Söyleşi: FNSS İş Geliştirme ve Programlar Direktörü Aybars Küçük – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: FNSS İş Geliştirme ve Programlar Direktörü Aybars Küçük

1 Mayıs 2017

FNSS İş Geliştirme ve Programlar Direktörü Aybars Küçük’ün, MSI Dergisi’nin 137’inci sayısında yayımlanan söyleşisinin tam metnine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

 

“Türkiye’nin, kara platformlarında liderliği yakalayabileceğine inanıyoruz.”

Son dönemde, gerek yurt dışında gerekse yurt içinde imzaladığı sözleşmelerle gündemden düşmeyen FNSS, bir yandan bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini yerine getirirken diğer yandan da geleceğin araçları üzerinde çalışıyor. Mevcut projelerin ve yeni geliştirilmekte olan araçların durumunu, FNSS İş Geliştirme ve Programlar Direktörü Aybars Küçük’ten dinledik.

 

MSI Dergisi: FNSS, sonucu merakla beklenen Silah Taşıyıcı Araç (STA) projesinde ipi göğüsleyen taraf oldu. Bu proje kapsamında FNSS’nin sunduğu çözümler; IDEF 2013 ve IDEF 2015 fuarları sırasında tanıtılmıştı. Çalışmaların geldiği son noktada, bu araçları ve temel özelliklerini kısaca anlatabilir misiniz?

Aybars KÜÇÜK: STA projesine çok iyi hazırlandık ve oldukça zorlu bir süreç sonunda ipi göğüslemeyi başardık. Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ile proje sözleşmesini imzaladık ve proje takvimimiz başladı. Proje kapsamında, Kara Kuvvetleri Komutanlığının envanterine giren tanksavar füzelerinin muharebe etkinliğini arttırmak üzere, 184 adedi paletli, 76 adedi ise tekerlekli tipte; toplam 260 tanksavar aracı üretip teslim edeceğiz.

Proje kapsamında paletli ve 4×4 tekerlekli, tamamen yeni tasarlanacak araçların yanı sıra her iki tip araca entegre edilmek üzere, ortak alt sistemlerden oluşan ve farklı füzeler taşıyabilen iki farklı tanksavar kulesi de geliştireceğiz. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterinde bulunan KORNET-E füzelerinin yanı sıra SSM tarafından yürütülen bir diğer projede geliştirilen Orta Menzilli Tanksavar Silahı (OMTAS) füzelerini, projeye özel geliştirilecek olan bu tanksavar kulelerine entegre edeceğiz. Gelişmiş atış kontrol ve komuta kontrol yeteneklerine sahip olarak geliştirilecek KORNET ve OMTAS kuleleri, dörder adet atışa hazır tanksavar füzesinin yanı sıra 7,62 mm makinalı tüfek ile teçhiz edilecek ve ortak alt sistemler kullanacak.

48 ay gibi kısa bir takvim içerisinde hayata geçecek ve kullanıcıya araçların teslim edileceği bu projede, ASELSAN ve ROKETSAN da önemli roller üstleniyor. Bir başka proje kapsamında ROKETSAN tarafından geliştirilen OMTAS füzelerini entegre edeceğimiz tanksavar araçlarımızın, ciddi bir ihracat potansiyeli olacağını düşünüyoruz. STA projesinde ortaya çıkacak ürün, ROKETSAN ile Kaideye Monteli CİRİT ile ilk adımlarını attığımız, uzun dönemli bir iş birliğinin de önemli bir diğer adımı olacak.

