Söyleşi: MESAN Yönetim Kurulu Başkanı Devrim EROL – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: MESAN Yönetim Kurulu Başkanı Devrim EROL

27 Mart 2019

“Arkamızdaki 30 yıla yakın tecrübe ile geliştirdiğimiz yeni ürünlerle kullanıcıya güven vermeye devam edeceğiz.”

 

MSI Dergisi’nin 174’üncü sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

Mayın, el yapımı patlayıcı (EYP) ve bomba tespitine yönelik çözümler sunan MESAN’ın teslim ettiği 13.000’in üzerinde ürün, yurt içindeki pek çok farklı kullanıcı tarafından kullanılıyor. Firma, 1991 yılında temsilcilikle başladığı sektördeki yolculuğuna, yeni geliştirdiği özgün ürünlerle devam ediyor. Başarısının sırrını, kullanıcıya verdiği güvene ve her koşulda kesintisiz sağladığı ürün desteğine dayandıran firmanın vizyonu ve çalışmaları hakkında, MESAN Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Erol ve Kurucu Ortağı Atila Erol’dan bilgi aldık.

 

MSI Dergisi: MESAN, 1991 yılında nasıl bir vizyonla kurulmuştu? Bugün, MESAN’ı, nasıl bir şirket olarak tanımlarsınız?

Devrim EROL: MESAN’ı tek bir cümle ile tanımlamak gerekirse “MESAN, değerlerinde gelenekçi, teknolojide yenilikçi bir firmadır.” diyebiliriz. “MESAN, mayınla aranıza mesafe koyar.” diyoruz; çünkü daima insan hayatını ön planda tutan bir anlayışımız oldu. MESAN, ilk başta bir temsilcilik şirketi olarak yola çıktı. İlk iş olarak, 1991 yılında, Jandarma Genel Komutanlığı (J.Gn.K.lığı) için, metal dedektörü temin ettik. Her ne kadar bir KOBİ olsak da ana yüklenici olarak pek çok proje üstlendik. Bu süreçte, ürünü satıp arkamızı dönüp gitmek gibi bir yaklaşımımız hiç olmadı. Temsilciliğini üstlendiğimiz Vallon firmasından ithal ettiğimiz sistemlere verdiğimiz satış sonrası hizmetler sayesinde; önce teknolojiyi öğrendik, bu teknoloji üzerinde derinleştik ve ömrü boyunca bu ürünleri desteklemeyi benimsedik. İnanmadığımız ve güvenmediğimiz hiçbir sistemi, silahlı kuvvetlerimize kazandırma anlayışımız olmadı. Böyle bir bakış açısıyla bir müddet sonra, doğal olarak bir mühendislik şirketine doğru evrildik. Önce bir entegratör, bir proje evi haline gelmeye başladık. Çeşitli sensörler geliştirmeye başladık. Şimdi ise Ar-Ge faaliyetleriyle kendi özgün mayın dedektörlerini ortaya koyan bir üretici konumuna geldik. Arkamızdaki 30 yıla yakın tecrübe ile geliştirdiğimiz yeni ürünlerle kullanıcıya güven vermeye devam edeceğiz.

 

MSI Dergisi: Bir yandan Vallon’un temsilciliği yürütüyor bir yandan da kendi özgün ürünlerinizi üretiyorsunuz. Burada dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Atila EROL: J.Gn.K.lığının 1991 yılında açtığı ilk mayın dedektörü ihalesi, Vallon ile yollarımızı kesiştirdi. Bu kesişme, bizim için olduğu kadar, Türkiye için de büyük bir şanstı. Sonuçta Türkiye, bu sayede dünyanın en iyi mayın dedektörleriyle tanışmış oldu. 80 yıllık bir geçmişi olan bu şirket, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Almanya’nın mayın ve bomba kalıntılarından arındırılmasında büyük rol oynamış. Bu sebeple mayın ve patlayıcıların tespiti alanında, çok derin bir geçmişi var. Vallon temsilciliği ile başlayan süreçte, bir noktadan sonra üretime odaklanmamız kaçınılmazdı. Ancak biz bu noktada, onların mevcut ürünlerini alıp burada yurt içi imkânlarla üretmektense kendi özgün ürünlerimizi ortaya koymayı tercih ettik. 28 yılda elde ettiğimiz tecrübenin yanı sıra kullanıcıyı çok iyi tanıdığımız ve ihtiyaçlarını çok iyi bildiğimiz için de bu bizim için çok zor olmadı. Ve neticede, Vallon’un ürünlerinden farklı sınıfta, yeni ürünler ortaya koyduk. Bu farklılaşmanın yanı sıra hem Vallon’un hem de bizim, teslim edilen her ürünün arkasında durma konusundaki benzer yaklaşımlarımız, bu iş ilişkisinin arkasındaki itici güç oldu. Dolayısıyla birbirimizi çok iyi dengeliyoruz diyebilirim. Ancak şunu da belirtmeliyim ki bu denklemde, özgün ürünlerimizin ağırlığı, zaman içerisinde giderek artacak.

