Söyleşi: İstanbul Tersanesi Komutanı Tümamiral Ahmet Çakır – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: İstanbul Tersanesi Komutanı Tümamiral Ahmet Çakır

24 Nisan 2017

İstanbul Tersanesi Komutanı Tümamiral Ahmet Çakır’ın, MSI Dergisi’nin 130’uncu sayısında yayımlanan söyleşisinin tam metnine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

 

“Yol haritamız belli; özel sektör hazır olunca daha geri planda kalacak; yönlendirme, kontrol ve standartlaşma alanlarında olacağız.”

MİLGEM’i tasarlayan, sınıfın ilk 2 gemisini inşa eden ve kalan 2 geminin inşa faaliyetlerini de yürütmekte olan İstanbul Tersanesi Komutanlığı; Türkiye’de modern askeri gemi tasarımı ve inşası konusunda bir mükemmeliyet merkezi konumunda. Tersane ve faaliyetleri ile ilgili bilgileri, İstanbul Tersanesi Komutanı Tümamiral Ahmet Çakır’dan dinledik.

 

MSI Dergisi: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (Dz.K.K.lığı), artık kendi gemilerinin; tasarımdan bakım, onarım ve yenileme işlemlerine kadar, geri dönüşümü dışında tüm ömür devrini kendisi ele alabiliyor. Bu noktaya nasıl ve niçin gelindi; değerlendirmelerinizi okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: Aslında herkes bizim neden bu işleri yaptığımızı soruyor. Tüm bunlar ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı. Var olan bir şeyi görmezden gelerek ortaya çıkmadı; olmayan bir şeyi var etmek için bu yetenekler geliştirildi.

Geriye doğru gittiğimizde, Dz.K.K.lığı, bu isimle, 1949 yılında kurulmuştur. Genelkurmay Başkanlığı Karargahında 1928 yılından 1949 yılına kadar Deniz Müsteşarlığı olarak temsil edilen Deniz Kuvvetleri, Yüksek Askeri Şuranın 15 Ağustos 1949 günü almış olduğu tarihi bir kararla Dz.K.K.lığı olarak teşkil edilmiştir. Bu dönemde, 1950’li yıllarda, ABD’den 10 adet gemi alınmış; bu gemiler, Cumhuriyet donanmasının Yavuz’dan sonraki kuşak olarak nüvesini oluşturmuştur. 1950’lilerde, 1960’ların başına kadar ABD’den gelen bu gemiler kapsamlı onarımlar için tekrar ABD’ye gitmekte, kalan onarımlar ise Gölcük Tersanesi Komutanlığında yapılmaktaydı. Taşkızak Tersanesi Birinci Dünya Savaşı sonrasında boğazlarda asker bulunması ile ilgili kısıtlardan dolayı 1941 yılına kadar hizmet verememiştir. Gölcük tersanesinin 1926 yılında kurulmasından hemen sonra Yüzbaşı Ata Nutku bir yağ gemisi tasarlamış ve bu gemi Gölcük Tersanesinde inşa edilmiştir.

Cumhuriyetin gemi tasarım ve inşa hikâyesi bu gemi ile başlıyor diyebiliriz. Yüzbaşı Ata Nutku, daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesinin Gemi İnşa Fakültesinin de kurucusu oluyor. Hatta bu fakültenin ilk kadrosu, ağırlıklı olarak emekli deniz subaylarından oluşuyor.

1950’lerde ve 1960’ların başında Dz.K.K.lığı, teknik eğitim amacı ile ABD’ye personel göndermiş; bu personel, Türkiye’ye dönünce, “Bakım, onarım ve inşa işini biz Türkiye’de yapabiliriz!” demiş ve Türkiye’de ilk defa ABD’den alınan gemilerin onarımı gerçekleştirilmiştir. 1960’ların ikinci yarısında da denizaltı onarımı gerçekleştirilmiştir. Biz bu yürekli büyüklerimizi şükranla anıyoruz. Böylece bir eşik atlanıyor. 1970’lerin başında Gölcük Tersanesinde denizaltı inşası, eş zamanlı olarak, 1941 yılında tekrar hizmet vermeye başlayan Taşkızak Tersanesi’nde hücumbot inşası başlamıştır. 1980’li yıllarda askeri tersanelerimizde fırkateyn, 2000 yılında da mayın avlama gemisi inşa edilmiştir. Dolayısı ile askeri tersanelerimiz, özel inşa malzemeleri de dâhil olmak üzere her türlü savaş gemisini inşa edebilir hâle gelmiştir.

 

MSI Dergisi: Bu dönemde özel sektör ne durumdaydı?

Tüma. ÇAKIR: Benim dedem küçük çaplı bir armatördü. İstanbul’da bir tersaneye 45-50 metrelik bir koster yaptırmıştı, o boyutta bir gemi bile tersaneye sığmamıştı. 1966 yılındaki durum buydu. 1999 yılında buraya geldiğimizde birkaç tersane dışında tersanelerde yüksek kapasiteli vinç yoktu. Tersaneler o zamanlar bizim yaptığımız işleri yapabilecek seviyenin çok daha gerisindeydiler. Ancak bu hususu bir gemi inşa mühendisi olarak gururla ifade etmem gerekir ki, son 10 yıl içerisinde inanılmaz bir atılım yaptılar, tersaneleri yüksek kapasiteli vinçlerle donattılar, altyapılarını güçlendirdiler. Bu atılım daha çok müşteri getirdi, o müşteri kazanca dönüştü, kazanç yatırıma yansıdı, yatırım daha fazla büyümelerini sağladı ve bugünkü seviyelerine ulaştılar.

