikli müşterilerimizden birisi de BAE Systems. Çünkü işimizi iyi yapabildiğimizi kendilerine ispat edebildiğimiz ve güven ortamını sağladığımız takdirde, onlar da bizimle iş birliği yapmak isteyebilirler. Biz mühendislik ortamını kurduk. Geldiler, ekibi tanıdılar, süreçlerimizi incelediler, söz verdiklerimizi gerçekleştirdiğimizi gördüler. Bir güven ortamı oluşup gelişiyor. Hatta BAE Systems, başka bir uçakta kullanılacak bir yazılım modülünü geliştirmek için, BNA’yı seçti. Yakın bir zamanda, bunun sözleşmesini imzalayacağız. Bir anlamda, İngiltere’ye yazılım ihracatı yapacağız. Bu işi, rekabet koşulları altında aldığımızı da belirtmek isterim.

 

MSI Dergisi: Nurol Holding çatısı altında yer alan diğer savunma şirketlerinden aldığınız destek ya da katkılar var mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Eray GÖKALP: Nurol Holding ve savunma ve havacılık alanındaki iştirakleri, kuruluş sürecimizde, bize önemli katkılarda bulundu. Bahsettiğim gibi, BNA, sıfırdan kurulan bir şirket; hazır aldığı kadrolar olmadı. Biz de çekirdek kadro olarak, öncelikle strateji ve mühendislik taraflarına eğildik. Bu süreçte; insan kaynakları, finans, bilişim teknolojileri gibi bir takım kurumsal konularda, desteğe ihtiyacımız oldu. Nurol Holding, bunların hepsinde bize büyük destek sağladı. Yaz aylarının başına kadar da destek almaya devam ettik. Şimdi ise tüm süreçleri, bünyemizde yürütebiliyoruz. Bu konuda kendilerine, sizin de vasıtanızla tekrar teşekkür ediyoruz.

FNSS ve Nurol Makina; üretim ve altyapı planlaması gibi alanlarda, yüksek tecrübeye sahip. Kendilerinin bu tecrübelerinden, üretim aşamamızda olabildiğince faydalanmayı istiyoruz.

FNSS ile çeşitli kritik sistemler geliştirme konularını görüşüyoruz. Çok kısa bir zaman diliminde, bu çalışmalarımızın neticelerini tanıtmayı hedefliyoruz. Prototip imalatlar konusunda, yine Nurol Makina ve FNSS’den destek alıyoruz.

Bunların yanında, Nurol Teknoloji ile de zırh tasarımı konusu ile ilgili görüşmeler yapıyoruz.

Tabii şunu da belirtmek gerekir: Tüm Nurol Holding şirketleri, kendi aralarındaki iş birliklerine, kurumsal olarak, hem ticari hem de tedarik zinciri bakış açıları ile yaklaşıyorlar. Ticari bakış açısı ile şunu kastediyorum: Aynı holding çatısı altında olduğumuz için değil, hem teknik olarak daha iyi bir çözüm sunduğumuzda hem de maliyet-etkin olduğumuzda birlikte çalışma bilincindeyiz.

Motor Kontrol Sistemlerinde Adres BNA

MSI Dergisi: Kamuoyuna açıklanan ilk sözleşmeli projeniz, IDEF 2017 sırasında, AES ile imzaladığınız; “Çok Amaçlı Gaz Türbini Motor Kontrol Sistemi Geliştirme Projesi” oldu. İmza töreninde yapılan konuşmalardan, bu projeyi rekabet koşulları altında aldığınızı anlıyoruz. Biraz bu sürece de değinerek BNA’nın, bu projede neler yapacağı ve hangi kabiliyetleri ile önce çıkarak AES tarafından seçildiğini anlatır mısınız?

Eray GÖKALP: AES, Almanya’nın en büyük motor üreticilerinden MTU ile havacılık, savunma ve güvenlik alanlarında önde gelen Fransız şirketi SAFRAN arasında kurulmuş bir ortaklık. AES’nin, teknoloji seviyesi en üstte olan ve motorun beyni olarak kabul edilen Motor Kontrol Sistemi’nin geliştirilmesi ve üretilmesi konusunda BNA ile iş birliğine karar vermiş olmasının, son derece önemli bir adım olduğu kanaatindeyiz. Bu iş birliği, ülkemiz adına, bize büyük gurur veriyor. Çünkü savunma ve havacılık sanayisi alanında, teknolojik üstünlüğe sahip ve dünya çapında söz sahibi bir oyuncu olmanın en önemli koşulunun, sanayisi gelişmiş ülkelere teknoloji ürünleri ihraç edebilmek olduğunu düşünüyoruz.

