Söyleşi: GTÜ Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: GTÜ Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün

17 Ağustos 2016
siteye

Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün’ün, MSI Dergisi’nin 131’inci sayısında yayımlanan söyleşisinin tam metnine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Türkiye, savunma ve havacılık alanındaki faaliyetlerinin teknolojik derinliğini arttırırken bu konuda en büyük desteği, üniversitelerinden alacak. Bu süreçte; gerek insan kaynağı gerekse altyapısı ile ciddi Ar-Ge çalışmaları gerçekleştirebilen ve sanayi ile verimli iş birliği yapabilen üniversiteler, bir adım öne çıkacak. Böyle bir üniversite olma iddiası ile yola çıkan GTÜ’nün çalışmalarını, Rektör Prof. Dr. Haluk Görgün’den dinledik.

Ümit BAYRAKTAR: Hocam, savunma ve havacılık sanayisi, GTÜ için nasıl bir önem taşıyor?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Üniversitemi tanıtırken; üniversite ile ilgili altyapı, akademik kadro ve akademik çalışmalarımızı anlatırken ilk sıraya, hep savunma ve havacılık sektörünü yerleştiriyorum. Bu, bilinçli olarak yaptığım bir şey. Savunma ve havacılık sektörünün, çağımızın önde gelen tüm teknolojilerinin doğduğu ve filizlendiği sektör olduğunun farkındayız. Ayrıca, bu sektörde, çok zeki ve çalışkan insanların hizmet verdiğini biliyoruz. Savunma ve havacılık teknolojileri, Türkiye’nin, kendisine öncelikli bir alan olarak belirlediği teknolojiler. Dolayısı ile teknik bir üniversitenin rektörü olarak, ilgilendiğimiz tüm konuların, savunma ve havacılık teknolojileri ile ilgisini irdeliyorum.

Ümit BAYRAKTAR: Üniversitenizin savunma ve havacılık sanayisine yönelik yürüttüğü başlıca çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Bir kere şunu vurgulamamız gerekiyor: Biz, savunma teknolojilerine ve sektör firmalarına doğrudan destek olabilmek için, Ar-Ge çalışmalarında onlarla birlikte çalışabilmek için, partner olabilmek için Savunma Bilimleri Enstitüsü’nü kurduk. Bu enstitümüz, ülkemizin ve bu alandaki firmalarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde; elektronik, bilişim, mekanik ve haberleşme gibi konulara odaklanıyor.

GTÜ’ye geldiğimde sorduğum ilk sorulardan birisi, üniversitemizde, savunma ve havacılık teknolojileri alanında çalışan, bu anlamda proje yapmış öğretim üyelerimizin kimler olduğu ve çalışmalarının hangileri olduğuydu. Üniversitemizin faaliyetlerini derlediğimiz katalogların ilkini de savunma ve havacılık teknolojileri için hazırladık. Gerek Genelkurmay Başkanlığına gerekse Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM)’na kendimizi anlatma fırsatı bulduk ve onlara; etkin ve yetkin insan kaynağımızın olduğunu; planlamamız içerisine birinci sıraya savunma ve havacılık teknolojilerini koyduğumuzu ifade ettik.

“Neler yapabiliyoruz, sektöre nasıl katkıda bulunabiliriz?” sorusunun cevabına bir örneği şöyle verebilirim: SSM ile Savunma Sanayii İçin Araştırmacı Yetiştirme Programı (SAYP) protokolünü, geçtiğimiz Kasım ayında, 9 firmamız ile imzaladık. Dolayısı ile ortak projeler geliştirme ve o firmalarımızın araştırmacı profilinin ve yeteneğinin geliştirilmesi üzerine çalışmalarımız var. ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi firmalar için yaptığımız analizler ve bu firmalarla birlikte çalıştığımız projeler devam ediyor.

Savunma ve havacılık sanayisi ile iç içeyiz; fakat bu iş birliğini, daha kalıcı ve daha sürekli hâle getirmek istiyoruz. Etki değeri daha yüksek olan projeler yürütmek ve her türlü platformu değerlendirmek gayretindeyiz.