 

MSI Dergisi: 2000’li yıllarda MİLGEM’in hikâyesi başlıyor, bu dönemi anlatabilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: 2004 yılına geldiğimizde, o zamanki kuvvet komutanımız Oramiral Özden Örnek’in emri ile MİLGEM Proje Ofisi (MPO) -bugün Dizayn Proje Ofisi (DPO) adını almıştır- kuruldu. 2004 yılındaki modelde tek işi bu geminin tasarımını yapmak olan bir ekip kuruldu. Bu model, motivasyon ve zamanın tam anlamı ile bu işe ayrılması açısından önemliydi. İlk başta küçük bir gruptu, 14-15 kişi kadardı. 1,5 sene sonra ben o grubun müdürü olarak atandığımda, 2005 yılının Eylül ayında, ben dâhil 21 kişiydik. 6 ay sonra 40’lara çıktık. MİLGEM’i tasarlarken en son 55 kişiye ulaşmıştık. İşi, silah ve elektronik sistemlerin tasarımı ve platform tasarımı olarak ikiye böldük. Silah ve sensörler için ASELSAN-HAVELSAN iş ortaklığı, SSM tarafından görevlendirildi. Platform için de bir ihaleye çıkıldı. Bu ihalede sorun olabilecek en önemli konu, projedeki riskti. Yüzlerce milyon dolarlık bir gemiden bahsediyoruz. Özel sektöre bakıldığında, sermayeleri küçük şirketler vardı. Aralık ayında ihale sonuçlandı, bir tek firma ihaleye cevap verdi. Yüksek maliyetli tek teklif olunca ihale iptal edildi. Biz bu sürecin sonunda böyle bir tablo ile karşı karşıya kalabileceğimizi öngörmüş ve B planı olarak alternatif hâl tarzını belirlemiştik. Dizayn ve entegrasyonun bizim tarafımızdan, belli konularda da hizmet alarak yapılmasını planlamıştık. Doğru model de bu oldu. Bir devlet sektörü olarak, özel tersanelerin altına giremediği riski aldık aslında. Tabii zorlu bir süreçti; devletin önemli miktarda parasını kullanıyorsunuz ve bu size büyük bir sorumluluk yüklüyor. Kuşkusuz bu sorumluluğun altına bilinçsizce girmedik. Herşeyi hesapladık, karşı karşıya kalabileceğimiz tüm olası riskleri öngördük ve tedbirlerini aldık. Kuvvet Komutanımızın bir sözü vardır: “Riskleri yönetemezseniz, kriz yönetmek zorunda kalırsınız.” Biz riskleri iyi yönettik ve başarılı olduk. Bizim şöyle bir avantajımız vardı: Hemen hemen hepimiz muharip gemilerde çalışmış, bir harp gemisinin ne olduğunu bilen ve askeri gemi inşasında bilfiil çalışmış mühendislerdik. Deniz Kuvvetlerinin standartlarını biliyorduk; isterleri çok rahat anlayabilecek seviyede idik ve elimizde önceki gemilere ait dokümanlar vardı. Bir telefon uzaklığında, aklımıza takılan her konuyu sorabileceğimiz Deniz Kuvvetlerinin alanında uzman personeli vardı. Tüm bu avantajlar, bize “Biz bu gemiyi dizayn edebiliriz!” güvenini sağladı. TCG HEYBELİADA, ilk başta prototip diye başladı. Denize indirildikten sonra ise prototip ifadesi kalktı, MİLGEM korveti oldu. Teslim aşamasına gelindiğinde yabancı tasarımlarla karşılaştırıldı, en iyi olması beklendi. Teslim edildikten sonra 6 ay boyunca bütün görevlere, bütün tatbikatlara gönderilmeye başlandı. En zor şartlarda denendi; MİLGEM tüm görevlerini başarıyla tamamladı. Bunu gururla söylemekte fayda var ve bu bütün Türk halkı için bir gurur kaynağıdır: İlk kez tasarım yapıp inşa etmemize rağmen MİLGEM sınıfı şu anda yabancı yayınlarda, dünyada korvet klaslamında en maliyet etkin çözüm olarak gösteriliyor.

 

MİLGEM’in Arkasında 60-70 Yıllık Birikim Var

MSI Dergisi: Özel sektörün de önemli bir aşama kaydettiğini belirttiniz. Şu anda ele aldığınız işlerin özel sektöre devri ile ilgili nasıl bir öngörünüz var?

Tüma. ÇAKIR: Bu iş bugünden yarına olabilen bir iş değil. Biz MİLGEM’i tasarlayıp inşa edebildiysek, bunu 60-70 yılın birikimi sonucunda başardık. Aslında bir okul var, hepimiz o okuldan mezun olduk. Özel sektörün de o aşamaya gelebilmesi için uzun vadeli personel politikası izlemesi lazım. İnsanlar tasarım bölümünde en az 10 sene, belli projelerde yetişecekler, tecrübe kazanacaklar. Hatta Dz.K.K.lığı ile iletişim kuracaklar, bizim lügatımızı öğrenecekler; şartnamelerimizi ve standartlarımızı anlar hâle gelecekler. Dolayısı ile özel tersaneler bizim bulunduğumuz noktaya erişebilirler ama en başta insan gücüne uzun vadeli yatırım yapmaları gerekiyor.

Bu işi hep biz yapacağız demiyoruz. Bir yol haritamız var. MİLGEM’in devamında, İ sınıfının tasarımını yapıyoruz ve ilk gemiyi biz inşa edeceğiz. Kalan gemileri ise özel sektör yapacak. TF2000 ve milli fırkateyn tasarımlarının da Deniz Kuvvetleri komutanlığınca yapılmasının doğru hâl tarzı olduğunu düşünüyoruz. TF2000’de ilk gemiyi İstanbul Tersanesi Komutanlığında inşa etmeyi hedefliyoruz. İzleyen gemilerin ise özel sektör tarafından inşa edilmesi planlanıyor. Devamında da milli denizaltının tasarımını gerçekleştirip, ondan sonraki aşamada geriye çekilip; işleri, 2020’li yıllarda istenilen seviyeye ulaşmış özel sektöre devretmek; sonrasında denetleyen, kontrol eden, yönlendiren ve standartları belirleyen bir noktada kalmak istiyoruz.