MTU Aeroengines, Türkiye ve dinamiklerini iyi bilen bir şirket. İlk olarak 2016 yılının Kasım ayında, İstanbul’da gerçekleşen ve bizim de ilk fuar katılımımız olan High-Tech Port by MÜSİAD’da kendileriyle tanıştık ve Türkiye’deki olası iş birlikleri için, stratejiler geliştirmeye başladık. Kısa vadedeki iş birliğimizi, bir başlangıç projesi ile oluşturmaya karar verdik. Proje, hâlihazırda kullanımda olan bir motor kontrol sisteminin iyileştirmesini ve maliyet etkin bir hâle getirilmesini konu alıyordu. Bu süreçte, AES ile teknik kabiliyetlerimiz üzerine uzun görüşmeler yaptık. AES’nin, projede, havacılık tecrübesi olan bir firma ile çalışmak istediğini ve bizi de böyle gördüğünü bildirmesi, bize, doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Şubat ayında, teknik çözümümüzü ve ilk fiyat teklifimizi; Mayıs ayında da nihai fiyat teklifimizi verdik. Teklifimizle beraber, AES ile tasarım ve test kapsamındaki tekrarlanmayan maliyetler ile seri üretim satışlarından elde edilecek finansal getirinin iş modeli üzerinde çalışmaya başladığımızda, projenin, başlangıçta rekabet unsuru olarak karşımıza çıkan, teknik ve maliyet etkin bir sistem üretimine uygun olduğuna karar verdik. IDEF 2017 sırasında da sözleşmemizi imzaladık.

Söz konusu motor kontrol sistemi, kullanım alanları; gemilerden, santrallere kadar uzanan bir gaz türbini için tasarlanıyor. Projede, performans iyileşmelerinin yanı sıra ürünün fiyatında ve ömür devri maliyetlerinde de iyileşmeler hedefliyoruz.

Teknik ayrıntıya indiğimizde, proje kapsamında, özgün olarak geliştirdiğimiz donanım ve gömülü yazılımın yapacağı iş; gaz türbin motorunu kontrol etmek için gereken ve sensörlerin oluşturduğu sinyallerin, yüksek hassasiyette ve çözünürlükte koşullandırılmasını ve mühendislik değerlerine dönüştürülmesini sağlamak. Geliştirilecek kontrol ünitesi, bir arayüz aracılığı ile harici bir bilgisayarla iletişim hâlinde olacak. Ayrıca, gerek motorun ve sistemin işleyiş durumunu gerekse kontrol parametrelerinin güncellenmesine imkân tanıyacak.

Bu projenin, Türkiye ile iş yapmak isteyen yabancı firmalar için de bir model olacağını düşünüyoruz. AES ile görüşmelerimizin başında, şunu söyledik: “Türkiye, ‘Türkiye’ye yatırım yapın (Invest in Turkey)’ sloganı ile ‘Türkiye’den sadece iş almak için yatırım yapın’ demiyor. Şunu görmelisiniz, Türkiye, artık teknoloji üreten bir ülke. O yüzden gelin, birlikte teknoloji geliştirelim. Bundan siz de kazançlı çıkacaksınız ve Türkiye’de iş yapma potansiyeliniz, asıl böyle artacak.” AES CEO’su Bernard Jurczynski, bu yaklaşımı olumlu buldu ve ikna oldu. Projenin imza töreninde ise ne demek istediğimizi daha iyi gördü. İmza törenini, kendi standımızda yapacağımız, mütevazı bir tören olarak kurgulamıştık. Ama Hava Kuvvetleri Komutanlığı, SSM, TUSAŞ, TEI ve diğer pek çok kurum ve kuruluşlar, törene katılarak bizleri onurlandırdılar. Jurczynski, törende bu topluluğa seslenme fırsatı buldu; ne yapmak istediklerini ve BNA’yı seçme nedenlerini anlattı.

 

MSI Dergisi: Bu proje, dünyada ve Türkiye’de size hangi kapıları açacak?