KORNET füzelerini entegre edeceğimiz araçlarımızda, ASELSAN tarafından KORNET füzelerine yönelik geliştirilen ve önemli miktarlarda ihracatı gerçekleştirilen SAGER nişangah sistemlerini kullanacağız. ASELSAN’la gerçekleştireceğimiz bu iş birliğiyle, KORNET füzelerine yönelik geliştirilmiş olan SAGER nişangâhı ilk defa TSK envanterine girmiş olacak. Bu iş birliğini, envanterinde KORNET füzeleri bulunan ülkelere; 4 adet KORNET füzesi atabilen tekerlekli ve paletli tanksavar araçları ihracatıyla da geliştirmek hedefindeyiz. Ayrıca ASELSAN’ın geliştirdiği komuta kontrol bilgi sistemiyle donatılacak olan tüm STA araçlarımız, birbirleri ile ve ileride ALTAY tankları ile sayısal bir ağ içerisinde, tam bir koordinasyon içerisinde görev yapabilecek.

STA projesinin tekerlekli aracı olan PARS 4×4’ü, geçtiğimiz yıl IDEF’15 fuarı esnasında tanıtmıştık. PARS 4×4, genel amaçlı 4×4 araçlardan farklı olarak, arkada konumlanan güç paketinin sağladığı mobilite performansı ile tam bir tanksavar aracı özelliğinde. Arka tavandaki hava emiş ve soğutma girişi, aracın, hazırlıksız olarak çok yüksek açılarla suya giriş yapmasına izin vererek, hızlı kaçış imkânı sağlayacak. 5 kişilik mürettebatı bulunan 25 BG/ton’luk güç/ağırlık oranına sahip araç, hiçbir hazırlık gerektirmeden, derin ve akıntılı suda operasyon yapabilecek. PARS 4×4; yere yakın ağırlık merkezi, tam bağımsız süspansiyon sistemi, ABS destekli hidrolik disk frenleri, düşük yer basıncı, arttırılmış yaklaşma ve uzaklaşma açıları ve azaltılmış kırılma açısı ile her türlü zorlu arazide hareket edebilecek. %70 dik eğim tırmanabilecek, %40 yan eğimde tutunabilecek ve 50 cm’lik dik engelleri geçebilecek. Aracın, proje gereksinimlerine uygun olarak tasarlanan balistik korumalı camları, sürücü ve araç içeresindeki diğer personele, çok geniş bir görüş açısı sağlayacak. Mayınlara ve el yapımı patlayıcılara karşı korumalı olacak şekilde tasarlanan aracın gövdesi, balistik malzemeden üretilecek.

KAPLAN araç ailesinin en hafif üyesi, STA projesi kapsamında paletli tip tanksavar aracı olarak hayat bulacak. Yeni güç grubuyla daha yüksek hareket kabiliyeti sergileyecek olan araç, aynı zamanda mayın koruma özelliğine de sahip olacak. Paletli tip tanksavar aracı, suda daha yüksek hareket kabiliyetine sahip olmasını sağlayan alt sistemleri bünyesinde bulunduruyor. Modüler mekanik ve elektronik altyapısı, aracın, ilerde doğabilecek ihtiyaçlara çabuk uyum sağlamasını kolaylaştıracak. Aracın yeni tasarımı, güncel alt sistemlerin kullanılmasına ve daha etkin bakım idame koşullarına sahip olmasına olanak verecek.

 

MSI Dergisi: Sizinle 2015 yılının Aralık sayısı için yaptığımız söyleşide, direktörlüğünüzün çalışma şeklini; “Yönettiğin projelerle şirket kabiliyetlerini ve kapasitesini iyi tanı; müşteriyi, kullanıcıyı ve isteklerini iyi analiz et; bunu yeni işleri kazanmak için avantaja çevir; kazandığın projelere hiç kesintisiz hızla başla; sözleşme öncesi tüm hafızayı sözleşme sonrasına eksiksiz yansıtarak müşteriyi yorma.” sözleri ile ifade etmiştiniz. Şimdi önümüzde somut bir örnek var: STA projesi. Bahsettiğiniz bu iş yapış tarzı, STA projesinde nasıl işledi ve devamında nasıl işleyecek?