Burada şu hususu önemle belirtmek istiyorum. Askeri gemi tasarım ve inşası konusunda bizi kimse bir engel olarak görmemeli; bilakis kapıları açan bir anahtar olarak görmeli. MİLGEM, Türkiye’nin neler yapabileceğini gösterdi ve gerek tasarımda gerekse inşada risk alarak sektörün önünü açtık. Şu anda yaptığımız işleri özel sektör de yapabilir hâle geldiğinde, biraz önce sözünü ettiğim gibi biz geri plana çekileceğiz.

Sınıfının ilk gemilerini biz inşa etmek istiyoruz. Çünkü ilk gemi inşası aynı zamanda dizaynın da doğrulanması demek. Bu sayede, müteakip gemilerin inşasını özel sektöre devrettiğimizde dizaynı doğrulanmış, risklerden büyük ölçüde arındırılmış bir süreci onlara sunmuş olacağız. Bu husus her iki taraf için de avantaj sağlıyor. Özel sektör risk maliyetlerini daha sağlıklı hesaplayabilecek; bu sayede proje maliyetleri daha sıkı kontrol edilebilmiş olacak. Diğer yandan, bizim askeri tersanelerimizde gemilerimizin her seviyede onarımını yapabiliyor olmamız o gemileri inşa etmemizden kaynaklanıyor. Tüm bu sebeplerden sınıfının ilk gemilerini – ki muharip gemilerden söz ediyorum – bizim yapmamız ülke menfaati açısından önemli ve gereklidir. MİLGEM sınıfının özel tersanelerde inşa edilmesi, bu gemilerin pazarlanması konusunda da sıklıkla gündeme geliyor. Pazarlanması konusunda Dz.K.K.lığının her türlü desteği vereceğine inanıyorum. Müşteri bulunduğu takdirde bugüne kadar olduğu gibi özel sektöre gerekli destek verilecektir. Bu desteğin içerisinde gemi personelinin ve o ülkeye ait tersane personelinin eğitimi dâhil, üzerinde mutabakat sağlanacak hususlar yer alabilir.

 

MSI Dergisi: Bakım ve onarım konusuna ayrı bir parantez açacak olursak, bu konuda özel sektörün yapabilecekleri ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Tüma. ÇAKIR: Askeri tersanelerimizde teknesinden radarına, topundan sensörüne kadar her alanda onarım hizmeti veren 30 ayrı atölye ve bu atölyelerde 84 işkolu bulunuyor. Bu atölyelerde konularında uzmanlaşmış subay, astsubay, devlet memuru ve işçimizle gemilerimizin her türlü ve üretici seviyesi dâhil olmak üzere her seviye onarım faaliyetlerini icra ediyoruz. Böyle kapsamlı bir onarım altyapısının özel sektör tarafından, bizim seviyemizde personel barındırarak oluşturulmasının pek maliyet etkin olmadığını değerlendiriyorum. Özel sektör tersanelerinin inşa süreçlerinde birçok alanda tersane harici firmalardan destek alarak faaliyetlerini icra ettiğini göz önünde bulundurursak, onarım sürecinde bizim kadar etkin olmasının mümkün olamayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Biraz önce üretici seviyesi onarımdan söz etmiştim. Bu onarımları örneklemek istiyorum. MTU motorlarının tersane seviyesi bakımı W5 denilen bakımdır. Biz, üretici seviyesinde, W6 bakımı yapıyoruz. Motorun tüm parçalarını tamamen söküp işlenecek yüzeyler varsa onları işliyor, tekrar tüm parçalarını monte ediyor, testlerini yapıyoruz. 76 mm topun da aynı şekilde üretici seviyesi bakımını yapıyoruz. Hatta bu konuda bölgede tekiz; Tunus için 2 topun bakımını yaptık, şimdi Pakistan için yapıyoruz.

Bu kabiliyetler bize ne kazandırıyor? Biz yılda yaklaşık 40 motorun bakımını yapıyoruz. Bu onarımlar sayesinde Deniz Kuvvetlerimiz hem ihtiyaç duyulan her an onarım hizmetini alabiliyor hem de onarım maliyetlerinde önemli ölçüde tasarruf sağlanıyor.

Yine, sahip olduğumuz kabiliyetler sayesinde tüm Dz.K.K.lığı unsurlarına, dünyanın neresinde olurlarsa olsun, 7/24 destek veriyoruz. Biz arızaları 3 kategoriye ayırırız: Kategori 1, gemide yedeği olmayan sistemlerde yaşanan arızalardır. Kategori 2, yedeği bulunan önemli sistemlerdeki arızalar; Kategori 3, geminin duruş ve vuruş gücüne etki etmeyen sistemlerdeki arızalardır. Kategori 1 arızalara müdahale süremiz ortalama 0,7 gündür; malzeme problemi yoksa en geç 4-5 gün içinde de arızayı gidermiş oluyoruz.

Dz.K.K.lığı, göreve hazır unsur sayısı açısından bakıldığında dünya donanmaları arasında çok iyi bir seviyede. Yabancı mevkidaşlarımız, bulunduğumuz bu seviyeyi her fırsatta takdirle karşılıyor ve bu kadar çok platformun göreve hazır olmasındaki en önemli unsurlardan biri olan onarım yeteneğimizi bünyemizde barındırmanın önemine vurgu yaparak kendilerinin bu yetenekleri kaybetmelerinin zararını gördüklerini her fırsatta ifade ediyor.