Eray GÖKALP: Bu projenin, hem teknik hem de idari yansımaları var. Teknik tarafta, bu projenin, ülkemizdeki çeşitli motor geliştirme projelerinde, FADEC sisteminin BNA tarafından geliştirilmesi için bir kaldıraç görevi görmesini bekliyoruz. BNA, uluslararası piyasada yaygın olarak kullanılan bir motor üzerinde çalışan bir sistemi geliştirerek, önemli bir kabiliyet ve referans elde edecek. AES ile yaptığımız çalışma ise konunun nasıl ele alınması gerektiği ile ilgili ideal bir örnek. Biz, işin kontrol kısmındayız. Uzmanlığımız, kontrol işlevinin yazılımı ve donanımı. Uçağın ya da motorun çalışma koşulları, arayüzleri, kontrolün hangi algoritmalara göre yapılacağı ise üreticinin bildiği iş. Biz, işin o kısmına girmiyoruz; üretici de kontrol sisteminden beklediği gereksinimleri ve mantığı bize tanımlayarak sistem entegrasyonunu gerçekleştiriyor.

Projenin idari tarafa yansımaları da şöyle: Biz, bu projeyi, BNA olarak ve yetkin işgücümüz ve süreçlerimizi kanıtlayarak aldık. İşin içinde bir offset yükümlülüğü yok. Doğru konulara odaklanıp çalıştığımızda, ihracat potansiyeli yaratabildiğimizi, ortaklarımıza gösterdik. Bunun da bize olan güvenin artmasına katkısı olduğuna inanıyorum.

 

MSI Dergisi: Ürünlerinizi; uçuş kontrol sistemi, motor kontrol sistemi, yakıt sistemi, çevresel kontrol sistemi ve hidrolik sistemler olarak gruplandırıyorsunuz. Bu ürün grupları altında, şu anda müşterilerinize önerdiğiniz çözümler var mı?

Eray GÖKALP: BNA, havacılık alanındaki standart ve kılavuzlara uyumlu olarak alt sistem tasarımı ve üretimini gerçekleştirmek, bu sistemlerinin ihtiyaç duyduğu yazılımları geliştirmek ve nihai ürüne alt sistemlerin entegrasyonunu sağlamak amacıyla mühendislik faaliyetlerini yürütüyor. Bu süreçte, ortaklık yapısındaki paydaşların deneyimi ve gücünü de arkasına almış durumda. Dijital Uçuş Kontrol, Motor Kontrol, Yakıt, İklimlendirme ve Hidrolik Sistemleri gibi kritik alt sistemlerin, tasarım ve üretim faaliyetleri, çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Ayrıca, platform seviyesi mühendislik faaliyetleri kapsamında; uçuş bilimleri analizleri, düşük görünürlük, eğitim, simülasyon ve sanal gerçeklik konuları da hedeflediğimiz öncelikli teknolojiler arasında bulunuyor.

 

MSI Dergisi: Türkiye’nin önünde; TF-X, Özgün Helikopter (T625) ve yeni nesil jet eğitim uçağı (T-X) gibi önemli projeler var. BNA, bu projelerin neresinde? İlerleyen zamanda neresinde olmayı hedefliyor?

Eray GÖKALP: Türk havacılık sektöründe, TF-X ve T625 ile gelecekte hayata geçmesi öngörülen Bölgesel Uçak, T-X ve insansız hava platformu geliştirme programlarında BNA, tümüyle yerli ve kalifiye mühendislik iş gücüyle; hava aracı sistem tasarımı ve uçuşa elverişlilik sertifikasyonu faaliyetlerini üstlenmek üzere yola çıktı. TUSAŞ’a, bu zorlu projelerde, güvenilir bir sistem tedarikçisi olabilmeyi hedefliyoruz.

Bu programlarda, yerlileştirmeyi planladığımız uçak alt sistemlerini geliştirmeyi ve devamında, bunların platforma entegrasyonu ile uçak seviyesi testlerinin icra edilmesini de TUSAŞ ile birlikte yapmayı hedefliyoruz. Bu sistemleri; Aktif Dijital Uçuş Kontrol Sistemi, Hidrolik Sistemler, İklimlendirme Sistemi ve Yakıt Sistemleri olarak sıralayabilirim.

Tasarım faaliyetleri devam eden Milli Muharip Uçak projesinde, düşük görünürlük teknolojileri ve yeni nesil aktif dijital uçuş kontrol sistemleri üzerinde, yerli firmalarımız ve üniversitelerimiz ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürüyoruz. Bu programlar dışında, özgün olarak geliştirilecek hava platformlarımıza entegre edilmesi için çalışmalara başlanan türbinli ve pistonlu motorların, motor kontrol sisteminin geliştirilmesine yönelik altyapı oluşturma ve mühendislik kabiliyeti kazanma aktivitelerimiz de tüm hızıyla devam ediyor. AES ile imzaladığımız proje, bunun ilk ve en önemli adımı.

