Söyleşi: Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir

28 Mayıs 2017

“IDEF’te, Türk sanayisinin, envantere girmiş, sahada kullanılan ve kendini ispat etmiş çözümleri sergilenecek.”

 

Türk savunma ve havacılık sanayisi, IDEF’te tüm kabiliyetlerini sergilerken, Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) da bunları, eserinin bir bölümünü tamamlamış bir sanatçının gururuyla izliyor. Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir ile IDEF’i, görevdeki 3 yılını, SSM’nin yeni stratejilerini ve önde gelen projeleri konuştuk.

 

MSI Dergisi: Sayın Müsteşarım, öncelikle IDEF kapsamında; yerli ve yabancı katılımcılara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: IDEF 2015’in üzerinden 2 yıl geçti. Bu süreçte, sektör olarak çeşitli uluslararası fuarlarda boy gösterdik, yüzümüzü dışarıya döndürdük. Bu süreçte, bazı konuklarımızı da Türkiye’de ağırladık, tesislerimizi gezdirdik, yeteneklerimizi gösterdik. Şimdi sıra, evimizdeki fuara geldi. Vakit, sektörün, kendisini ve ürünlerini en güçlü şekilde gösterme vakti. Ev sahibi rolünü üsteleneceğiz, konuklarımızı ağırlayacağız. Fuarda da sektör açısından iki önemli konu; kendini anlatabilmek ve iş geliştirme faaliyetleri için bağlantılar kurmanın yanı sıra fuar sonrası için randevular almak olacak.

Yabancı konuklarımızın bir takım endişeleri olduğunu duyuyoruz. Fuara geldiklerinde, tüm bu endişelerin yersiz olacağını görecekler. Yoğun ilgi gösteren ülkeler var. Umarım tereddüt yaşayan ülkeler de fuara gelerek Türkiye’nin dinamizmini yakından görecekler.

Sektörü ve çözümlerini, yurt dışındaki fuarlarda anlatıyoruz; ama Türkiye’yi, sektörün tesislerini ve çözümlerini gelip yerinde görmek, çok önemli fark yaratıyor, algıyı güçlendiriyor. IDEF’in, bu açıdan, hem sektörün kendisini anlatması ve göstermesi hem de özellikle yabancı konuklarımızın sektörü ve yeteneklerini anlaması için çok önemli bir fırsat olduğunu değerlendiriyorum.

 

MSI Dergisi: Sizce IDEF 2017’de, sektör, ziyaretçilere nasıl bir fotoğraf verecek?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Ürünler bazında baktığımızda, daha çok sayıda envantere girmiş ürün sergileyeceğiz. Kara konuşlu karıştırma sistemi KORAL, insansız hava araçlarımız, ATAK helikopterimiz, çeşitli zırhlı araçlar ve kalifikasyonu tamamlanmış ALTAY tankı gibi. Bu ürünleri, envantere alınmış ve sahada kullanılan, combat proven olgun sistemler olarak tanıtacağız. Kendisini ispatlamış sistemlerden bahsediyor olacağız. Kullanım tecrübelerinden bahsedeceğiz. Özetle IDEF’te, Türk sanayisinin, envantere girmiş, sahada kullanılan ve kendini ispat etmiş çözümleri sergilenecek.

 

MSI Dergisi: Belki fuar sonrası değerlendirmelerinizi alırken de bu konuyu konuşacağız ama bu aşamada, mevcut değerlendirmeleriniz ışığında, IDEF 2019 ile ilgili beklentileriniz konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: IDEF 2019’da, 2017’ye göre, daha da fazla sayıda ürünümüz envantere girmiş ve sahada kullanılıyor olacak. Asıl farkı ise o tarihe kadar elde edeceğimiz ihracat başarıları yaratacak diye değerlendiriyorum. Dolayısı ile sergileyeceğimiz ürünlerin bir bölümünün de “envantere girmiş, sahada kullanılan ve ihraç edilmiş” ürünler olacağını düşünüyorum.

İhracat kampanyaları, emek isteyen girişimler. Bazen mutlu sona ulaşabilmek için, sürekli uğraşarak bir işi “yormanız” gerekir. Biz de şu anda, bir dizi ihracat çalışmasında, işi yoruyoruz; müthiş bir tempoda çabalarımız devam ediyor. Mutlu sona çok yaklaştığımız kampanyalar var. Dolayısı ile 2019’a kadar, belli sayıda ihracat sözleşmesi imzalamış olmayı öngörüyoruz.