Ümit BAYRAKTAR: Savunma ve havacılık alanında yürüttüğünüz projelerden biraz bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: ASELSAN’la elektromanyetik alanında yürüttüğümüz ciddi projelerimiz var. Yine robot teknolojileri ve haberleşme alanında yürüttüğümüz projeler var. Netaş’la kart ve yazılım geliştirme projeleri yürütüyoruz. İnsanız hava araçları alanında ise bu araçlara yönelik enerji çözümleri konusunda, Kale Havacılık ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar, ilk anda aklıma gelen somut projeler.

Ümit BAYRAKTAR: Kampüsü ziyaretimiz sırasında dikkatimizi çekti; kampüsün denizle de bağlantısı var. Bu kapsamda, örneğin su altı akustiği konusunda çalışmalar yürütmek, planlarınız arasında yer alıyor mu?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Yer ve Deniz Araştırmaları Enstitüsü kurduk. Bu yeni enstitü altında, tabii ki bazı çalışmalar yapacağız. İlerleyen süreçte daha fazla bilgi paylaşabileceğim; ama şimdilik görüşmelerimizin sürdüğünü söyleyebilirim.

Disiplinler Arası Çalışmalar Ön Planda

Ümit BAYRAKTAR:  9 adet enstitünüzden biri de Savunma Teknolojileri Enstitüsü. Biraz önce bahsettiğiniz çalışmalarınız, bu enstitü çatısı altında mı gerçekleştiriliyor?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Savunma ve havacılık, disiplinler arası bir konu ve disiplinler arası çalışmayı gerektiriyor. Mekanik, elektronik, bilgisayar, kimya, fizik; tüm konuları içeriyor. Bazılarını yeni açtığımız çeşitli enstitülerimiz var. Örneğin, mayın tespiti için kullanılan bir gaz dedektörünü, Nanoteknoloji Enstitüsü ile birlikte çalışarak geliştiriyoruz; çünkü bu dedektörün çeşitli gazları ayrıştırabilmesi için, yüzeyinin nano seviyede kaplanması gerekiyor. Bilişim Enstitüsü, siber güvenlik ve adli bilişim alanlarında çalışıyor. Enerji Teknolojileri Enstitüsü de savunma ve havacılık alanında çalışmalar yapıyor. Dolayısı ile biz tüm araştırma enstitülerimizi, savunma ve havacılık teknolojileri alanında çalışabilir konumda görüyoruz.

Enstitülerden bağımsız olarak; üniversitenin araştırma etkinliklerinin ana eksenine, savunma ve havacılık teknolojilerini koyuyorum. Savunma ve havacılık teknolojileri denildiğinde, GTÜ’nün akla gelmesini; GTÜ’nün iyi bir çözüm ortağı olarak görülmesini; GTÜ ile sürprizlerin yaşanmayacağına dair farkındalık oluşmasını ve güvenilir çalışmaların yapılacağının bilinmesini; dahası, GTÜ’nün sektöre katkıda bulunacak bir üniversite olarak görülmesini hedefliyorum.

Ümit BAYRAKTAR: Geçtiğimiz yıl 11 Kasım’da düzenlenen törenle SAYP’a GTÜ de dâhil oldu. SAYP’tan beklentileriniz ve SAYP ile sektöre vereceğiniz katkılar konusunda değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Öncelikle SSM’ye, böyle bir inisiyatifi başlattığı için teşekkür etmek istiyorum. Çok yerinde, çok doğru bir program. Hangi teknolojiye bakarsanız bakın, hangi probleme bakarsanız bakın, dünyanın neresinde olursanız olun, en önemli kaynak insan kaynağıdır. İnsanın kalitesinin, niteliğinin, kapasitesinin geliştirilmesi üzerinde yapılacak her türlü yatırım çok değerlidir. SAYP da savunma alanında faaliyet gösteren, nitelikli Ar-Ge yapan firmaların araştırmacılarının yetiştirilmesi üzerine kurgulanmış bir program. SAYP’ı; bu firmalarımızın karşılaştığı sorunların tespit edilmesi, akademik dünyaya taşıyabilmeleri ve akademik camianın da bu konularda bilinçlenmesi ve çözümler üretmesi noktasında değerli katkılarda bulacak bir platform olarak görüyorum.