Burada, şu noktaya da dikkat çekmek isterim. Bizim sistemimizde ürüne yabancılaşma yoktur. Biz inşa ettiğimiz gemilerle ömür devrinin sonuna kadar beraberiz. Dolayısı ile her aşamadaki faaliyetlerimiz, en üst kalitede ve geleceği düşünerek gerçekleştiriliyor. Kuvvet unsurları ile sürekli diyalog içerisinde olmamız sayesinde dizayn sürekli iyileştiriliyor ve olabilecek en üst seviyeye ulaşılıyor.

 

MSI Dergisi: İstanbul Tersanesi Komutanlığı, özellikle muharip gemi inşası konusunda Türkiye’nin referans noktası konumunda. Diğer yandan özel tersanelerin de muharip gemi inşası konusunda rol oynaması, yıllardır konuşulan ancak pek gelişme sağlanamayan bir konu. Bu noktada İstanbul Tersanesi Komutanlığının farkını nasıl anlatırsınız; neyi daha iyi yapıyorsunuz?

Tüma. ÇAKIR: Bizim en önemli değerimiz ve farkımız, insan gücüdür. Onun dışında sahip olduğumuz tezgâhların hepsi özel tersanelerde de var. Hatta bazılarının özel tersanelerde daha modern sürümleri var. Bizim şu anda sabit işçi sayımız yaklaşık 1.700. Özel tersanelerde bu rakam yaklaşık 500-700’dür. Taşeron kültürünün hâkim olduğu ortamda aidiyet ve sahiplenmeden söz etmek çok mümkün değildir. Bizim burada işçi ve çalışana verdiğimiz değer, onların sağlığını korumak için gösterdiğimiz çaba da kayda değer. Sadece çalışanların iş sağlığı kapsamındaki koruyucu mefruşat için yılda 1,5 milyon lira harcıyoruz. En önemli şey insan, bizim de en büyük farkımız insan. Ben bu tersanede 19’uncu senemi geçiriyorum. Tersanelerde 26’ıncı senemi bitiriyorum. Hayatımı hep buralarda geçirdim. “Yarın atılabilirim!” korkusu ile çalışan insanlar değiliz. Sadece “Daha ne kadar katkı verebiliriz, geliştirebiliriz?” bakış açısı ile çalışıyoruz. Ben yüksek lisans öğrencisi iken hocalarımız o dönemde sürekli olarak Amerikan ve Japon iş yaşamından örnekler verirlerdi. ABD’de bir mühendise “Mesleğin nedir?” diye sorulduğunda “Elektronik mühendisiyim.” diye cevap verirken aynı sorunun sorulduğu Japon mühendisin “Sony’de çalışıyorum.” dediği ifade edilirdi. Bizler, bizi 14 yaşında kutsal ocağına alıp eğitim veren, giydiren, yediren, yetiştiren, bugünlere getiren bu güzel ülkenin ve Deniz Kuvvetlerinin mühendisleriyiz.

 

Özel Tersanelerle Yakın İş Birliği

MSI Dergisi: Özel tersanelerle birlikte çalışmalar yapıyor musunuz?

Tüma. ÇAKIR: Yeni Tip Karakol Gemisi projesinde tasarım onaylama süreci bizim üzerimizdeydi, test ve onaylama sürecine bizim personelimiz de katıldı. Yeni bir gelişme olarak burada Proje Kontrol Ofisi Başmühendisliği bölümünü kurduk.

Yeni Tip Karakol Gemisinin tüm hava alış ve egzoz tasarımı bizim tarafımızdan yapıldı. Bu tip talepler olunca biz o hizmeti veriyoruz. Şu anda MİLGEM konsepti dışarıda inşa ediliyor olsaydı makine hizalaması için bizden hizmet alıyor olacaklardı. Bütün bunlar için mevzuat açık. Bizim öncelikli işimiz Dz.K.K.lığının faaliyetleri. Müsait olduğumuz takdirde, sektöre de döner sermaye üzerinden hizmet veriyoruz. Döner sermaye kazancımızın bize kalan kısmından da tersanenin altyapısını onarıyor ve geliştiriyoruz. Geçtiğimiz yıllarda tersane altyapısının neredeyse tamamını yeniledik, Dizayn Proje Ofisi binası başta olmak üzere yeni tesisler kazandırdık. Bu faaliyetlerin tümü döner sermaye gelirlerinden elde edilen kazançlarla gerçekleştirildi.

 

MSI Dergisi: İstanbul sınıfı fırkateynlerin, ilk geminin ardından özel tersanelerde inşa edilmesi planlanıyor. Bu süreç, bir anlamda İstanbul Tersanesi Komutanlığından özel bir tersaneye bilgi, tecrübe ve teknoloji transferini içerecek ve bildiğimiz kadarı ile Türkiye’de bu boyutta bir transfer ilk defa gerçekleşecek. Söz konusu sürecin nasıl yaşanacağı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?

Tüma. ÇAKIR: Aslında süreç çok basit. Ana yüklenicinin sözleşmesine yazıldığı takdirde bu eğitimi vermek çok kolay. Birinci geminin inşası esnasında onların çekirdek personeli burada bulunur. Bizimle birlikte çalışırlar, eğitimini alırlar. Aynı şeyi biz Almanlarla yaptık, ilk fırkateyn yapılırken bizim personelimiz eğitim aldı. İkinci geminin inşasında ilaveten bazı konularda bizim hizmetimize ihtiyaç duyarlarsa döner sermayeden hizmet alabilirler. Bu husus, pazarlanabildiği takdirde MİLGEM konsepti için de geçerli. Daha önce de ifade ettiğim gibi Deniz Kuvvetlerimiz ülke menfaatinin olduğu her alanda her türlü desteği şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da verecektir.

 

MSI Dergisi: İstanbul Tersanesi Komutanlığının gemi inşa kabiliyetleri, altyapısı ve teknolojik yetenekleri konusunda hangi noktaları öne çıkartmak istersiniz?