Aybars KÜÇÜK: Aynı önceki söyleşimizde ifade ettiğim şekilde işledi ve ihaleyi kazandık. Karmaşık bir proje olmasına ve bir sürü belirsizlik içermesine rağmen, SSM proje ekibini ve nihai ürünü kullanacak olan Kara Kuvvetlerimizi hiç yormadan, sözleşmeyi çok kısa süre içerisinde imzaladık. Daha proje takvimi yürürlüğe girmeden, proje ekibini oluşturup içeride projeye başladık. Projede oluşturacağımız çözümlerimiz ve geliştireceğimiz sistemlerin performansı ile de müşteri ve kullanıcı memnuniyetini en üst düzeyde tutacağız. Bu yaklaşımımız, sıradaki diğer projelerimiz için, daha da gelişerek sürecek.

 

FNSS, ÖMTTZA’ya Hazır

MSI Dergisi: Gündemdeki bir diğer önemli proje, ÖMTTZA (Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Zırhlı Araç) projesi. Bu projede FNSS’nin teklifi ve konumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aybars KÜÇÜK: Biliyorsunuz ÖMTTZA projesinde, 2015 yılı ikinci yarısında ilk teklifler ve 2016 yılının ikinci yarısında revize teklifler alındı. İki farklı konfigürasyonda 6×6 araçları ve iki farklı konfigürasyonda 8×8 araçları kapsayan bu projede, araçların üzerindeki görev ekipmanlarının payı oldukça yüksek. Projenin karmaşıklığı nedeniyle doğal olarak uzun bir teklif değerlendirme süreci yaşandı ve artık belirlenen konfigürasyonla en iyi ve son teklif (BAFO) aşamasındayız.

Bu projeye de çok iyi hazırlandık. Amacımız, mevcut PARS araçlarımızın üstün özelliklerini yansıtan, bunun yanı sıra kullanıcının proje gereklerini en üst seviyede karşılayacak çok özel araçlar teslim ederek, FNSS markasına yakışır bir memnuniyet sağlamak. Proje teklifimizi, sadece baz araçlarda değil, araçlarda önemli pay tutan görev ekipmanlarında da müşteri memnuniyetini azami oranda sağlayacak yönde oluşturduk. Bu projede de ASELSAN’la STA projesinde başlattığımız iş birliğini arttırarak sürdürmek amacındayız.

 

MSI Dergisi: FNSS, PARS araç ailesini 2 ülkeye ihraç ederek, ÖMTTZA projesinin çok öncesinde, kendini kanıtlamış bir ürün ailesi ortaya koydu. Bu durumun, TSK’ya sağlayabileceği faydalar hakkında neler söylemek istersiniz?

Aybars KÜÇÜK: Sektörün yakından bildiği üzere, 2011 yılında, Malezyalı iş ortağımız DEFTECH firması ile Malezya Silahlı Kuvvetleri için; 12 değişik konfigürasyonda, 257 adet 8×8 tekerlekli zırhlı muharebe aracının (AV-8) geliştirilmesi, üretimi ve teknoloji transferini içeren bir sözleşme imzaladık. Yarım milyar doların üzerinde değere sahip proje kapsamında, AV-8 araçları, FNSS’nin PARS 8×8 aracı temel alınarak geliştirildi. Bu sözleşme, daha önce yine FNSS’ye ait olan, Türkiye’den, tek kalemde gerçekleştirilen en büyük savunma sistemi ihracat sözleşmesi rekorunu da bir üst basamağa taşıdı. Projede ana sistem entegratörü olarak görev alan FNSS, ayrıca araç platformlarının geliştirilmesinden ve 25 mm tek kişilik silah sisteminin üretiminden de sorumlu. Araçlar, DEFTECH firmasında üretiliyor ve araçların Malezya Silahlı Kuvvetlerine teslimatı hâlen devam ediyor.

