Söyleşi: Entegre Yönetim Sistemleri Danışmanı, Mentor Zeynep Karel – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: Entegre Yönetim Sistemleri Danışmanı, Mentor Zeynep Karel

16 Kasım 2017

Entegre Yönetim Sistemleri Danışmanı, Mentor Zeynep Karel’le yapılan ve MSI Dergisi’nin 142’nci sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

“Kalite ile ilgili faaliyetler, kurum ve kuruluşların üst yönetiminden başlamalı.”

Savunma ve havacılık sektörü yüzünü dış pazarlara doğru dönerken, rekabet de küresel ölçeğe çıkıyor ve bu arenada başarılı olmak, çağdaş yönetim uygulamalarını gerektiriyor. Kalite, bu noktada bir yönetim anlayışı olarak öne çıkıyor ve üst yönetimden itibaren, kurum ve kuruluşların her seviyesi tarafından benimsenerek uygulanması durumunda başarıyı getiriyor. 2009 yılında kurduğu, ZEYNEP KAREL Kalite Çevre Yönetim Danışmanlığı firmasında Entegre Yönetim Sistemleri Danışmanlığı ve Mentorluk hizmetleri veren Zeynep Karel’i, kalite konusundaki faaliyetleriyle sektör çok yakından tanıyor. Bu alanda çok tecrübeli bir isim olan Karel, kendisiyle yaptığımız söyleşide, okuyucularımız için, sektörün kalite anlayışını farklı bir seviyeye taşıyacak bir perspektif çiziyor.

 

MSI Dergisi: Zeynep Hanım, savunma ve havacılık sektörü, kalite kavramına çok aşina olsa da zaman zaman projelerde yaşanan olaylar, hâlâ bazı kavramların tam oturmadığını; bazı mekanizmaların tam anlaşılmadığını gösteriyor. Sizce kalite ile ilgili yanlış bilinen ya da yanlış anlaşılan noktalar neler?

Zeynep KAREL: Öncelikle bir durum tespiti yapmak gerekiyor. Günümüz koşullarında bilgi, teknoloji ve iletişim alanında yaşanan büyük gelişmeler, toplumları, kıyasıya bir rekabete ve her geçen gün yeni gelişmelerin yaşandığı ekonomik bir yarış içerisine sürüklüyor. Dünya ticaretinin küreselleşmesi, rekabetin kapsam ve sınırlarını genişletti ve ticaret, bir yarış hâlini aldı. Yarışa katılanların sayısı da giderek artıyor. Ayrıca her geçen gün bu yarışa üstün nitelikli kişiler ve firmalar katılıyor. Müşteriler artık daha bilinçli, daha bilgili hâle geldiler ve beklentileri en üst seviyeye ulaştı. Artık müşteri beklentilerini karşılamak yeterli değil; beklentilerin daha da ötesine geçmek gerekiyor.

Değişim hızı arttı. Özellikle teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, hayal bile edilemeyen uygulamaları mümkün hâle getirdi. Değişime ve değişim hızına ayak uyduramayan kuruluşların ayakta kalabilmeleri çok zor. Kuruluşların ayakta kalabilmeleri, ancak müşteri ihtiyaçlarına göre üretim yapılması ve hizmet sağlanması ile gerçekleşebilir. Bu yüzden, kuruluşlarda, tasarımdan başlayarak; üretim, pazarlama, satış, satış sonrası hizmetler gibi tüm aşamaları kapsayan ve sürekli iyileşmeyi hedefleyen kalite yönetim sistemlerinin uygulanması, olmazsa olmaz bir şart hâline geldi.