Tüma. ÇAKIR: En önemli yeteneğimiz kuru havuzumuz. Türkiye’nin en büyük kuru havuzu. 300 m boyunda, 70 m eninde, 8,5 m derinliğinde. 170.000 DWT’ye kadar gemi havuzlayabiliyoruz. Vinç kapasitelerimiz yüksek. Kaldırma kapasitesi, bir tersane için çok önemli bir unsur; hangi büyüklükte gemi yapabileceğinizi gösteriyor. 140.000 metrekarelik kapalı alanımız var. Gelişme potansiyeli çok yüksek olan bir tersane. Burada arazi çok ve genişleme potansiyeli fazla. Denizaltı hariç her türlü harp gemisini inşa edebilecek seviyedeyiz. Denizaltı inşasında uzmanlaşmış tersanemiz ise yaklaşık 40 yıllık tecrübesiyle Gölcük Tersanesi Komutanlığıdır.

 

MSI Dergisi: İstanbul Tersanesi Komutanlığı ile ilgili; çalışmalarınızın mali boyutu, çalışan sayınız, üzerinde çalıştığınız gemi sayısı gibi bazı rakamsal veriler verebilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: Dz.K.K.lığı envanterindeki unsurlardan 169’unun havuzlanması ile küçük ve büyük onarımları, İstanbul Tersanesi Komutanlığının sorumluluğunda bulunuyor. Giyim-kuşam ve maaşlar dâhil tüm personel giderleri, yedek parçalar gibi genel giderler de dâhil olmak üzere Dz.K.K.lığına maliyetimiz, döviz kurunun değerine bağlı olarak 75-80 milyon dolar civarında. Türk lirası olarak baktığımızda geçen seneki maliyetimiz 210 milyon lira idi. Gemi inşa faaliyetlerinde, kapasitemizin %30 ila 40’ını kullanıyoruz. Yılda 6-7 adet büyük onarım ve modernizasyon faaliyeti gerçekleştiriliyor; 45’e yakın planlı, 45 civarında da plansız havuzlama yapıyoruz. En yaşlı gemimiz 1942 yılında inşa edilmiş, bu geminin dahi tüm alt sistemleri ile bakım ve onarımını gerçekleştiriyoruz. Teknoloji çok hızlı gelişiyor. 10 sene önce aldığımız gemilerin parçaları demode olmuş durumda, piyasada bulmak mümkün değil. Elektronik kart onarım atölyesinde yılda 300-400 kartın onarımını yapıyoruz; bunların hepsi demode sistemler. Bu onarımları gerçekleştiremediğiniz takdirde ya yüksek maliyetler ödeyerek yeni sistemler alacaksınız ya da böyle üretici seviyesine inerek onarımlarla idame edeceksiniz. Yılda 1.050 civarında arıza raporuna müdahale ediyoruz. Tüm bu işlemleri kendi bünyemizde yapmamız ciddi bir maliyet etkinlik sağlıyor.

Şu anda 2241 kişiyiz, personelin dağılımı şöyle:

  • 95’i mühendis olan, 60’ı yüksek lisans, 3’ü doktora derecesine sahip, 9’u doktora eğitimine devam eden 142 subay,
  • 162 astsubay,
  • 49’u mühendis olan 192 devlet memuru,
  • 1671 işçi ve
  • 74 uzman erbaş.

Yıllık işçilik kapasitemiz ise yaklaşık 248.000 adamxgün.

 

MSI Dergisi: Bünyenizde çalışan silahlı kuvvetler personeli, bu görevlerine kaç sene devam edebiliyorlar?

Tüma. ÇAKIR: Mühendisler için aşağı yukarı 10 yıllık süre neredeyse standart. Personelin isteği yoksa ya da personelin, özellikleri nedeniyle özel görevlerde çalıştırılması gerekliliği ortaya çıkmazsa burada yaklaşık 10 yıl çalışıyor. Giden personel de aslında Dz.K.K.lığının bir diğer tersanesine atanıyor. Böylece tersaneler arasında tecrübe aktarımı oluyor. Örneğin ben de 1990-1997 yılları arasında Gölcük Tersanesi Komutanlığında denizaltı proje subayıydım. Orada öğrendiklerimi Taşkızak Tersanesine aktardım. Kurumumuzda hiçbir zaman bilgi ve tecrübe kaybı olmuyor. Daha önce de ifade etmiştim. Burası bir okul. Bizler de bu okulda yetiştik. Şimdi genç arkadaşlarımızı yetiştiriyoruz. Bu çark yıllardır bu şekilde dönüyor. Yıllar içerisinde değişen tek şey, çarkın çapının büyümesi.

 

MSI Dergisi: Yan sanayi ve alt yüklenici kullanımınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: Tersane olarak hem malzeme tedariki hem de bir takım hizmetler için yan sanayiyi çok kullanıyoruz. Bu bölgede olmamız yan sanayi konusunda bize çok büyük bir avantaj sağlıyor. Gemi inşa faaliyetlerinde de yerli firmalarla çok yakın çalışıyoruz. Makina ve bazı ana sensörler haricinde, kullandığımız sistemler ağırlıklı olarak milli firmalarımızın ürettiği sistemler.

 

MSI Dergisi: Dz.K.K.lığı tarafından yapılan açıklamada, projede öğrenme eğrisinde ilerlenmiş olmasının etkisi ile 3’üncü ve 4’üncü MİLGEM korvetlerinin inşa süreçlerinin öngörülenden daha hızlı ilerlediği bildirilmişti. Bu gelişme ile ilgili ayrıntılar verebilir misiniz? Mevcut durumda bir MİLGEM korvetinin inşası ne kadar zamanda tamamlanabiliyor?