Bu araç konfigürasyonları içerisinde, ÖMTTZA projesi keşif ve komuta araçlarının çok benzeri konfigürasyonlar da bulunuyor. FNSS’nin bu alandaki deneyimi, sadece bu araçların tasarımı ve üretimiyle sınırlı değil; aynı zamanda, bu araçların, Malezya’da kurulan tesislerde üretimini de kapsıyor ki, bu, ortağınız ne kadar iyi olursa olsun, kolay bir iş değil.

Geçtiğimiz yıl, bir Orta Doğu ülkesi ile de yarım milyar doların üzerinde değere sahip bir sözleşme daha imzaladık ve sözleşme kapsamında, müşteri gereksinimlerine göre, 13 farklı konfigürasyonda, 8×8 ve 6×6 tekerlekli zırhlı muharebe aracını geliştirip, üreteceğiz. Bu araçlar, üçüncü nesil PARS tasarımımız üzerine şekilleniyor ve bunlar da ÖMTTZA projesine benzer konfigürasyonlar içeriyor. Araçlarımızın ilk prototiplerini geliştirdik ve testlerine başladık.

Her iki proje de 6×6 ve 8×8 tekerlekli zırhlı muharebe araçları ve görev donanımlarının seçimi ve entegrasyonu konusunda, çok ciddi bir bilgi birikimi kazanıldı. Bu deneyim, FNSS’de, ÖMTTZA projesi için çok iyi bir altyapı oluşturdu. ÖMTTZA projesi kapsamında teklif ettiğimiz araçlarımız, bu projelerde kendini kanıtlamış üstün PARS altyapısını kullanan, bunun yanı sıra kullanıcıya proje gereklerini en üst seviyede karşılayacak ilave özellikler de ekleyen bir tasarıma sahip. Bu projelerde edindiğimiz tecrübeler, ÖMTTZA projesindeki birçok kritik konuyu, potansiyel bir risk maddesi olmaktan çıkartıyor. Bu da bizi, müşterimizin önünde, benzer bir projeyi, daha önce 2 kere yapmış ve bazı riskleri ortadan kaldırmış bir yüklenici adayı olarak konumlandırıyor. Projeye yaklaşımımızın, TSK’ya en yüksek güvenilirliğe ve en düşük ömür devri maliyetlerine sahip, çok özel keşif ve komuta araçları kazandıracağını düşünüyoruz.

 

MSI Dergisi: ZAHA (Zırhlı Amfibik Hücum Aracı) projesinde FNSS’nin teklifi ve konumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aybars KÜÇÜK: ZAHA projesinin ihale çalışmaları, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının LPD projesi kapsamındaki ihtiyacına yönelik olarak 2014 yılında başlatıldı. Proje kapsamında, 3 konfigürasyonda, toplam 27 adet ZAHA’nın, yurt içi imkân ve kabiliyetlerle tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesi öngörülüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ZAHA’lar için belirlenmiş olan gereksinimler; söz konusu araçların, dünyada benzer amaçlar için geliştirilmiş örnekleri ile karşılaştırıldığında, daha zorlu deniz koşullarında hareket kabiliyetine ve daha yüksek koruma özelliklerine sahip olmasını gerektiriyor. Bu zorlu gereksinimlerin, FNSS’nin amfibik araç deneyim ve bilgi birikimi ile en az riskle gerçekleştirilebileceğini değerlendiriyoruz. ZAHA’lara yönelik teklifimiz; geliştirilecek araçların, sadece proje kapsamında kullanımına yönelik değil, uluslararası pazarda da kendine yer bulmasına imkân sağlayacak şekilde kurgulandı. Nisan ayında, SSM’ye en iyi ve son teklifimizi sunduk ve Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin kararı ile sözleşme görüşmelerine davet edildik.