 

Üniversite İş Birliği Yeni Teknolojileri Getirecek

MSI Dergisi: Ar-Ge kuruluşları ve üniversitelerle ilişkileriniz nasıl?

Atila EROL: Üniversitelerle ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Gazi Üniversitesi ile kısa süre önce, bir iş birliği anlaşması imzaladık. Sensör dünyasına baktığımızda, elektromanyetik girişim (EMI) yöntemiyle metal tespit eden sensörler, toprak altındaki kütleleri algılayan GPR tipi sensörler, bir de hayatımıza yavaş yavaş girmeye başlayan lazer sensörler var. EMI sensörler konusunda, zaten bir yeterliliğimiz vardı. Biz de Gazi Üniversitesi ile özellikle GPR ve lazer konusuna yoğunlaşan bir iş birliği başlattık. Hedefimiz; 2020’nin birinci çeyreğinde, öncelikle kendi GPR ve lazer tabanlı sensörlerimizi geliştirmek. 2020’nin sonuna kadar da bu çalışmalara paralel olarak, bu sensörlerin, hem farklı platformlara hem de birbirlerine entegrasyonuna yönelik çalışmalarımız sürecek. Platform tarafında önceliğimiz, küçük boyutlu insansız kara araçları. Sensörlerin birbirine entegrasyonu yoluyla da aslında bir tür sensör füzyonu yaratmaya çalışıyoruz. Sonuçta her sensör tipinin öne çıkan farklı özellikleri var. Biz de örneğin, EMI ve GPR sensörlerini bir araya getirerek daha yüksek algılama kabiliyetine sahip dedektörler geliştireceğiz.

MESAN, geliştirdiği askeri ürünlerin zorlu saha testleri çerçevesinde, yüksek ve düşük sıcaklıklarda çalışma ve depolama testleri için, MIL-STD-810G uyumlu iklimlendirme odaları oluşturdu. Bu iklimlendirme odaları, MESAN dışındaki üreticilerin de kullanımına hazır.

 

MSI Dergisi: Ekibiniz ve insan kaynağı politikanız hakkında bilgi verir misiniz?

Devrim EROL: 30 kişilik bir ekibiz. Çalışanlarımızın 22’si, Ar-Ge ve üretimde görev alan mühendislerden oluşuyor. Bu mühendislerin 15 kadarı yani personelimizin yarısı, ciromuzun da yarısına yakın bir bölümünü harcadığımız Ar-Ge faaliyetlerimizde görev alıyor. Ancak zaman içerisinde, gelişimimize bağlı olarak bu sayı daha da artacaktır. Çünkü biz teknoloji yaratıyoruz. Teknoloji yarattığımız için de ekibimizde, akademik çalışmaları olan arkadaşlara ihtiyacımız var. O yüzden çalışanlarımızdan istediğimiz birinci koşul, yüksek lisans ve doktora eğitimi almaları. Öncelikli politikalarımızdan biri de personelimizin sürekliliğini sağlamak. Beyin göçünün/gücünün hayli arttığı bu dönemde, bu bizim için önemli. Vazgeçemediğimiz prensiplerden bir diğeri de şirket kültürü ve etik anlayışımıza uygun yetişebilmeleri için, yeni mezun arkadaşları işe almayı tercih etmemiz.

 

MMD1, MESAN’ın özgün olarak geliştirdiği MEMED ürün ailesinin ilk üyesi.

Özgün Ürünlerle Gelen IDEF Katılımı

MSI Dergisi: MESAN’ın özgün olarak geliştirdiği ürünlerden bahseder misiniz? Gündeminizde yeni ürünler var mı?