Tüma. ÇAKIR: Aslında arkadaşların eli alıştı diyebiliriz. İlk başta resimleri okumak bile zaman alırken şimdi çok daha seri çalışabiliyorlar. İlk başta bir plan yapmıştık, yaklaşık 2 senelik tekne imalat süreci öngörmüştük. Baktık, baştaki bloklarda iyi gidiyorlar, 14 aya indirdik, zamanında tamamladılar. Şu anda tüm süreci 50 aydan 40 aya indirebilecek durumdayız. Malzeme tedarikinde bir sorun olmazsa ilk kesimden teslimata 40 ayda ulaşabilecek durumdayız. Bu süre bu tip bir gemi için çok iyi bir süre.

 

İ Sınıfı Geliyor

MSI Dergisi: MİLGEM konsepti, modern ve bazı noktalarda karmaşık bir tasarım olarak nitelendirilebilir. Kuşkusuz bu özelliklerinin inşa sürecine de yansımaları oluyordur. MİLGEM’in inşa süreci ile ilgili vurgu yapmak istediğiniz süreç, işlem, teknoloji gibi noktalardan bahseder misiniz?

Tüma. ÇAKIR: En önemli konulardan birisi makinaların hizalanması. Bu gemide, Dz.K.K.lığında ilk defa kullanılan ve dünyada da yeni yeni kullanılmaya başlayan bir çapraz bağlantı var: Tek makina ile çift şaft çeviriyoruz. Eskiden sancak ve iskele şaft hatları birbirinden bağımsızken artık birbirine bağımlı hâle geldi. Eskiden hat üzerinde hizalama yaparken artık düzlem üzerinde hizalama yapar hâle geldik. Bu tabii çok ciddi zorluklar getirdi ve özel bir çaba gerektirdi. 10 defa, 11 defa ölçüyorsunuz. Bu düzlemin tam sıfır olması gerekiyor ki çapraz bağlantı sağlıklı çalışsın. Bu hizalama yöntemini ilk defa gerçekleştirdik.

Bu çapraz bağlantının şöyle bir önemi var: Literatürde yazan bir değerdir, sivil gemiler, sahip oldukları sevk gücünün tamamını, ömürlerinin %95’i boyunca kullanırlar. Askeri gemiler ise %5’inde kullanır. Biz 29 knot’u geminin ömrünün sadece %5’inde yapıyoruz. Böyle temel bir fark var. Çapraz bağlantı bize tek dizelle 15 knot sürat yapma imkânı tanıyor. Böylece az yakıt harcıyoruz ve makina çalışma saatleri uzuyor. Eski sistemde 2 şaftı çevirmek için 2 makina çalıştıracaktık. Şimdi ise 1000 saatlik seyirde makinalar 500’er saat çalışabiliyor. Yedeklilik de sağlanıyor.

Diğer projelere göre önemli başka bir fark, gemiyi sıfırdan ilk defa inşa etmekti. Örneğin, geçmişte fırkateyn projesinde gemiyi inşa etmeden Almanya’da, sınıfın ilk gemisinin inşası sırasında eğitim almıştık. İşin doğası gereği burada öyle bir eğitim yoktu, tamamen kendi tecrübemize göre inşa ettik.

İlk gemide, hem inşa hem tasarım doğrulama süreci yaşadık. Ne kadar ileri teknoloji kullansanız da tasarımda hatalar çıkabiliyor. Aynı tersanede olmanın vermiş olduğu avantaj bize bu başarıyı getirdi. Tasarım başka bir yerde yapılsaydı bu kadar kısa zamanda bu kadar iyi bir sonuçla karşılaşamayabilirdik. Herhangi bir problem hâlinde, aşağıdaki “İmdat!” dediğinde, yukarıdaki hemen yanındaydı. Sistem tecrübeleri öncesinde -o sıralarda DPO Müdürü’ydüm – tasarımcı arkadaşlarıma “Hepimiz aşağıya, gemiye gidiyoruz, sistemleri devreye alacak, öyle geleceğiz.” dedim. Tasarımından beri işin içinde oldukları için bu görevi onlara verdim. Sistemleri devreye alıp test ve tecrübelerini yaptılar, sonra ofise döndüler. Model olarak çok da alışık olmadığımız bir çalışma modeliydi ama başarılı oldu ve dizayn mühendisleri için de önemli bir tecrübe oldu.

 

MSI Dergisi: MİLGEM ve izleyen İ sınıfı gemilerde, sanayinin yerlileşmeye katkı verebileceği yeni alanlar neler? Bu kapsamda denizcilik sanayisine nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Tüma. ÇAKIR: MİLGEM projesinde yan sanayiyi çok zorladık ve yerli katkıyı azami şekilde sağladık. Milli komuta kontrol sistemi, milli sonar gibi birçok ana sisteme ilaveten, elektrik dağıtım panoları, EPKİS, tulumbalar, valfler, tatlı su üretme sistemleri, kompresörler, konverterler ve birçok sistem ve ürün milli imkânlarla üretildi. Bundan sonra bazı sensörler, silahlar ve güç paketi kalıyor. Silahlar, özellikle güdümlü mermiler konusunda çok ciddi gelişmeler var. Suüstü ve hava hedeflerine yönelik güdümlü mermi geliştirme projeleri yürütülüyor ve bunlar önemli aşamaları geride bıraktı. Akıllı top mermisi konusunda MKEK ile çalışılıyor. Sensör tarafından da ÇAFRAD projesi devam ediyor. Sensör ve silahlarda yakın bir gelecekte çok iyi bir noktaya geleceğimizi değerlendiriyorum. Bu konuda başta ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN olmak üzere milli firmalarımızın çok önemli atılımları var ve sonuçlarını çok yakın bir gelecekte hepimiz gururla göreceğiz.

 

MSI Dergisi: İ sınıfı gemilerde ne gibi yenilikler olacak?