ZAHA, gerek deniz gerekse kara operasyonlarında kullanım koşulları değerlendirildiğinde, mühendislik açısından oldukça zorlayıcı; bu özelliği itibarıyla da kara araçları sektörü için çok heyecan verici bir araç niteliğinde. ZAHA, zorlu deniz şartlarında ve çıkarma operasyonlarında yüksek beka kabiliyetine; suda, diğer amfibi araçlara oranla daha yüksek hıza, manevra yeteneğine ve menzile sahip olacak. Ayrıca araç, suda ters dönmesi durumunda dahi kendini toparlayabilecek ve bu süre zarfında, güç grubu operasyonunu sürdürecek. Deniz suyu ve nemin yarattığı korozif ortama karşı, aktif ve pasif korumaya sahip olacak.

 

KAPLAN Ürün Ailesi Şekilleniyor

MSI Dergisi: KAPLAN araç aileniz ile ilgili son durum hakkında bilgi verebilir misiniz? Hangi araçlar geliştiriliyor ve bunlar geliştirme ve test programlarının hangi aşamasında yer alıyorlar?

Aybars KÜÇÜK: STA projesi ile beraber, KAPLAN 15 aracını geliştirmeye başladık. Bu kapsamda, KAPLAN 15 tanksavar füze platformu konfigürasyonu hızla hayata geçecek ve TSK envanterinde yerini alacak.

KAPLAN ailesinin bir diğer üyesi olan KAPLAN 30 platformunun tasarımı tamamlandı ve prototip üretimine başlandı. Farklı koruma seviyelerinde balistik zırh kitleri ve amfibi kitlerine sahip modüler bir ZMA platformu olarak tasarlanan KAPLAN 30’un prototipi, 2017 yılı ilk çeyreğinde tamamlanacak ve mobilite testlerine başlanacak.

 

MSI Dergisi: KORKUT ve HİSAR-A projeleri için geliştirdiğiniz ZMA-30’un son durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Araç seri üretime geçti mi? 2015 Aralık sayımızda yayınlanan söyleşimizde, ZMA-30’un geniş iç hacim kapasitesi ile özellikle tugay seviyesi komuta kontrol uygulamaları için de ideal bir platform olduğunu belirtmiştiniz. Aracın bu tür uygulamalarda kullanımı ile ilgili gelişmeler oldu mu?

Aybars KÜÇÜK: Bildiğiniz gibi ASELSAN, KORKUT seri üretim sözleşmesini, SSM ile imzaladı. ASELSAN’ın KORKUT seri üretimi ile beraber, ZMA-30 platformunun da seri üretimi başlayacak. Bu doğrultuda, ASELSAN ile alt yüklenicilik sözleşmesini imzaladık. ASELSAN ile imzalanan bu sözleşme, çok ilginç bir rastlantı sonucu, STA projesindeki ASELSAN alt yüklenicilik sözleşmesi ile aynı dönemde imzalandı. ASELSAN ana yükleniciliğindeki KORKUT projesinde biz platform sağlıyoruz; FNSS ana yükleniciliğindeki STA projesinde ise ASELSAN alt sistemleri sağlıyor. Sanırım uzun dönemli ve dengeli bir iş birliğinin başlangıcı olacak bu durum.

ZMA-30 platformunun, tugay seviyesi komuta kontrol uygulamalarına yönelik henüz daha somut bir gelişme olmamakla beraber, söz konusu projeler gündeme geldiği zaman, TSK envanterine de girmiş bir araç olma özelliğiyle en uygun alternatif olarak değerlendirileceğine inanıyoruz.

 

MSI Dergisi: Yine 2015 Aralık sayımızda yayınlanan söyleşimizde, SAMUR ve KUNDUZ araçlarının yanı sıra askeri istihkâm araçlarının yurt içinde özgün olarak tasarımı, üretimi ve ömür devri boyunca desteklenmesi konularında, TSK’nın çözüm ortağı olmayı ve bu ürünleri dünya pazarlarına sunmayı da hedeflediğinizi belirtmiştiniz. Bu konuda ne gibi gelişmeler oldu?