BNA, entegrasyon ve test altyapısının oluşturulması ile birlikte, yüksek teknoloji sistem entegrasyon, montaj ve test faaliyetlerini, hâlihazırda kurulum faaliyetleri devam eden, simülatör ve sistem entegrasyon laboratuvarı bünyesinde gerçekleştirecek. Laboratuvarlarımızda, hava araçlarının alt sistemlerinde yer alan kontrol yazılımlarının geliştirilmesi, “Hatta Değiştirilebilir Ünite” seviyesinde prototip üretimi ve montajı, yazılım ve donanım testleri ve sertifikasyon çalışmaları yürütülecek.

 

MSI Dergisi: Tüm bunları konuştuktan sonra, kuruluşunuzun ardından kaydettiğiniz büyüme konusuna geri dönmek istiyoruz. “Kontrollü büyüme”den bahsettiniz. Büyüme ile ilgili karar parametreleriniz neler; nasıl bir strateji izliyorsunuz?

Eray GÖKALP: Üzerinde çalıştığımız sistemler, platformun geliştirme süreci ile uyumlu olarak ilerliyor. Bir uçuş kontrol sistemi örneğinde, bu sistem; uçağın temel uçuş bilimleri analizleriyle paralel geliştirilmesi gereken, en üst seviyede uçuş emniyet kritik ve hemen hemen diğer tüm sistemleriyle arayüzü olan öncelikli bir sistem. Bu derece öneme sahip bir sistemi tasarlamaya soyunuyorsanız çeşitli mühendislik disiplinlerinden kalifiye bir ekibi bir an önce istihdam etmek; gerek süreç ve mühendislik araçları gerekse tesis yatırımlarınıza bir an önce başlamak durumundasınız. Uçak üreticisi firma ile entegre bir şekilde, proaktif bir yaklaşımla ortak çalışmalara başlamalısınız. BNA olarak bizler; uçuş, motor kontrol gibi öncelikli konumda tuttuğumuz sistemlerde, ana yüklenici tarafından tercih edilen bir firma hâline gelebilmek üzere, bahsettiğimiz kontrollü büyüme sürecinin içindeyiz. Kontrollü büyümeyi, odaklandığımız konuların getirdiği bilinç ve sorumluluklar ile kurumsal kimlik ve dokumuza uygun olarak gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

 

MSI Dergisi: Peki, bu şartlar altında, 5 yıl sonra nasıl bir BNA göreceğiz?

Eray GÖKALP: Güç, insanların olduğuna inandığı yerdedir. Biz, “‘Bilgi’nin güç ve gücün ise kendi başına ‘Güç’” olduğuna inanan ekoldeniz. Daha önce de değindiğim gibi, sektörde ve özellikle havacılık alanında, ortalama 20 yıllık bilgi birikimine ve girişimci ruha sahip ekibimizle Bilgi’ye ve yarım asrı aşan iki dev ortağımızın desteğiyle Güç’e sahip olarak sektöre girmekle, benzer işletmelerden 1-0 önde başladık. BNA’nın, önümüzdeki 5 yılda kat edeceği yolun; konu, yoğun ve yüksek katma değerli havacılık ürünleri ve milli kritik altyapılar olduğunu değerlendirdiğimizde, çetin olacağını biliyoruz. Küresel deneyimler, bu tip karmaşık yapılı sistemlerin, “ürün” olarak piyasaya sunulması için, 5 yılın kısa bir süre olduğunu göstermekle birlikte, BNA olarak hedefimiz, 5 yıl içerisinde, bu kritik sistemleri, platformlara entegre edilmiş prototipler olarak sizlere tanıtmak. Uçuş, itki ve görev kritik sistemlerin kontrol sistemleri için, 150 kişiye varan bir mühendislik kadrosu öngörüyoruz. Toplamda ise yaklaşık 180 kişi olacağız. Görev verildiği takdirde, ülkemizdeki büyük platform üreticileri ile ortak mühendislik geliştirme faaliyetleri icra eden bir şirket olmayı hedeflemekteyiz. Hiçbir başarının tesadüf olmadığına inanıyoruz. Olgunluk ile heyecanı bir arada yaşayabilen bir kültürde, hedefimize emin adımlarla ilerliyoruz.

 

BNA Genel Müdürü Eray Gökalp’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

403 toplam görüntüleme, 2 bugünkü görüntüleme