Kalite, hâlâ, kurum ya da kuruluşların faaliyet gösterdiği sektörlerden bağımsız olarak, sıklıkla, “kalite kontrol” ya da “yalnızca dokümantasyon fazlalığı ” gibi alt işlere indirgenebiliyor ve böyle görülüyor. Oysa kalite, kurum ve kuruluşların tüm süreçlerini ilgilendiriyor. Baktığımızda; yönetim, insan kaynakları, üretim, bakım-onarım, iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve enerji kullanımı gibi her kurumsal konu, aslında kalite kavramı ile ilişkili. Örneğin, yönetim dediğinizde; şirket kültürünüz -vizyon, misyon, değerler, hedefler gibi- oluşmuş mu? Stratejik planlama yapılmış mı? Bir organizasyon şemanız var mı? Gerçek uygulamayı gösteren, güncel görev tanımlarınız belirlenmiş mi? Bunlar tanımlı mı? Yetkinlikler tanımlanmış ve iletilmiş mi? İş akışlarınız tanımlanmış mı, süreç sahipleri atanmış mı? Süreç akışları var mı? Tüm bunlar izlenebilir durumda mı, gözden geçiriliyor mu? İyileştirmeler yapılıyor mu? Performans ölçümleri yapılıyor mu? İşte, çağdaş kalite yönetim standartları, bu konular üzerinde önemle duruyor. Bu, zaten kavramsal olarak böyleydi; ama şimdi, çeşitli ISO standartlarının 2015 sürümlerine baktığımızda, bu konuların artık zorunlu hâle geldiğini görüyoruz. Yine, 2015 revizyonlarını incelediğimizde de EFQM mükemmellik modeli kriterleri ile uyum sağladığını görüyoruz. Yani bu standartlar, firmaları mükemmellik modeline götürüyor diyebiliriz. Politika ve strateji, liderlik, süreç yönetimi, planlama, destek, iş birlikleri ve kaynaklar, operasyon, iyileştirme ve sürekli geliştirme, performans yönetimi, müşteri odaklılık ve tedarik zinciri yönetimi gibi konular ortak hâle geliyor.

Türk savunma ve havacılık sanayisi, uluslararası projelerde yer alarak, kalite anlayışını üst düzeye taşıdı. Fotoğrafta, TUSAŞ tarafından Airbus’a teslim edilmek üzere hazırlanan A400M ön orta gövdeleri görülüyor.

 

Standartlardan bahsetmişken, hemen bir parantez açmak istiyorum. Bahsettiğim standartlara, tedarik makamı ya da ana yüklenici talep ettiği için, projeyi almaya yarayan birer araç olarak bakılmamalı. Kurum ve kuruluşlar, ancak kalite ile ilgili standartları okuyup, anlayıp benimsediğinde mükemmele yaklaşabilirler. Bu konuya tekrar döneriz.

Üst yönetimin desteği çok önemli. Üst yönetimin kendisi de bilfiil kalite faaliyetlerinin içinde yer alıp, önemini hissedip ekibi ile çalışmalı. Kalite sadece bir ekibe havale edilirse, “Bizim kalitecimiz var, süreçleri o takip ediyor.” denilirse başarı da gelmez. Belki birkaç sene durum idare edilir. Dolayısı ile kalite ile ilgili faaliyetler, kurum ve kuruluşların üst yönetiminden başlamalı. Kalite, bir yönetim sistemi olarak görülmeli. Üst yönetimden itibaren tüm çalışanlar, süreçlerin içinde olmalı.

 

MSI Dergisi: Standartlarla ilgili açtığınız parantezi biraz daha genişletebilir misiniz?