Biz, burada, üniversite olarak; eğitim alanında, doktora ve yüksek lisans derecelerinin verilmesi konusunda firmalara destek olurken aynı zamanda çalışanların ileriye dönük araştırma projelerine, tezleri üzerinden katkı yapmayı hedefliyoruz. Getirisini yakında göreceğimiz çok başarılı bir program olacak, iyi sonuçları çıkacak diye umuyorum.

Ümit BAYRAKTAR: Savunma ve havacılık sanayisine yönelik; yüksek lisans ve doktora programları açmayı ve özel araştırma merkezleri ya da laboratuvarları kurmayı planlıyor musunuz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Yeni laboratuvarların ve yeni araştırma alanlarının açılması, sektörün ihtiyaçları ile doğru orantılı olarak gerçekleşecek. Biz, genel tabloyu şöyle görüyoruz: Özel sektörün kaygısı; taahhütlerini zamanında yerine getirebilmek, aldıkları projeleri tamamlayabilmek, etkin değerler oluşturmakla birlikte gelecek planlamasını da yapabilmek. Gelecek planlamasında ise akademisyenlerin, dünyayı ve literatürü yakından takip etme refleksleri ve kabiliyetleri ön plana çıkıyor.

Biz, bu anlamda, bütün savunma ve havacılık firmalarının, özellikle yurt dışı ile bağlantıları gerektiren bir takım yatırımlarının, üniversitemiz bünyesinde yapılmasını öneriyoruz. Onlarla beraber ihtiyaç duyulan altyapıları kurgulayıp ihtiyaç duyulan konularda projeler üretmek arzusundayız. Buna verebileceğim bir örnek, Adli Bilişim Laboratuvarı. Örneğin, bir KBRN laboratuvarı, Savunma Teknolojileri Enstitüsü’nün bir parçası olabilir. Mekanik dayanım ve siber güvenlik gibi konularda da ortak kullanılabilecek altyapılar kurgulanabilir. Bu altyapılar kullanılarak üniversite, firmalarla birlikte projeler yürütebilir; bu projelerde uzman araştırmacılar yetiştirebilir. Üniversite öğretim üyeleri, sanayi ile ilişkiler kurabilir.

Aslında, SAYP ile ilgili planlamamızda, bu modeli düşündük. Protokolü, 9 firma ile imzaladık. Bunların arasında; yazılım, mekanik, elektronik alanlarında iş yapan firmalar olduğu gibi deniz, kara ve hava sistemleri ve platformları konularında çalışan firmalar da var. Bütünleyici bakarak bu firmaları, GTÜ Savunma Teknolojileri Enstitüsü’nde, aynı platformda bir araya getireceğiz.

Ümit BAYRAKTAR: Savunma ve havacılık sektörünün kalbi Ankara; GTÜ ise coğrafi olarak Ankara’ya uzak. Bu durum bir dezavantaj yaratıyor mu sizin açınızdan?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Teknopark İstanbul’a yakınız; hemen 5 dakikada ulaşabileceğimiz bir mesafede. Orada da Ankara merkezli firmaların hemen hemen hepsinin ofisleri var. Araştırma faaliyetleri olarak baktığımızda, tez yapmak gibi çalışmalar, zaten fiziksel temasın sürekli olmasını gerektirmiyor. Ayrıca artık iletişim çağındayız; çevrim içi toplantılar, konferanslar yapılabiliyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’na çok yakınız, hızlı tren de kampüsümüzden geçiyor.

Ocak ayı başında oturdum; 1 Ocak-31 Aralık 2015 tarihleri arasında ne yapmışım diye ajandama baktım. Sadece Ankara’ya, 30 kere gitmişim. Bu tempo; yaz tatili dönemi, bayram tatilleri gibi zamanları çıkarttığınızda, nerdeyse her hafta gitmiş olmayı gerektiriyor. Şu bir gerçek; yöneticiler, idareciler bir şeyleri kurguluyorlar, sistematiği oluşturuyorlar; ama işlerin yürütülmesi, tabii ki tüm ilgili kişilerin çalışmasını gerektiriyor. Biz sadece irade ortaya koyuyoruz. Biz taahhütleri yapıyoruz ve ekibimize güveniyoruz.