Atila EROL: Özgün olarak tasarladığımız ilk ürünümüz, MMD1 adını verdiğimiz metal dedektörü idi. Bu ürün, MEMED metal dedektörleri ailesinin de ilk üyesi aynı zamanda. Bu ürünümüz, bir süredir yurt içinde kullanılıyor. Şu andaki hedefimiz, MEMED ailesinin iki yeni ürününü, IDEF 2019 fuarına yetiştirmek. Son 8 aydır, bu iki yeni model üzerinde yoğunlaşmış vaziyetteyiz. Bunlardan MEPAK, kompakt tasarımı ile öne çıkıyor. Operasyonel birlikler için geliştirdiğimiz bu ürün, kolaylıkla katlanarak askerin pantolon cebine dahi girebiliyor. MEMAR’ı ise Özel Mühimmat Arama Timi (ÖMAT) gibi, terör vb. bir tehdidin olmadığı ortamlarda, zamana bağlı olmaksızın mayın arayan birlikler için geliştiriyoruz. Bu ürün sahada değiştirilebilir arama başlıkları ile pek çok farklı görevi yerine getirebilen kapsamlı bir sistem olacak; gerektiğinde 25 cm derinlikteki mayınları, gerektiğinde de çalıların içerisinde gizlenmiş mayın ve EOD malzemelerini bulabilecek.

 

MSI Dergisi: Söz IDEF’ten açılmışken bu yılki fuara nasıl bir katılım planlıyorsunuz?

Atila EROL: IDEF’e ilk kez katılacağız. IDEF’e katılmaya, kendi ürünlerimiz ortaya çıkmaya başladığı için karar verdik. Standımızda da sadece, MESAN’ın kendi özgün tasarımı olan ürünler olacak.

 

 

MSI Dergisi: Dedektör çözümleriniz için eğitim sistemlerini de siz sağlıyorsunuz. Bu yaklaşımınız, kullanıcılarınıza nasıl bir katma değer sağlıyor?

Atila EROL: İnsan hayatını doğrudan ilgilendirdiği için, kullanıcının bu sistemin eğitimini alması hayati önem taşıyor. Biz de bu yaklaşımla MMD1’i geliştirdikten sonra, 3 eğitim sistemi üzerinde çalışmaya karar verdik ve MERGEN ürün ailesini yarattık. Bunlardan MERGEN-SOLO, bir cep telefonundan daha büyük değil ve dünya üzerindeki herhangi bir üretici tarafından üretilmiş herhangi bir mayın dedektörüne, basit bir şekilde takılıp sökülerek kullanılabiliyor. Ürün, dedektörü kullanan kullanıcının, mayın arama esnasındaki bilek hareketlerinin doğru şekilde gerçekleştirilmesini sağlıyor. Bunu da dedektörün yerden yüksekliği, salınım hızı ve dedektörün yerde çizdiği yay gibi faktörler konusunda hata yaptığında kullanıcıyı uyararak başarıyor. Kullanıcının cebinde taşıyabileceği bu ürün sayesinde, eğitim konusu mekândan bağımsız hale geliyor ve kullanıcının öz eğitimini sağlıyor. Yurt içinde kullanımda olan bu ürünün bir türevi olan MERGEN-TİM ise 5 kişilik bir ekibin aynı anda eğitimine fırsat veriyor. Bu ailenin en yeni üyesi ise MERGEN-PARKUR olacak. Nisan ayında tamamlamayı hedeflediğimiz ve bir tür simülatöre benzetebileceğimiz MERGEN-PARKUR sisteminde, eğitim sürecine sanal mayın ve EYP gibi etmenler ekleyerek eğitimi daha gerçekçi hale getirerek kullanıcının hedef algısını en üst seviyeye çıkartmayı amaçlıyoruz.

MERGEN-TİM, dedektör eğitimi alan personelin bilgilerini, eğitimcinin görüntülemesine ve raporlamasına imkân sağlıyor.

 

Hayat Kurtaran Sistemler

MSI Dergisi: Ürünlerinizdeki bileşenlerin, mekanik üretimi hariç, tasarımını, yazılımını ve testlerini siz yapıyorsunuz. Bu hizmetleriniz müşteri açısından nasıl bir farklılık yaratıyor?

Devrim EROL: Kaynaklarımızı, teknoloji geliştirme ve tasarım üzerine odaklamayı tercih ediyoruz. Bizim işimizde, teknolojiyi geliştirmek ve tasarım yapabilmek, üretim yapabilmekten daha değerli. Global dünyada, artık kimse teknolojiyi geliştirdikten sonra üretimini yapmıyor. Sonuçta sizin tasarladığınız baskı devreyi üretebilecek pek çok firma var. Bu firmalar, günde binlerce baskı devre üretiyorlar. Sizin o maliyetlerde üretim yapmanıza imkân yok. Mühim olan, hem mekanik hem de elektronik tasarımı yapabilmek.

Sürekli altını çiziyoruz: İşin ucunda insan hayatı olduğu için, ürünümüzün amacını yerine getirebilmesi bizim için çok önemli. Bu sebeple ürünümüzü teslim ederken bırakın ürünün teknik şartnamedeki isterleri yerine getirmesini, önce bizim ikna olmamız lazım. Kullanıcıların da bunu fark ederek bizi bir çözüm ortağı olarak gördüklerini düşünüyorum.