Zeynep KAREL: Burada konu, “mış gibi” yapmak. Firmalar, standartları araç olarak görmemeli. Önemli olan; neyi, niçin yaptığınızı bilmek. Ben, yönetim sistemleri eğitimleri veriyorum; denetimler, sistem kurulumları, danışmanlık ve mentorluk yapıyorum. Bu görevlerim nedeniyle de çok sayıda firma dolaşıyorum. Şöyle bir gözlemim var: Bazıları, çeşitli standartların belgelerini almış; ama neyi niçin yaptıklarını bilmiyorlar. Bu nedenle standartların gerektirdiği şartları aslında yapmıyorlar; yapıyormuş gibi görünüyorlar. Dokümantasyon üzerinde her şey çok uygun olabiliyor; ancak daha başlangıçta, tanışma safhasında, gerçekten sistem kurulmuş ve uygulanıyor mu, yoksa “mış gibi” mi yapılmış, belli oluyor. Mesleki tecrübem sayesinde, bunu hemen fark edebiliyorum. Bu tabloda, sürdürülebilirlikten bahsedemeyiz. Eğitimlerde hep şu örneği veriyorum: Deprem kuşağındayız. Türkiye deprem ile yüz yüze; her an, her saniye deprem olabilir. İnşaatın temeli düzgün olursa kaç kat çıkarsanız çıkın, sorun olmuyor. Firmaların kurdukları sistemler de böyle. Sistemi gerçek anlamda temelde düzgün kurarsanız, “mış gibi” yapmazsanız, üzerine hangi standart, hangi sistem gereksinimleri gelirse gelsin problem olmayacaktır.

Diğer yandan, bazı firmalar da süreçlerini oturtmuşlar, çok iyi yönetiyorlar ve aslında isteseler, çeşitli standartların belgelerini alabilecek durumdalar. Ama bunun farkında değiller. Aslında “mış gibi” yapanlarda da bu firmalarda da sorun; standartların, öncelikle okunmamasından kaynaklanıyor. Oysaki biraz zaman ayırıp okuyup inceleseler, durum daha farklı olacak. Standartlar, neyin yapılacağını söyler; nasıl yapılacağını değil. Nasılı firmalar, kendi üretim ve hizmetlerine göre, kendi kuracakları organizasyon, alt yapı, süreçlere göre kendi oluşturdukları kurallar ve prensiplere göre yapacaklar. Bu iyi bilinmeli.

Teknoloji ve dünya geliştikçe, standartlar da değişiyor. ISO 9001 ve ISO 14001 standardı 2015’te; AS 9100 standardı da 2016’da güncellendi. Ancak bu, hayatımızı standartlara göre yönlendireceğimiz anlamına gelmiyor. Aslına bakacak olursak bir kurum ya da kuruluş, süreçlerini bilinçli ve benimseyerek ortaya koyarsa onun için standartlarda yapılan güncellemeler, kayda değer bir iş yükü getirmez; çünkü kurum ve kuruluş da standartlarla aynı yönde gelişmiştir.

HÜRKUŞ, Türk savunma ve havacılık sanayisinin kalite konusunda kendini ispat ettiği projeler
arasında yer alıyor.

 

Proje Odaklılık Kalkmalı

MSI Dergisi: Kalite, savunma ve havacılık sektörüne özgü bir kavram değil. Tüm sektörler göz önüne alındığında; sizce, Türkiye’nin kalite konusunda en ileri sektörü hangisi?

Zeynep KAREL: Aslında, özellikle ana yükleniciler olarak baktığımızda, savunma ve havacılık sektörü, kalite konusunda, diğer sektörlere göre daha iyi bir yerde. Kuşkusuz burada kullanıcının ve tedarik makamının ortaya koyduğu gereksinimler de bir etmen. Sözleşmelerde; Proje Yönetim Planı, Risk Yönetim Planı, Kalite Planı, Konfigürasyon Yönetim Planı, Entegre Lojistik Destek Planı, Güvenilirlik İdame Edilebilirlik Planı gibi dokümanlar talep ediliyor. Tüm bunlar da projelerde, kalite ile ilgili kavramların uygulanabilmesini sağlıyor.

Tabii burada önemli olan konu, bu çalışmaların ve bilincin, projelere özgü olup olmadığı. Benim gözlemim, bazı firmalarda, kalite ile ilgili tüm çalışmaların, proje odaklı olduğu yönünde. Yani kalite, firmanın geneline yaygınlaşmıyor, kurumsallaşmıyor. Kalite, firma kültürü hâline geldiğinde ise beraberinde uzun soluklu başarı ve sürdürülebilirlik de geliyor aslında.