Avantajımız Uygulamalı Çalışmalar

Ümit BAYRAKTAR: Türkiye’de teorik eğitimin kalitesi iyi durumda olsa da üniversitelerin uygulama konusunda yeterli seviyede olmadığı hep söyleniyor. GTÜ’nün bu konuda farkı ne?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Aslında bizim diğer üniversitelerle farkımız, tam olarak bu konu. Tüm bölümlerimizin yüksek lisans ve doktora programı var. Araştırma faaliyetlerinde, öğrencilerimizle birlikte çalışıyoruz. Az önce laboratuvarlarımızı gezerken siz de gördünüz: Herkes cihazının başında. Hatta öğretim üyeleri de onlarla birlikte çalışıyor. Biz, uygulamalı çalışmayı -İngilizce terimi ile “hands-on” çalışmayı- çok önemseyen bir üniversiteyiz. Mezunlarımızın hemen hepsi, bir projede yer almış olarak mezun oluyor.

Örneğin, SAYP protokolünü imzaladık. Sadece bu protokolden sorumlu bir tane akademisyen arkadaşımı atadım. Şimdi, yeni kayıt programımız ile ilgili olarak firmaları tek tek arıyor. “Biz çağrı yaptık, öğrenci alıyoruz, sizlerin elemanlarınızı da dâhil edebiliriz.” diye öneride bulunuyor.

Ümit BAYRAKTAR: Firmalardan beklentileriniz neler?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Firmaların beyin jimnastiği çalışmalarında, üniversitelerin biraz daha etkin olmasını arzu ederim. Firmalar, kendilerini geliştirmeye, belli projelere kanalize olmaya çalışıyorlar. Firmaların, bunları yaparken de üniversite öğretim üyelerinin de bulunduğu akademik kurullar oluşturmalarını isterim. Bazı firmalar bunu yapıyor; ben de davet edildiğimde, her zaman gidiyorum. Bu tür yapılanmalar, akademik bir bakış getiriyor. Ayrıca beraber vakit geçiriyorsunuz, sanayi ile iç içe oluyorsunuz, bu da iş birliğinin önünü açıyor. Bu tür toplantıların ötesinde, firmalarla üniversitelerin, sosyal ortamlarda da bir araya gelmelerini önemsiyorum.

Geçmişte, bu konularda kötü olaylar yaşanmış olabilir; ama bunlar örnek teşkil etmemeli. Akademik camia gençleşiyor; daha dinamik ve disiplinler arası çalışmaya alışık bir nesil geliyor.

Ümit BAYRAKTAR: Türkiye’nin, 2023 yılı için iddialı gelecek hedefleri var. Bu hedeflere ulaşma yolunda GTÜ’nün rolü ne olacak?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Bu üniversitenin insan kaynağına ve altyapısına yapılan yatırım göz önünde bulundurulduğunda, GTÜ’nün, söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesinde ciddi bir rolü olması gerekir diye düşünüyorum. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünden GTÜ’ye dönüşümdeki irade de bu beklentiyi gösteriyor aslında. Bu amaca yönelik çalışmaları olan, bu ülkenin akademik, endüstri, teknoloji ve bilgi birikimi konusunda eksikliklerini gören birisi olarak, samimiyetle belirtmek isterim: GTÜ’nün, en saygın, en etkin kurumlardan birisi olacağına inanıyorum. Üniversiteler, toplum refahını ve hayat kalitesini geliştirmelidir. Biz, sanayinin göbeğinde; Türkiye’nin ihracatının büyük bir kısmını karşılayan bölgede konuşlanan; etrafında ciddi partnerleri olan; ciddi iş birliklerine adım atan; protokoller imzalayan; altyapı ve gelişme projeleri ortaya koyan bir üniversiteyiz ve ben, GTÜ’nün, Türkiye’de ilk 3’e girecek bir üniversite olacağını düşünüyorum.