Aybars KÜÇÜK: SAMUR ve KUNDUZ’a, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerinin ilgisi devam ediyor. Bu yönde pazarlama çalışmalarımız ve temaslarımız sürüyor. Yurt içinde ise teslimatlarını tamamlayarak TSK’nın envanterine teslim etmiş olduğumuz SAMUR ve KUNDUZ’ların garanti sonrası bakım ve onarım faaliyetleri de TSK ile imzaladığımız sözleşme kapsamında başladı.

TSK’nın envanterinde bulunan ve yeni tedarik edilmesi planlanan istihkâm teçhizatının üretimi konusunda da TSK’nın tedarik süreçlerini yakından takip ediyoruz. Buna yönelik fizibilite çalışmalarımız devam ediyor.

 

MSI Dergisi: SABER ve TEBER kule çözümlerinizin son durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Aybars KÜÇÜK: Dinamik performans, zırh teknolojisi ve büyüme potansiyeli açısından önemli üstünlükleri barındıran yeni nesil tek kişilik kulemiz SABER’in tasarımını ve kalifikasyonunu, geçtiğimiz yıl tamamladık. 25 mm’lik silaha sahip SABER kulemizin seri üretimine de geçiyoruz. İlk teslimatlarımız, az önce bahsettiğim Orta Doğu ülkesi ile imzaladığımız sözleşme kapsamında, 8×8 ve 6×6 tekerlekli zırhlı muharebe araç konfigürasyonlarıyla beraber olacak.

30 mm ana silaha sahip çift kişilik TEBER kulemizin tasarımı da tamamlandı. 2017 yılının ilk yarısında, prototip üretimi tamamlanıp sistem testlerine başlanacak. TEBER kule sistemimizin, ayrıca insansız bir konfigürasyonu üzerinde de konsept tasarım çalışmalarımız sürüyor.

 

MSI Dergisi: Bahsi geçen projeler dışında, önümüzdeki dönemde eğileceğiniz sistem ve platformlar neler olacak? Eklemek istediğiniz başka bir konu ya da konular var mı?

Aybars KÜÇÜK: Burada bahsettiğimiz projeler, günümüz teknolojilerini yansıtan, önümüzdeki 5-10 yıl içinde üretilecek ve son kullanıcıya teslim edilecek sistemleri içeriyor. Bu projelerde hedefimiz, hep güncel teknolojiler kullanıp en iyi araçları geliştirmek. Bildiğiniz gibi, savunma sektöründeki ürün geliştirme ve teslimat süreçleri, projenin niteliğine göre, sözleşmenin imzalanmasından itibaren 5 ila 10 yıl sürmektedir. Bu durum, doğal olarak, son kullanıcıya ulaşan sistemlerin de 5 ila 10 yıl öncesinin teknolojilerine sahip olması sonucunu doğuruyor.

Bu gerçek, 10 yıl içinde gelişip yaygınlaşacak olan teknolojileri bugünden izlememiz ve gündemimize almamızı gerektiriyor. Özellikle de sivil sektördeki baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojileri göz ardı etmememizi… Otomotiv sektöründeki hızlı değişimi izliyorsunuzdur; sektör, bir yandan petrol yakıtlı araçlarda son teknoloji ürünlerini sergilerken diğer yandan da teknolojik bir yol ayrımına hazırlanıyor. Kimi firmalar, elektrikli ve hibrit araçlarda konsept prototipleri geliştirirken bazı öncü firmalar, seri üretime geçip ürünlerini son kullanıcıya ulaştırdılar. Bu tablo, önümüzdeki 10 yıl içinde, elektrikli ve hibrit araçlar konusunda, tahminlerimizin ötesinde bir yarış olacağını gösteriyor. Bunun, malzeme ve alt sistem teknolojilerindeki gelişime büyük ivme katacağı çok açık. Örneğin, elektrikli araçlarda ağırlığı azaltacak ve hareket sığasını arttıracak en önemli teknolojiler olan; enerjinin depolanması ve iletimi alanındaki ilerlemeyi ve bu teknolojileri barındıran çözümlerin, ekonomik olarak üretilmesinin inanılmaz bir hızla gerçekleşeceğini görüyor olmamız gerekir. Bu teknolojik değişim, bir faz farkıyla savunma sektörüne de yansıyacaktır. Bazı savunma devleri, bu alanda konsept tasarımlarla çalışmaya başladılar. Ama savunma sektörünün doğası gereği, bu konseptlerin gerçek ürünler olarak hayata geçmesinin 10 yıl alacağını varsaymamız yanlış olmaz.