Otomotiv sektörü, kalite konusunda iyi bir konumda. Bu sektörde de uluslararası standartlar var ve bunları referans alarak üretim yapan firmalar iyi bir konumdalar. Bu tür firmaların, AS 9100 sertifikasyonu almaları da daha kolay oluyor. Hatta savunma ve havacılık sektörünün de otomotiv sektöründen alabileceği dersler var. Otomotiv sektörü, riskleri tanımlama ve bunları yönetme konusunda çok iyi. Yoğun bir seri üretim faaliyeti içindeler ve hedefleri sıfır hata. FMEA (hata türleri ve etki analizleri)‘lar çok büyük hassasiyetle yapılıyor. Yeni ürün onay süreci (PPAP), İleri Ürün Kalite Planlaması (APQP), Üretim Parçası Onay Prosesi (PPAP) çok iyi uygulanıyor. Savunma ve havacılık sektöründe, üretim adetleri çok daha düşük; ama burada da konfigürasyon birimi sayısı çok fazla.

Otomotiv sektöründe, özellikle doğrudan yurt dışına iş yapan, çok iyi firmalar var. Kalite sistemleri çok başarılı. Aslında bunların da savunma ve havacılık sektörüne kazandırılmaları gerekiyor. Savunma projelerinde yer almaları çok faydalı olur, kendi yerli sanayimize katılımları katma değer yaratır.

Havacılık için geçerli olan kalite standartları artık TÜRKSAT 6A gibi uydu geliştirme
çalışmalarını da kapsıyor.

 

MSI Dergisi: Savunma ve havacılık sektörünün alt kırılımlarına; kara, deniz, hava ve uzay olarak bakarsak, bunların arasında kalite konusunda öne çıkanı var mı?

Zeynep KAREL: Aslında “Şu öndedir.” diyebileceğimiz kadar büyük farklılıklar yok. Ancak yine de kıyaslama yapmak gerekirse ülkemizde havacılık sektörü daha öne çıkmaktadır diyebiliriz. Havacılık otoriteleri, sertifikasyon zorunluluklarından dolayı. Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek isterim. Hemen herkes, AS 9100’ü, havacılığa özel bir standart olarak düşünüyor; ama öyle değil. AS 9100, “Havacılık, Uzay ve Savunma Sanayi Kalite Yönetim Sistemleri Gereklilikleri” standardı olarak geçiyor. Dolayısı ile savunma ve uzay sistemleri için de geçerli.

 

MSI Dergisi: AS 9100 sertifikasyonunu almak nasıl bir süreç? Maliyeti konusunda da bilgi verebilir misiniz?

Zeynep KAREL: Bu standardın temeli, ISO 9001 kalite yönetim sistemine dayanır. Dolayısı ile ISO 9001’i benimsemiş ve iyi uygulayan firmaların AS 9100 almaları çok daha kolay oluyor. AS 9100, ISO standardının üzerine, savunma ve havacılık sektörünün zaten aşina olduğu, proje yönetimi, risk yönetimi, konfigürasyon yönetimi gibi gereksinimler getiriyor.

Sürece baktığımızda; firmaların önce standardın farkındalık / bilgilendirme temel eğitimini almaları gerekiyor. Daha sonra, iç denetçi eğitimlerini de alıp, standardın gereklerine göre, gerekli iç denetimleri gerçekleştirmeliler. İyi kurulmuş ve yönetilen bir ISO 9001 sistemi ile AS 9100 sertifikasyonu, 1 yıl içerisinde rahatça alınabilir. Hatta bu süre, firmanın çalışmalarının etkinliğine göre, daha da kısalabilir. Türkiye genelinde, AS 9100 sistemini kurup sertifika alan firma sayısı, yaklaşık olarak 75. Bu sayı, AS 9110 (bakım yapan) için 2; AS 9120 (depolama yapan) için ise 1’e düşüyor.