Tüma. ÇAKIR: 3 temel konuda değişiklik var. Birincisi, baş tarafta uzatma yapılacak ve baş topunun arkasına 16 hücreli dikey lançer monte edilecek. Böylece gemi 64 adet ESSM taşıyabilecek. İkinci değişim, köprüüstü ile baca arasındaki mesafenin 2 katına çıkarılması. Orada da suüstü hedeflere yönelik füze sayısı 16’ya çıkıyor. Dolayısı ile silah sayısını ve bunların menzilini arttırdık. Deplasman da arttı; bununla birlikte seyir sıası da ciddi şekilde arttı ve 6.000 deniz miline yaklaştı. Tüm bu değişiklikler, geminin harekât sahasının büyümesi ile ilgili.

Geminin tasarımını 2 yılda bitiriyoruz. Bunun en büyük nedeni, yardımcı makine dairesinden kıça kadar geminin MİLGEM sınıfı ile tamamen aynı olması. MİLGEM’le aynı güce sahip olan ana tahrik sistemi, geminin en-boy oranının değişmesinin hidrodinamik etkilerinden dolayı, deplasman artsa da aynı sürati bize veriyor. Geminin personel sayısı da artıyor. Nihai deplasmanın 2950 ton olmasını, gemi boyunun da 113 metre olmasını öngörüyoruz.

İ sınıfı, MİLGEM konsepti tasarlanırken öngörülen bir gelişme değildi. İlk çalışmayı yaptığımızda 2009 yılı başıydı. Güdümlü mermi sayısını arttırma talebi üzerine başlamıştık. O zaman ana tahrik sistemi değişmeden sürati koruyabildiğimizi gördük. O yüzden hemen başlayalım dedik. Geminin yaklaşık 3/5’ini aynı tutuyoruz.

İ sınıfının tasarımı ile ilgili vurgulamak istediğim bir konu var. Tasarım aşamasında geminin su altı gürültüsünü hesaplayıp düşürmek için özel bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışma belki şu anda dünyada 1-2 yerde daha yapılıyordur. MİLGEM’i tasarlarken, su altı gürültüsünü azaltmak adına aldığımız tedbirlerin etkisini tam olarak ölçemiyorduk. Şimdi ölçebiliyoruz. Analizlerimizin sonuçlarını ölçümlerle karşılaştırdık ve analizlerin doğruluğunu gösterdi. Bunun üzerine biz de “Şuradaki sac kalınlığını arttırırsak su altı gürültüsü şu kadar desibel azalır.” gibi analizlere başladık. Bu girdiler İ sınıfına yansıyacak. Bu, çok önemli bir kazanç. Gemi ne kadar sessiz olursa sonarının tespit mesafesi o kadar artıyor. Sonarımızın kendi performansı zaten yüksek, artı olarak geminin kendi gürültüsü de düşük olacak ve toplam performans daha da artacak.

 

MSI Dergisi: MİLGEM sınıfı gemilerin kullanımından gelen geri bildirimlerle değişen noktalar olacak mı?

Tüma. ÇAKIR: MİLGEM konseptinde ilk gemiden itibaren tasarım sürekli iyileşiyor. TCG HEYBELİADA’nın 4, TCG BÜYÜKADA’nın 2 senedir kullanımı ile ortaya çıkan ihtiyaçlar, teklifler, talepler derleniyor ve inceleniyor. Bunların bir kısmı hemen uygulanabilir, bir kısmı sonraki tedarik sözleşmelerine dâhil edilebilir hususlar. Bir kısmı da bir sonraki tasarıma dâhil edilebilecek değişimler. Bu süreç sürekli işliyor. Gemileri 4’lü paketler hâlinde inşa ediyor olmanın bir avantajı da bu: Gemileri sürekli ihtiyaçlar doğrultusunda iyileştirebiliyorsunuz.

MİLGEM’in 3’üncü ve 4’üncü gemilerinde ADVENT 1 savaş yönetim sistemi olacak. İ sınıfı ile ADVENT 2 devreye girecek. ADVENT; harekât sahasındaki tüm gemilerin taktik resminin bir arada görülebildiği, silah ve sensörlere kumanda edilebildiği, şu anda dünya donanmalarının kullandığı en üst seviyedeki komuta kontrol sistemlerinden birisi olacak.

 

MSI Dergisi: DPO ile ilgili; personel ve proje sayısı gibi bazı rakamsal bilgiler verebilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: DPO’da şu anda yaklaşık 60 kişilik bir ekip çalışıyor. Bunların yaklaşık 45’i mühendis. Çok önemli bir bölümü yurtdışında en iyi üniversitelerden yüksek lisans sahibi kişiler. Hepsi pırıl pırıl genç insanlar. Sadece gemi tasarımı ve entegrasyonu üzerinde çalışmıyorlar, aynı zamanda ileri mühendislik alanında çok önemli hesaplamalar ve analizler gerçekleştiriyorlar. Bunların bir bölümü Türkiye’de ilk defa yapılıyor. Çok yetenekli, genç, sürekli değişen ama DPO okulu içerisinde yoğurulan bir ekibimiz var. İçlerinde uzun süredir orada olan da var, yeni gelen de var ama hep bahsettiğimiz şey, buranın bir okul olduğu. Burada yeni gelenler eskilerin yanında bilgi ve tecrübe edinirler. Bizde kimse bilgisini kendisine saklamaz, herkes birbirini eğitir ve nesiller arasında bilgi aktarımı olur. Biz de böyle yetiştik ve şimdi gençleri yetiştiriyoruz. Bizim yaşımıza geldiklerinde bizden çok daha ileride olacaklar.