Bugün, yurt dışında, ürünlerimiz ile ilgili konuşurken başlıca 2 soru geliyor: Birincisi, bu ürünü Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kullanıyor mu? İkincisi, bu ürünü ihraç ettiniz mi? Dolayısı ile ihracat bizim için çok önemli.

Bir diğer fark, 2019’da, ürünlerimiz envanterde daha çok zaman geçirmiş olacağı için, kullanım tecrübeleri ile ilgili konuşabileceğimiz daha çok şey olacak. Ürünlerimizin performansını anlatabileceğimiz, gösterebileceğimiz daha çok örnek olacak.

Son olarak, teknoloji konusunda yaptığımız faaliyetlerin ve yatırımların sonucunda, IDEF 2019’da sergileyeceğimiz bazı kabiliyetlerin de özellikle uzmanların gözünden kaçmayacağını düşünüyorum.

 

Projeleri Hızlandırdık

MSI Dergisi: Nisan ayında, görevdeki 3’üncü yılınızı geride bırakıyorsunuz. Bu 3 yılın bir değerlendirmesini yapar mısınız? Geriye dönüp baktığınızda, bu süreçteki en önemli başarılar; fark yarattığınız noktalar sizce neler?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Savunma ve havacılık sanayisi dediğimizde, kamuoyunun çok net bildiği bir dizi ürünümüz var. Sokaktaki herhangi bir vatandaşımız bile MİLGEM, ATAK, ALTAY, HÜRKUŞ, ANKA gibi isimleri bir çırpıda sayabilir. Ben göreve geldiğimde, bu projeler, yaklaşık 10 yıldır gündemdeydi. İlk zamanlarda yaptığım bir konuşmada şunu söylemiştim: Biz sektör olarak her şeyi söyleyebiliriz; ama günün sonunda, son sözü TSK söyleyecek. TSK, bizim verdiğimiz herhangi bir ürünü sahada başarıyla kullandığını söylemedikçe, bizim söylediklerimizin hiçbir anlamı yok. İhracat için de aynı şey geçerli.

Dolayısı ile ilk odaklandığım konulardan birisi, adını çokça zikrettiğimiz bu ürünlerin, bir an önce sahaya çıkması oldu. Şu anda baktığımızda, ATAK helikopteri sahada, aktif olarak görev yapıyor. MİLGEM korvetleri, denizlerimizi koruyor. Yeni Tip Denizaltı Tedarik Projesi, 2009 yılından beri kangren hâline gelmişti; onu rayına oturttuk. HÜRKUŞ’u, bir eğitim uçağından, yakın hava destek uçağına dönüştürdük. Operasyon sahasında fark yaratan yeteneklerin başında gelen, silahlı insansız hava araçlarını (İHA’ları) envantere sunduk. Bu çalışma sırasında, bütün teamülleri yıktık; bir sözleşme ya da Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) kararı olmadan, daha önceki projeleri birleştirdik; firmalar da inisiyatif aldı ve silahlı İHA’lar ortaya çıktı. Bazı durumlarda, oyunun kurallarını değiştirmeden sonuç alamıyorsunuz.

Geçtiğimiz 3 yılda, sürekli vurguladığım şeylerden bir tanesi de sonuç odaklılık oldu. Sonuca gittiğiniz yolda, elinizi bağlayan şeyler olmamalı. Göreve geldikten sonra, Müsteşar imzalı tüm yönergeleri yürürlükten kaldırdım. Sırf önümüz açılsın diye. Çünkü belli bahanelere sığınacak durumumuz yok. Belki bir ürünümüzün 1 hafta gecikmesi, canlara mal olacak. Bunun hesabını veremeyiz. Prosedürü takip etmek tabii ki önemli; ama gereksiz olanlara takılmanın ya da kendimizi garantiye alacağız diye bazı şeyleri geciktirmenin vebali büyük.

Vurgu yaptığım bir diğer konu, maliyet bilinci oldu. Maliyetlerimizi mümkün olduğunca düşürmemiz gerekiyor. Bu, ihracat için de çok önemli.

Diğer bir konu ise teknoloji. Görev dönemimde gerçekleşen önemli gelişmelerden bir tanesi, Milli Savunma Bakanlığımızın diğer Müsteşarlığı çatısı altındaki, Ar-Ge ve Teknoloji Daire Başkanlığının bünyemize katılması oldu. Savunma Sanayi İçin Araştırmacı Yetiştirme Programı (SAYP) kapsamındaki projelerin sayısı arttı. Teknoloji ve sanayi ekosistemimizin genişlemesi için, Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Puanlama Sistemi (EYDEP) projesini başlattık. Anadolu’ya açılımımız da devam ediyor. Sektörün önünü açmak gerekiyor; bir tıkanmışlığa doğru gitmek üzereyiz.