AS 9100 belgesi almak, özellikle KOBİ’ler açısından bakıldığında, ciddi bir bütçe gerektiriyor. Türkiye’de, bu standartla ilgili yetişmiş denetçi personel çok az. Dolayısı ile yurt dışı denetçiler ile de çalışmak gerekiyor. Bu durumda, gerekli eğitimlerin ve sertifikasyon sürecinin maliyeti ise küçük boyutlu firmalar için daha da yüksek oluyor.

Belgelendirme süreci, birinci aşama denetimi; yönetim sisteminin dokümantasyonunun ve istenen belgelendirme sisteminin kapsamının değerlendirilmesi ile başlıyor. Burada, “Standart gereksinimleri firma tarafından anlaşılmış mı? Dokümanlar oluşturulmuş mu?” gibi sorular soruluyor. Bunu, masa başı dokümantasyon incelemesi gibi düşünebiliriz. Uygun olduğunda, ikinci aşama denetimi gerçekleştiriliyor. Bunu, saha tetkiki, yani uygulama tetkiki olarak adlandırıyoruz. Uygun olursa firma, belge almaya hak kazanıyor. 1 yıl sonra, birinci ara denetim; sonraki yılda, ikinci ara denetim olmak üzere, toplamda 3 yıllık bir süreç olarak uygulanıyor. Yani belge geçerliliği 3 yıl; sonrasında, yenileme tetkiki olarak süreç devam ediyor.

Sertifikasyon alımı, tetkikler ve belgelendirme ücreti, denetim gün sayısı ve firma personel sayısı ile orantılı olarak hesaplanıyor. Yaklaşık 10 kişilik bir firma için örnek verecek olursak, AS 9100 rev C için, 3 yıllık süreçte, toplam olarak, yaklaşık 7.000 avro+KDV’den başlayan fiyatlar ödeniyor. AS 9100 rev C‘den rev D‘ye geçiş oldu. Standart, AS 9100:2016 olarak revize olup yayınlandı. Yine 10 kişilik örneğimizi ele alırsak, AS 9100 rev D için, yaklaşık 15.000 avro+KDV’den başlayan fiyatlar ödeyecek firmalar. Bu rakamlara, denetçi yol masrafları ve konaklaması dâhil değil. Bir de eğitimleri ilave edersek farkındalık, iç denetçi gibi maliyetler giderek artıyor. Firma sayısını, özellikle 10 kişi olarak örnek verdim. Artık sayı arttıkça maliyeti siz düşünün. KOBİ’ler için, gerçekten düşünülmesi gereken bir durum. Teşviklerin araştırılması, burada büyük önem kazanıyor.

Bu arada, AS 9100 sertifikasına sahip firmalar, rev C’den rev D’ye geçiş sürecini, 2018 yılının Eylül ayına kadar tamamlamak zorundalar. Aynı zorunluluk, ISO 2015 revizyon geçişleri için de geçerli.

 

MSI Dergisi: AS 9100 gibi sertifikasyonların getirdiği maliyet ortada. Bunun yanı sıra kalite ile ilgili süreçlerin yarattığı bir genel gider (overhead) de bulunuyor. KOBİ ölçeğindeki firmalar, hem kaliteden ödün vermeyen hem de genel giderleri arttırmayan bir yol izleyebilirler mi sizce? Bu nasıl olabilir?

Zeynep KAREL: Baktığımızda, tedarik makamı ya da ana yüklenici, örneğin, AS 9100’ü zorunlu hâle getirdiğinde, birçok firma iş alamaz duruma gelir. Bu nedenle böyle bir zorunluluk getirmek, doğru bir tercih olmayabilir. Ama sertifikasyon olmasa da farkındalık sağlamak mümkün. Aslında biraz önce, başka bir şekilde bahsettim: Önemli olan sertifikasyon değil, kurum ve kuruluşların, standardın gereksinimlerini benimsemesi, uygulaması; belge sahibiymiş gibi sistemi kurup hayata geçirmesi.