Tablo 1. GTÜ Araştırma Geliştirme Finans Kaynakları

Gelir Kalemi 2015 Yılı Geliri (Türk Lirası)
Döner Sermaye Geliri 1.161.614
TÜBİTAK Projesi 15.167.520
AB Projeleri (1.178.525 Euro) 3.653.000
SanTez Projeleri 449.950
Kalkınma Ajansı Projeleri 121.871
Gençlik ve Spor Bakanlığı Projeleri 400.000
AFAD Projeleri 106.000
TÜBİTAK Kurum Hissesi 388.533
Döner Sermaye İşletmesi Gelir Fazlası 55.407
Tezsiz Yük. Lisans Gelir Fazlası 145.650
Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı 366.000
Bilimsel Araştırma Projeleri 629.482
Teknolojik Araştırma Projeleri (Kalkınma Bakanlığı) 3.400.000
Toplam 26.045.027

 

Ümit BAYRAKTAR: Savunma ve havacılık sektörünün en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi de yetişmiş insan kaynağı. Burada da öğrencileri yetiştirme konusunda, üniversitelere rol düşüyor. Sizin konuyla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Aslında sadece yetişmiş insan kaynağı değil; genel olarak Ar-Ge konusunda atılımlar, Türkiye’nin bir takım hedeflere ulaşabilmesi için bir gereklilik. Baktığımızda, Türkiye, önemli teşvik mekanizmalarının olduğu bir ülke.  Bunlardan yurt dışında bahsettiğimde, “Türkiye’ye gelelim, orada bir şube açalım, oradan buraya para transferi nasıl olur?” diye soruyorlar. Yeterince teşvik var. Ama bunlardan yaralanacak olanlar, Ar-Ge kapasitesini geliştirecek başlıca kurumlar ve üniversiteler. 2023 hedeflerine ulaşabilmek için, 300.000 Ar-Ge personeline ihtiyaç var; şu anda mevcut personel sayısı 100.000 civarında. En önemli kaynağın, insan kaynağı olduğuna inanıyoruz. Bilimsel düşünen, Ar-Ge yapabilen, ürün geliştirebilen gelecek nesli nasıl şekillendirebiliriz? Böyle kişilerin sayısını nasıl arttırabiliriz? Bunları düşünüyoruz. Yeni açtığımız enstitülerin, programların, diğer üniversitelerle imzaladığımız protokollerin temelinde de bu düşünceler yatıyor.

Ümit BAYRAKTAR: Bazen üniversiteler, “Sanayi en iyi öğrencilerimizi alıyor, öğretim üyesi olarak yetiştirecek iyi öğrenci bulamıyoruz.” gibi serzenişlerde bulunuyor. Bu konuya sizin yaklaşımınız nasıl?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Ben o kadar sorun olduğunu düşünmüyorum. Üniversiteler, Türkiye’de, belli bir yöntemle seçim yapıyor. Yurt dışındaki üniversitelerle protokol yaparken Türkiye’deki üniversite hazırlıkları kapsamında, çocuklarımızın ne kadar yarışmacı bir ortamdan çıktığını anlatıyorum. Sonra da bunların başarılı olan bir kısmının yüksek lisans yaptığını belirtiyorum. Zaten ABD’ye gittiğiniz zaman, Türk öğrencilerden çok memnun olduklarını görüyoruz. Temelleri çok iyi.

Bir insanın mutlu olduğu işi yapması lazım. Mezunların %40’ı, mezun oldukları bölümde çalışıyorlar. Bu, aslında eğitime yapılan yatırımın, %60 oranında boşa gitmesi demek. Önemli olan, insanların mutlu olabileceği eğitim modellerini geliştirebilmek. Tabii ki bizim eğitim sistemimizde, üniversitede akademisyen olarak kalmak fedakârlık istiyor. Bununla beraber, piyasada çalışmak da ciddi zorluklar getiriyor; bir takım performans kriterlerini sağlamayı gerektiriyor. Dolayısı ile konu, kişilerin tercihine kalıyor.