Yeni bir adım olarak, SSM’nin şirketler kurması ve başka şirketlere ortak olması için çalışmalar yaptık. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) firmalarımızı da yeni şirket kurulumlarında yer almaları için teşvik etmeyi planlıyoruz. Bu konuda yakın zamanda gelişmeler görebilirsiniz.

 

MSI Dergisi: Şirket konusu açılmışken; SSM, stratejilerini uygulamaya geçirmek gibi şirket kurulumu konusuna da eğilmeye başladı ve bu kapsamda, %100 sermayesi SSM’ye ait olan Savunma Sanayi Teknolojileri (SSTEK) A.Ş. kuruldu. Kamu kuruluşlarının böyle şirketler kurmaları, Türkiye için nispeten yeni bir kavram. SSM nasıl bir model öngörüyor; şirketlerin işleyişi nasıl olacak? Bu yapının uygulamadaki ilk örneğini ne zaman göreceğiz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Öncelikle şunu belirteyim; SSTEK’in radarı hep açık olacak. Daha filizlenme aşamasında olan, ilginç fikirleri olan, belirli alanlarda istikbal vadeden veya belli teknolojilerle ilgili ön almak isteyen yapılara destek verecek. SSTEK’in amacı, asla ve asla yeni devlet şirketleri kurmak değil. Şirketlere mümkün olduğunca az hisse oranı ile -%5 ila 10 arasında olabilir- ortak olacak.  Zamanı geldiğinde de bu şirketlerden çekilebilecek. Amacımız, bu şirketlere güç vermek, onları destekleyecek projeler vermek. Sanayimiz, ancak tabandan beslenerek güçlenebilir.

Ben benzer bir tecrübeyi, THY Teknik Genel Müdürlüğüm sırasında yaşadım. 5 tane şirket kurduk. Bazıları gayet iyi bir noktaya geldi bazıları belli nedenlerle belli seviyelerde kaldı; ama sonuçta, Türkiye’de sivil havacılık alanında ürün veren şirketler oluştu. Böyle destek veren yapılar arkalarında olmazsa bu şirketlerin yaşamaları mümkün değil.

Şirket kurulumları, aynı zamanda sektördeki boşlukları dolduracak. Örneğin “test”. Bu alan, sadece bizim sektörde değil, Türkiye genelinde boş bir alan. Bu boşluğu dolduracak bir yapı gerekiyor. Türk Test adını verdiğimiz bir yapılanma, yakında faaliyete geçecek. Biz burada lider olalım, en büyük paya sahip olalım demiyoruz. Bu oluşuma, elimizden gelen desteği vermek istiyoruz.

Kamera, sensör gibi teknolojileri adresleyecek bir yapı için de çalışmalarımız var. Bu sistemlere, yılda 200 milyon dolara yakın para harcıyoruz; ama ürün geliştirme konusunda sıkıntılar var. Mesela Uydu fırlatma sistemleri için itki sistemi geliştirecek bir şirket olacak.

Aslına bakacak olursak şirket kurulumu ile ilgili girişimlerimiz, dünya genelindeki eğilimlerle de uyumlu. Tüm dünya, büyük kurumsal yapılarda çalışan; ama farklı iş fikirleri olan, dinamik çalışanların bu potansiyelinden nasıl yararlanabileceğini düşünüyor. Bu insanlar, önleri tıkalı gibi hissediyor. Onların önünü açacak mekanizmalar düşünülüyor, kurgulanıyor. Sayın Bakanımız da sıklıkla dile getiriyor: Büyük şirketlerimiz, artık entegratör olmalı; özel teknoloji alanları da akademisyenlere, araştırmacılara, özel girişimlere bırakılmalı. Böyle bir ekosistem oluşturabilirsek geleceğimizle ilgili bir sistematik ortaya çıkartabiliriz. En değerli kaynağımız insan kaynağı. Bunu israf etme lüksümüz yok. Şanslıyız ki savunma sektörü, en değerli beyinleri çekiyor.