Bununla ilgili KOBİ’lere gönüllü eğitimler verilebilir, denetimler yapılabilir. Tedarik makamı ya da ana yüklenici, alt yüklenicilerine, gördükleri aksaklıkları bildirir, bunların giderilmesi için yol gösterir. Böyle bir sistemde, alt yüklenicilerden AS 9100 istenmese bile bunun tüm gereksinimlerine uyum talep edilebilir. Sadece, maliyeti yüksek olan sertifikasyon süreci yaşanmamış olur.

Tabii başta Ekonomi Bakanlığı olmak üzere, teşvikler var. Kümelenmeler de üyelerini organize ederek yönlendirebiliyor, teşvikler alabiliyor. Bunlar da AS 9100 gibi sertifikasyonları almak için bir yol olabilir. Ama yine hep vurguladığım noktaya geleceğiz: Önemli olan, sertifikasyona sahip olmak mı, sertifikasyonun gereksinimlerini en iyi şekilde uygulayabilmek mi?

 

MSI Dergisi: Bu tabloda, ana yüklenicilerin alt yüklenicilere kalite konusundaki yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin, kendi kalite sistemlerinin aynısını talep etmeleri doğru bir yaklaşım mı?

Zeynep KAREL: Ana yüklenicilerin, kendi sistemlerinin, alt yüklenicileri tarafından da kurulmasını teşvik etmesi, özendirmesi çok yararlı olacaktır. Tabii ki burada, “Bunu yap, yoksa iş vermem!” gibi bir yaklaşım olmamalı. Alt yükleniciler yönlendirilmeli; gerekirse eğitimler verilmeli. Nitelikli kalifiye alt yükleniciler yetiştirilebilir. Böylece alt yüklenicilerde de arzu edilen kalite bilinci oluşabilir; zincirleme, büyük bir gelişim kaydedilebilir.

Bazı firmalar, alt yüklenicilerini denetliyor; denetim sonuçlarını onlarla paylaşıyor ve gerekli iyileştirmeleri yaptırarak gelişmelerini sağlıyor, denetimleri geçen firmaları, onaylı tedarikçileri olarak ilan ediyor. Bu, çok güzel bir uygulama ve yaygınlaşması gerekiyor. Ama burada da dikkat edeceğimiz bir husus var: Sürdürülebilir olmalarını sağlamak.

 

MSI Dergisi: Üst düzey yöneticilerin kariyeri açısından baktığımızda, kalite ile ilgili bir görev üstlenmeleri, onlara ne gibi katkılar sağlar?

Zeynep KAREL: Üst yöneticilerin, aynı zamanda liderlerin, kalite ile ilgili bir misyon üstlenmeleri 2015 revizyonlarında zorunluluktur. “Kalite, yalnızca kalite biriminin sorumluluğunda değildir.” demiştim. Kalite, üst yönetimin, yani tüm liderlerin sorumluluğundadır. Ama buradan, yöneticilerin kalite bölümünde görev alması gibi bir gereklilik anlaşılmamalı. Kurum ve kuruluşlarda, lider konumunda olan kişiler, zaten kalite ile ilgili kavramları benimsemiş olmalılar. Liderlerin kalite faaliyetlerinde yer alması; gelecekte bu sektörde liderlik yapmak isteyenlerin de kalite ile ilgili gereksinimleri özümsemesi gerekiyor. Üst düzey yönetim, yetki verme ve organizasyon dâhilinde kaynakları sağlama gücüne sahiptir. Liderlik yani “kişileri ortak bir amaca doğru motive etme kabiliyeti”, bugünün iş dünyasında önemli bir yetenektir. Güçlü bir liderlik olmadan başarı sağlanamaz.