DPO’da 16 sivil personelimiz de bulunuyor. Ayrıca, yaklaşık 30 kişilik bir STM ekibi burada çalışıyor. Detay tasarımda kullandığımız bir program ile gemiyi modelliyorlar. Şok analizi için FİGES’ten bir personel de bizimle çalışıyor. Dizayn ve entegrasyon sürecinde tedarikçi firmalarımızla – ki biz onlara “MİLGEM paydaşları” diyoruz – ister tanımından ürün tanımına ve imalatına kadar olan süreçte sürekli beraber çalışıyor.

DPO’da Denizde İkmal ve Muhabere Destek Gemisi (DİMDEG)’nin tasarımı bitti, şimdi İ sınıfının tasarımı üzerinde çalışılıyor. TF2000’in de konsept dizayn çalışması devam ediyor.

Yabancı ülkelerde bizim yaptığımız tasarım işini yapan ofislerde yüzlerce kişi çalışıyor. Biz MİLGEM’i 55 kişi ile tasarladığımızı söylediğimizde şaşırıyorlar.

 

MSI Dergisi: Personel sayılarındaki bu fark nereden kaynaklanıyor? Örneğin DPO’nun daha çok analiz ve hesaplamaya dayandığı, bu yüzden daha az personelle çalışabildiği söylenebilir mi?

Tüma. ÇAKIR: Açıkça söylemek gerekirse biz de onların rakamlarını duyduğumuzda şaşırıyoruz ama neden daha az kişi ile yapabildiğimizi tam çözemedik. Yaptığımız iş aynı, sonuçta uymanız gereken standartlar var, onların gereklerini yapmak mecburiyetindesiniz. Belki bizde her personelin üzerine düşen iş yükü fazla. Çalıştığımız zaman çok yoğun ve efektif çalışıyoruz. MİLGEM sürecinde ofisten akşam 8’den önce çıktığımızı hatırlamıyorum. Evde de çalışmaya devam ediyorduk. Belki bazı konulara daha pratik yaklaşmış da olabiliriz. Bir başka önemli faktör de paydaşlarımızla biraz önce sözünü ettiğim gibi tam bir uyum içerisinde çalışıyor olmamız.

Analiz ve hesaplama konusunu ise şöyle açıklayabiliriz. Birçok ülkede gemi dizayn firmaları ileri mühendislik analizlerini, alanında uzmanlaşmış firmalara yaptırıyorlar. Biz de bu yöntemi kullandık. MİLGEM sürecinde FİGES firması ile sonlu elemanlar analizi ve şok patlaması simülasyonunu gerçekleştirdik. Bizim onlardan farkımız, modelleme ve simülasyon sürecini beraber gerçekleştirmemizdi. Çok iyi bir çalışma oldu ve gerçekten çok önemli katkılar elde edildi.

 

MSI Dergisi: Burada şok simülasyonuna ayrı bir parantez açarsak, bunu nasıl gerçekleştirdiğinizi anlatabilir misiniz?

Tüma. ÇAKIR: Harp gemilerinde, sualtında, mayın ya da belli bir mesafede torpido patlaması sonrasında gemide oluşacak ivmelerin yarattığı etkinin, gemi bünyesinde ve kritik cihazlarda hasar oluşturmayacağının bir şekilde ispatlanması gerekir. Bu, iki yöntemle ispatlanıyor: Ya belirlenmiş kritere göre geminin altında bir patlama yaratıyor ve sonuçlarını analiz ediyorsunuz ya da bu patlamayı modelleme ile simüle ediyorsunuz. İlk yöntem son derece pahalı ve riskli bir yöntem; ikincisi ise çok az ülke tarafından gerçekleştirilen bir simülasyon. Biz MİLGEM projesinde FİGES firması ile bir simülasyon geliştirdik ve mayın avlama gemisi projesinde yabancı bir firmanın yaptığı simülasyonla kendi simülasyonumuzu karşılaştırdık. Mayın avlama gemisinin parametreleri verildiğinde bizim simülasyonumuzun sonucu ile yabancı firmanın simülasyonunun sonucu aynı çıktı. Böylece simülasyonumuza güvenimiz arttı ve MİLGEM şok testlerini bu simülasyonla yaptık. Dolayısı ile dünyada çok az ülkenin yapabildiği ileri mühendislik diye tanımladığımız analizleri de gerçekleştirebilir seviyeye geldik. Böylece, MİLGEM projesi sadece bir harp gemisi dizayn ve entegrasyon projesi değil aynı zamanda ülkemize birçok alanda çağ atlattıran bir teknolojik atılım projesi oldu.

 

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Tüma. ÇAKIR: Biz MİLGEM projesinde başta Komutanlarımız olmak üzere tüm Deniz Kuvvetleri personelinin inanılmaz desteğini her aşamada hissettik. Savunma Sanayii Müsteşarımız başta olmak üzere Savunma Sanayii Müsteşarlığındaki arkadaşlarımızla yürek yüreğe, omuz omuza çalıştık. Projeye gönül verip katılan tüm firmalarımızla adeta bir “milli mücadele” duygusu ile aşamaları tek tek başarı ile geçtik ve mutlu sona ulaştık. MİLGEM projesinin başarısı ile bu ülkenin insanlarının kısa sürede neler yapabileceği bir kez daha tüm dünyanın gözleri önüne serildi. Başlangıçta bize anlamlı gülümsemelerle bakanlar şimdi şaşkınlıklarını gizlemekte zorlanıyorlar. Ama bizim hedefimiz başkalarını şaşırtmak değil; daima ileriye, en iyiye ulaşmak. Bu yolda, tüm paydaşlarımızla ve özel tersanelerimizle ve de tüm çabamızla çalışmaya ve bu güzel ülkeye değerler kazandırmaya devam edeceğiz.

 

İstanbul Tersanesi Komutanı Tümamiral Ahmet Çakır’a, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

742 toplam görüntüleme, 3 bugünkü görüntüleme