 

İhracat Haberleri Yakın

MSI Dergisi: MESAN’ın ihracata yönelik çalışmaları var mı?

Devrim EROL: MMD1 metal dedektörünün, büyük bir ihracatı gündemde. Henüz hangi ülke olduğunu açıklayamıyoruz; ama gerçekleştiğinde, MMD1’in ilk büyük ihracatı olacak. MERGEN eğitim sistemlerinin de Vallon üzerinden ihracatına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. MERGEN-SOLO ve MERGEN-TİM de tüm dedektörlerle birlikte kullanılabildikleri için, aslında çok büyük bir ihracat potansiyeline sahip.

2018 yılı sonunda, 10 milyon avronun üzerinde bir ciroya ulaştık. Ancak sürdürülebilirlik için ihracat yapmamızın öneminin farkındayız ve bu vizyon ile daha şimdiden, ürünlerimizin kullanıcı arayüzlerini, 5 farklı dilde hazırladık.

Yeri gelmişken bir konuya değinmek istiyorum: Her ne kadar çoğu zaman projelerde ana yüklenici rolünü üstlensek de biz bir KOBİ’yiz. Durum böyle olunca da yurt içinde gerçekleşen alımların sürekli küçük partiler hâlinde olması, önümüzü net göremememizi ve yeni yatırımlar yapmamızı engelliyor. Bunun yerine, birkaç yılı kapsayacak hacimde toplu alımlar yapılmasının, sektördeki tüm KOBİ’ler açısından daha faydalı olacağına inanıyorum.

Lazerli trafik kontrol sistemleri de geliştiren MESAN, buradan elde ettiği tecrübeleri, mayın tespit sistemlerine aktarmayı amaçlıyor. Firma, lazer teknolojisini de kullanarak uzun süre önce gömülen mayın ve EYP’leri de tespit edebilecek ürünler geliştirmeyi hedefliyor.

MSI Dergisi: Trafik güvenliği alanında da geniş bir çözüm kümeniz var. Bu sistemler, savunma sanayisi alanındaki faaliyetlerinizi nasıl destekliyor?

Atila EROL: Neticede ikisi de sensör işi bizim açımızdan. Söz konusu dedektör olduğunda, amaç, bir metal parçasını algılamak; trafik sistemlerinde ise hızı tespit etmek. Biz lazerle hız tespit sistemi geliştirmeye, 4-5 yıl önce başladık. Ama daha sonra, aynı teknolojiyi patlayıcı tespitinde de kullanabileceğimizi gördük. Patlayıcılar, gömüldükten sonra, en fazla 30 gün boyunca etrafa partikül yayarlar. Bu süre içerisinde de kimyasal dedektörlerle rahatlıkla tespit edebilirsiniz. Ama ülkemizdeki tehditler daha farklı. Bir mayın ve de özellikle EYP, birkaç yıl önce gömülmüş olabiliyor. Bütün bu tehditleri düşünerek adım atmak zorundayız. Onun için hedefimiz, lazer teknolojisini kullanarak, zamana bağlı olmaksızın EYP tespitine katkıda bulunmak.

 

MSI Dergisi: Türk Silahlı Kuvvetleri, J.Gn.K.lığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne, 13.000’in üzerinde, mayın ve EYP tespit sistemi teslim ettiniz. MESAN, bunların ömür devri desteği ile ilgili ne gibi faaliyetler yürütüyor?

Devrim EROL: Ürünlerimiz Türkiye’nin neresinde olursa olsun, kullanıcılara, yazılım ve donanım konusunda destek sağlıyoruz. Belki de en belirgin özelliğimiz ve bizi farklı kılan da bu. Biz, teknik olarak arkasında duramayacağımız hiçbir işe girmedik ve asla ürünümüzü satıp arkamızı dönüp gitmedik. Hatta kullanıcıya teslim ettiğimiz; ancak sonradan arızalanan ürünlerimizin hiçbiri, yurt dışındaki orijinal üreticisine geri dönmedi. Tamamını, burada, kendi imkânlarımızla çalışır hâle getirdik. Elimizden geleni yapıp ürünlerimizi faal tutuyoruz. Kullanıcının, bu konuda bizimle ilgili algısı o kadar kuvvetli ki, zamanında farklı firmalardan satın alınan dedektörleri dahi bize getirerek, onarım yapmamızı istedikleri oluyor. Çünkü o firma çoktan çekip gitmiş ve ulaşmak mümkün değil.