Liderlik, amaç birliği ve kuruluşun yönünü oluşturur. Liderler, kuruluşun hedeflerini gerçekleştirmek için, çalışanların bütünüyle dâhil olduğu iç katılımı sağlamalı ve sürdürmelidirler. Bu da kalite kavramı ile iç içedir. Örneğin, yönetim kalitesi gibi.

 

MSI Dergisi: Son olarak, kalite ile teknolojinin ilişkisini sormak istiyoruz.

Zeynep KAREL: Teknolojinin gelişimi, kalite ile ilgili süreçleri kolaylaştırıyor. Artık doküman yönetimini kolaylaştıran, süreç modelini yönetmeyi sağlayan, süreçleri takip etmeyi kolaylaştıran, tüm aşamalarda yapılan faaliyetleri yöneten uygulamalar var. Bunlar büyük oranda otomasyon sağlıyor. Sektörel olarak baktığımızda, bunlar, daha çok yazılım firmalarında ve sistem mühendisliğinde kullanılıyor. Zamanla daha da yaygınlaşacağını düşünüyorum. Tüm kurumsal süreçler artık çok rahat bir şekilde entegre edilebiliyor. Tabii bunların maliyetleri biraz yüksek; ama uzun vadeli bakıldığında, bu maliyetlerin karşılığı alınıyor.

Denizcilik sektörü, İ sınıfı gibi modern gemileri inşa ederken kalite anlayışını daha da yukarıya taşıyacak.

 

MSI Dergisi: Zeynep Hanım, eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

Zeynep KAREL: Kalite kavramına, mükemmellik ve sürdürülebilirlik açısından da yaklaşmak gerekiyor. Kaliteyi, gerçek anlamda yönetim sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak düşünüp, tüm süreçlerimizde uygulayıp, kurum kültürü hâline getirdiğimizde; devamında yapılan ve yapılacak çalışmalar, firmalara ciddi ölçüde kazanımlar sağlayacaktır. Kısaca bunlardan da bahsetmek istiyorum.

Öncelikle rekabet gücünün artması ve daha iyi tedarikçi ilişkileri sayesinde, kuruluşun imajının güçlenmesini sağlayacaktır. Bu da beraberinde, mükemmelliği getirecektir. Bu da şüphesiz zincirleme tüm paydaşlar için katma değer yaratıp; sürdürülebilir, uzun vadeli başarıyı sağlayıp, karşılıklı yarar sağlayan ilişkiler oluşturacaktır.

Diğer yandan müşteri odaklılık, müşteri memnuniyeti ve müşteri artışı sağlayacaktır.

Yönetimin etkinliği sağlanır ki kalite, üst yönetimden başlar demiştik az önce. Devamında da üretkenlik artışı ve üretim etkinliği ile birlikte maliyetlerin azaltılması sağlanır.

Diğer çok önemli bir konu ise çalışanların memnuniyeti ve olumlu kültürel değişimdir. Bir kuruluşun çalışanlarının potansiyelinin tam olarak yaşama geçirilebilmesi için, paylaşılan değerler ile bir güven ve yetkilendirme kültürü olması gerekir. Maalesef çoğu firmada çok az uygulanıyor. Oysaki böyle bir ortam, herkesin katılımını kolaylaştırır. Bu da bilgi birikiminin etkin paylaşımını, çalışanlara öğrenme ve yeni beceriler geliştirme fırsatlarını, en üst düzeyde katılım, olumlu tavırlar ve yüksek moral ve en önemlisi, kuruluşun saygınlığını, performansın yüksekliği ve değer artışını sağlar.

Dolayısıyla kurum kültürünün oluşturulması ve benimsenerek firmanın her kademesinde farkındalığının sağlanarak uygulanması, “sürdürülebilir gelişim ve mükemmellik” sağlayacaktır. Bunlar, yaşam kalitemizi de arttıracaktır.

 

Entegre Yönetim Sistemleri Danışmanı, Mentor Zeynep Karel’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

188 toplam görüntüleme, 4 bugünkü görüntüleme