Akademik Camia ve Sanayi Birbirine Yaklaşıyor

Ümit BAYRAKTAR: Üniversite-sanayi iş birliği hep gündemde olan bir konu. Savunma ve havacılık sanayisi açısından bakıldığında her iki tarafa da getireceğiniz eleştiriler var mı?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Var; ama haksızlık yapmaktan korkarım. Neden? Çünkü bu kültür, daha yeni yeni oturuyor. Gelişmiş ülkelerin yıllar önce başlattığı mekanizmalar, bizde son 12-13 yıldır var. Ar-Ge destekleri de bu seviyeye, bu dönemde geldi. Örneğin, TÜBİTAK projelerinde, firmalara destek verilmeden önce, ilgili proje için, üniversitelerden 3 hakem atanıyor; onlar bir inceleme yapıyor. Daha sonra karar, yine akademisyenlerin olduğu, 5 kişilik bir kurulda alınıyor. Böylece, o firmayı, en az 8 akademisyen tanımış oluyor. Bu, sanayi-üniversite iş birliğinde bir model;  gelişmekte olan bir aşamada ve çok başarılı ilerliyor. Bizim bir sabırsızlığımız var; ama gelişimin kendi doğasına bırakılması gerekiyor.

Sektörden bağımsız olarak, üniversite ile sanayi arasındaki en büyük fark, risk anlayışı. Üniversite açısından bakıldığında, özellikle başarısızlık büyük bir risk değil; çünkü olumsuz sonuç almak da bilimsel ilerlemeye bir katkıda bulunur. Ama özel sektör, mutlaka başarılı olmak zorunda. Bir firma ayakta kalabilmek için, faaliyetlerini gelire dönüştürmeli. Bir diğer farklılık, zaman kavramında. Örneğin, üniversite, çalışmalara dönemlik olarak bakabiliyor. Ama tüm bu konularda, üniversite ile sanayinin anlayışı, zamanla birbirine yaklaşıyor. Akademisyenler, sanayiyi anlamaya başlıyor; sanayi de azami fayda sağlamak için, üniversiteyi anlaması gerektiğinin farkına varıyor. Karşılıklı anlayış zamanla daha da iyi olacak.

Ümit BAYRAKTAR: Siz üniversite tarafı olarak, işin teknolojik derinliğine daha çok odaklanmış bir şekilde hareket ediyorsunuz. Ama tedarik makamları da doğal olarak, tanımlanmış, ihtiyacı karşılayacak ürüne odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Konuyla ilgili sizin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Mühendislikte temel kuraldır: Ne ölçersen onu olursun. Daha önceleri akademik camia, yayınlarla ölçülüyordu. Bunun sonucu olarak doçent ya da profesör olabilmek, yayın yapmayı gerektiriyordu. Şimdi YÖK’te bir değişim var; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı ve TÜBİTAK ile görüşülüyor. Artık akademik yükselmeler için, proje yapma kabiliyeti, Ar-Ge projesi tamamlama becerisi ve alınan patentler de değerlendirmelere katılacak. Firmaların istedikleri de bu değil miydi? Bunlar eğer üniversite tarafından da ölçülürse akademisyenler de sanayinin dilediği noktaya yaklaşacak.

Ümit BAYRAKTAR: Savunma ve havacılık sanayisinde, temel bilimler ya da temel konularda yapılacak Ar-Ge çalışmaları, çeşitli platformlarda tartışılıyor. Burada iki farklı yaklaşım öne çıkıyor: Bazıları, Türkiye’nin temel bilimler alanında yeterince yatırım yapmadığını; bazıları ise temel bilimler ile nihai ürün arasındaki bağın kopuk olduğunu belirtiyor. Bu noktada, temel bilimler ile savunma ve havacılık sanayisinin ülkemizdeki ilişkisini, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Bu, aslında eğitim sistemi ile ilgili bir konu. Son zamanlarda, yeni teşvik programları yürürlüğe kondu. Üniversite sınavında temel bilimlerle ilgili bölümleri seçen öğrencilere, burs verilmeye başlandı. Ayrıca, artık Ar-Ge merkezlerinde ve teknoparklarda, temel bilimler bölümlerinden mezun olanların çalıştırılmasına yönelik teşvikler de var. Aslında, Türkiye olarak, temel bilimler ile ilgili bölümlerde çok iyi eğitim veriyoruz. Bizim buradaki temel problemimiz, eğitim metodolojisinde. Temel bilimlerin hayata uygulanma noktasındaki ufuk açıcı yaklaşımları, belki iyi aktaramıyoruz. Bir değer hesaplatıyorsunuz; örneğin, bir kapasitör hesaplatıyorsunuz, diyelim ki 200 V, 1 F çıktı. Eğer öğrenci bunu gözünde canlandıramıyorsa bunun fiziksel boyutu hakkında fikir sahibi değilse ürün ya da sistem geliştirme çalışmalarına katkı veremez. Mevcut sistemde, örneğin üniversite sınavında, bir soru soruluyor ve bunun cevabının bulunması bekleniyor. Ama sadece rakamlar değiştirilip yeni bir soru oluşturuyorsanız, o rakamlardaki değişimin, ürüne ve sisteme yansımasını sorgulatmıyorsanız, bilgiler pratiğe dönüşemiyor. Dolayısı ile bu konuda yeniliklere ihtiyaç var.