 

MSI Dergisi: TRACE üyeliğiniz, MESAN’a ve paydaşlarına nasıl bir katma değer sağlıyor?

Devrim EROL: İnsanların hayatını kurtarmak, kullanıcılara kendini güvende hissettirmek maksadıyla çıktığımız bu yolda, bu güven anlayışını, teslim ettiğimiz ürünlerin ötesinde, kuruluşumuzun tamamına yaymayı prensip edindik. İş süreçlerindeki şeffaflık ise kullanıcı açısından en büyük güveni yaratan husus. TRACE üyeliğimiz de bu yoldaki en önemli adımlardan biriydi. Bilindiği üzere TRACE, oluşturduğu standart uygulamalar aracılığıyla kuruluşlardaki şeffaflığı arttırıyor. Zannediyorum ki TRACE’ye, Türkiye’de ilk üye olan firmalardan da biriyiz. Hatta 2006’da TRACE sertifikasını ilk aldığımızda, ne olduğu bile fazla bilinmiyordu.

MSI Dergisi: Devrim Hanım, özgeçmişinize baktığımızda, IDEF’in öncüsü IDEA fuarlarının organizasyonu da dâhil geniş bir yelpazede faaliyetlerde bulunduğunuzu görüyoruz. Sizin gibi tecrübeli bir ismin, sektörün gelişimi ile ilgili değerlendirmelerini de duymak isteriz. Bu konuda bize neler söyleyebilirsiniz?

Devrim EROL: Sektörümüzde muazzam bir yerlileşme ve millileşme çabası var. Biz ilk IDEA fuarlarını organize ederken Türk pavilyonunda sadece birkaç büyük şirket yer alır ve silahlı kuvvetlerin envanterindeki ürünler sergilenirdi. Şimdi artık iftihar ederek söylüyoruz; Türk pavilyonları devasa boyutlara ulaştı. Ancak elbette sanayideki gelişmelerde, “kopyala yapıştır”dan öteye geçilmeli. Temel teknolojileri de kendimiz geliştirmeliyiz. Bunun için de teknoloji üretim merkezi olan üniversitelerle özellikle KOBİ’lerin çok daha verimli çalışmaları lazım. ABD neden teknolojide ve sanayide büyük? Çünkü üniversiteler özel sektörle birlikte çalışıyor. Üniversitelerde, asistanların maaşları, devlet bütçesinden değil de gerçekleştirilen projeler üzerinden ödeniyor. Tamamen farklı bir çalışma tarzı var. Eğer biz de böyle bir çalışma tarzına gidersek teknolojiyi Türkiye’de üretebiliriz. Ama her şeye rağmen Türkiye’de bir gelişme var. Bütün kalbimle temenni ediyorum ki teknolojinin gerçekten burada vücut bulduğu, burada gelişip, burada filizlendiği bir yapıya kavuşuruz.

 

Ürünleşme KOBİ’lere Bırakılmalı

MSI Dergisi: Türkiye’de sizin gibi KOBİ konumunda bulunan birçok firma, aslında çeşitli zorluklarla da mücadele ediyor. Son olarak sektördeki KOBİ’lerin durumuna ilişkin değerlendirmelerinizi sormak istiyoruz?

Devrim EROL: Dünyada genel kuraldır; ekonomilerin omurgasını KOBİ’ler oluşturur. Dolayısıyla KOBİ’leriniz ne kadar güçlü olursa omurganız o güçlü olur ve dik durursunuz. Bu, hiçbir ülkeden ve sektörden soyutlanamaz. Bu, Türkiye için de savunma sanayisi için de geçerli. Dolayısıyla hakikaten yükü kaldıran, omurgayı tutan KOBİ’lerin bu konuda daha iyi desteklenmesi lazım. Burada, sektördeki rollerin ayrımı da önemli. Sektördeki görevi temel teknolojileri geliştirmek olan bilimsel kurumların, sadece buna odaklanması ve seri üretime esas ürün geliştirilmesi kısmını KOBİ’lere bırakması gerektiğini düşünüyorum. Onların uzmanlığı Ar-Ge; KOBİ’lerin uzmanlığı ise teknolojiyi ürüne dönüştürüp, en maliyet-etkin şekilde seri üretimini gerçekleştirmek ve elbette öncelikle kendi kullanıcımız başta olmak üzere yurt dışına satabilmek. Sektörün ileriye gidebilmesi için, bunun şart olduğunu düşünüyorum.

 

MESAN Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Erol ve Kurucu Ortağı Atila Erol’a, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdıkları ve verdikleri bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

2,044 toplam görüntüleme, 3 bugünkü görüntüleme