Akılcı devlet politikaları ile Türk savunma sanayisi, bu gün, gerek platform seviyesinde gerekse alt sistem seviyesinde, oldukça iyi bir konuma geldi. Sektör olarak güncel teknolojilerle rekabetçi ürünler geliştirip ihracat gerçekleştirebiliyoruz. Savunma sanayileri çok gelişmiş ülkelerin sunduğu ürünler seviyesinde ürünler geliştiriyoruz. Hatta bazen daha da iyilerini geliştiriyoruz ve gerçek ortamdaki kullanıcı testleriyle rekabet altında ihaleleri kazanıyoruz. Gurur duyulacak bir konumdayız; ama bir yandan da yol ayrımına geldiğimizi düşünüyorum. Savunma sanayileri gelişmiş ülkelerin savunma sistemlerinin benzerlerini yaparak gireceğimiz rekabet, hep burun buruna lehimize veya aleyhimize sonuçlanacaktır.

Bu döngüden kurtulmanın en kolay yolunun, önümüzdeki dönemde oluşacak teknolojik yol ayrımlarını hızlı değerlendirerek riskli görülen bu alanları fırsata çevirmek olduğunu düşünüyorum. Diğerleri, yol ayrımındaki bu teknolojilerin sektöre uyarlanması için tartışırken ya da hazır olmasını beklerken, biz ülke olarak hızlı harekete geçip, ürün bazında çok rahatlıkla 5 yıl öne geçebiliriz. Belli alanlarda lider oluruz. Bu avantajımızı iyi değerlendirirsek savunma sanayimizin cirosunu ve kârlılığını farklı bir boyuta taşıyabileceğimizi düşünüyorum.

Bunları, önümüzdeki dönemde eğileceğimiz sistem ve platformların amacını vurgulamak için anlattım. Evet, hibrit elektrikli araçların bir dönüm noktası olacağını düşünüyoruz. Silahlı kuvvetlerin oturmuş lojistik altyapısını değiştirmeden, enerji için fosil veya sıvı yakıt kullanan; ama her tekere ayrı ayrı güç iletimini tamamen elektriksel olarak ve elektronik metotlarla gerçekleştiren araçlar. Bu teknolojik değişimin, araç iç hacim yerleşimindeki özgürlüğü ve araç tasarımlarını bambaşka bir boyuta taşıyacağını görüyoruz. Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz MILDESIGN yarışmasında da bu yönde çok güzel örnekler gördük. Bu değişime bugünden hazırlanıp, önümüzdeki dönemde batarya teknolojilerinde yaşanacak gelişmelerle bu tip araçları hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Bunu tek başımıza değil; üniversitelerimizle irili ufaklı temel araştırma projeleri başlatarak, sektörde yer alan KOBİ’lerin gücünü bir amaca yönelterek, alt birimler geliştirerek yapmayı hedefliyoruz. Türk savunma sanayisinin altyapısının buna yeterli olduğuna ve Türkiye’nin kara platformlarında liderliği yakalayabileceğine inanıyoruz.

 

FNSS İş Geliştirme ve Programlar Direktörü Aybars Küçük’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 

Söyleşinin, dergimizde yayımlanan haline ulaşmak için:

http://www.milscint.com/tr/files/2017/04/28-35-msi-137-kss2016.pdf

713 toplam görüntüleme, 2 bugünkü görüntüleme