Biz, “2023 hedeflerimiz şunlar, şu kadar araştırmacıya ihtiyacımız var.” diyoruz; ama bunların kırınımını yapmıyoruz. Yeni YÖK yapılanması ile buna dikkat ediliyor. Güzel sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

Ümit BAYRAKTAR: Üniversitenizde yapılan çalışmaların sektöre aktarılması ile ilgili bize neler söylemek istersiniz?

Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN: Geçtiğimiz sene, Teknoloji Transfer Ofisi (TTO)’ni kurduk. Aslında burada bir ekosistem var. GTÜ’yü, bu ekosistemin ciddi bir parçası olarak görüyorum. Hep ifade ediyorum: TÜBİTAK MAM, TSE, Bilişim Vadisi’nin yanı sıra yakınımızda 3 tane teknopark, 35 tane Ar-Ge merkezi, 8-9 organize sanayi bölgesi var. Bunların hepsi, üniversite ile bilgi ve teknoloji transferi konusuna ihtiyaç duyan kurumlar, kuruluşlar.

TTO’da, periyodik olarak bir araya gelerek, ekosistemde yer alan kuruluşlarla neler yapabiliriz diye konuşuyoruz. Hemen yanımızda, Anadolu Sağlık Merkezi var. Hastalarının çoğu, yurt dışından helikopterle geliyor. Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyelerimizle orayı ziyaret ettik. Merkezdeki doktorlar çok yetenekli; ama hep klinik çalışmalar yapıyorlar. 3 saat konuştuk; birçok alanda iş birliği potansiyeli çıktı ve 2 proje yazıldı.

Yerleşkemizin doğusunda, Şişecam Bilim ve Araştırma Merkezi var. Fizik, kimya ve malzeme bölümlerinden öğretim üyeleri ile gittik; karşılıklı geziler düzenledik. Projelerimiz başladı, laboratuvar cihazlarımız karşılıklı kullanılıyor. Ayrıca, cam alanında bir lisansüstü programı başlatıyoruz. Dolayısı ile çalışmalarımızın sektöre aktarılması ve sektörle iş birliği yapılması konularında, aktif değil hiperaktif olduğumuzu söyleyebilirim.

Sayılarla GTÜ

  • Toplam Arazi: 1.775.506 m2
  • Toplam Kapalı Alan: 86.238 m2 (2016 yılı içerisinde 120.000 m2 olacak)
  • Kapalı Spor Tesisleri: 2.750 m2 (2016 yılı içerisinde 7.100 m2 olacak)
  • Açık Spor Tesisleri: 10.000 m2
  • Öğrenci Sayısı: 2.427 lisans, 2.796 yüksek lisans, 722 doktora
  • Akademisyen Sayısı: 81 profesör, 54 doçent, 56 yardımcı doçent, 21 öğretim görevlisi, 26 okutman, 233 araştırma görevlisi, 28 uzman
  • Öğretim Üyesi Başına Makale Sayısı: 2,73 (2014 yılı rakamı)
  • Öğretim Üyesi Başına Atıf Sayısı: 4,03 (2014 yılı rakamı)
  • Öğretim Üyesi Başına Aktif Ar-Ge Proje Fonu: 120.000 lira (2014 yılı rakamı)

GTÜ Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 

 

1,210 toplam görüntüleme, 10 bugünkü görüntüleme