 

MSI Dergisi: Son dönemde, bazı sektör etkinliklerinde, Türkiye’nin 2023 hedefleri kapsamında, savunma, havacılık ve güvenlik sektörleri için ortaya konan, toplam 25 milyar dolarlık ihracat hedefinin yapılabilirliği tartışılıyor. 2017 yılından baktığınızda, siz 2023 hedeflerine doğru nasıl bir yol görüyorsunuz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Bu hedefin oldukça iddialı olduğu konusunda hemfikiriz; bunu daha önce de ifade ettik. Ama bu hedefe imkânsız demek doğru değil. Çünkü bir meseleyi yordukça sonuç alabileceğimizi düşünüyorum. Sektörün önü açıldıkça ve özellikle geliştirdiğimiz platformlar hazır hâle geldikçe, ihracat rakamlarımız artacak. Bu hedef, önümüzde bir meydan okuma olarak yer almaya devam etmeli.

 

MSI Dergisi: Bu kapsamda, SSM’nin 2011-2016 Stratejik Planı’nda ortaya konulan, 2016 yılında 8 milyar dolar ciro ve 2 milyar dolar ihracat performans hedefine henüz ulaşılamamış olmasına ilişkin değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız? Bu durumdan alınabilecek dersler var mı?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Bu durumun ortaya çıkması, aslında biraz konjonktür ile ilgili. Son 3 senede bölgede yaşanan gerilimler, çalışmalarımızı etkiledi. Bazı şirketlerimiz, tam imzalamak üzere oldukları sözleşmelerden sonuç alamadılar. Şimdi, ilişkilerde tekrar bir toparlanma dönemine girdik. Henüz hacimli bir şey oluşturabilmiş değiliz. Kendimizi iyi anlatabilirsek, teknolojimizi ve kabiliyetlerimizi tanıtabilirsek, iyi sonuçlar alabileceğimize inanıyorum.

Dünya geneline baktığımızda da daha önce belirttiğim gibi, maliyet odaklılık ve pazarlama çalışmalarının sürdürülebilirliği konularında daha iyi performans göstermeliyiz. Çok sayıda kapı çalmak gerekiyor. Bugün Latin Amerika’daki, Güney Doğu Asya’daki fuarlara, bunlardan sonuç almayı beklediğimiz için katılıyoruz. Bu katılımları, ara vermeden sürdürmemiz gerekiyor.

 

MSI Dergisi: SSM’nin 2017-2021 yıllarını kapsayan Stratejik Planı, Mart ayında yayınlandı. Bu plan, sektör için hangi yenilikleri getiriyor?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Son dönemde hareketli günler geçirdik. Milli Savunma Bakanlığının ve TSK’nın organizasyonunda ve görev paylaşımında ciddi değişiklikler oldu. Bu pencereden baktığımızda, aslında stratejik planımızda bazı güncellemeler yapmamız gerekecek. Özellikle teknoloji konusuna biraz daha odaklanmak istiyoruz. Temel bilimler, Ar-Ge ve ürün geliştirme ile ilgili sınırları ve görev dağılımını, güncel gelişmelerin de çerçevesinde, daha net ortaya koymalıyız.

 

MSI Dergisi: Son dönemde, çok sayıda akademisyen, TSKGV şirketlerinin yönetim kurullarına atandı. Bu gelişmeyi siz nasıl görüyorsunuz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: TSKGV şirketlerinin yönetim kurulları, özel ilgi alanımız. Vakıf şirketleri, sektörün en büyükleri ve onların başarıları, sektörün de başarısı oluyor. SSM ne yaparsa yapsın, bu şirketlerde işler iyi gitmiyorsa sektörün geri kalanında da iyi gitmiyor olacaktır.

Akademisyenlerin göreve gelmesinde, kendi alanlarındaki bilgi birikimleri kadar, üniversite ile bağ kurabilmeleri de bir etmen. Bu şirketlerdeki yönetim, maliyet, teknoloji insan kaynakları gibi konularda, artık bir üst noktaya ulaşmamız gerekiyor.

 

MSI Dergisi: Son dönemde, gelişen ve değişen güvenlik ortamının etkisi ile gerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerekse güvenlik güçlerinin çeşitli acil ihtiyaçları ortaya çıktı. Tedarik sisteminin -SSM bakış açısı ile- bu acil ihtiyaçları öngörebilme ve karşılama performansı ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? İyileştirilebilecek noktalarla ilgili görüşlerinizi de okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Acil ihtiyaçlar, son dönemde artış gösterdi. Bunların öngörülmesi kolay olmuyor. Aslında, özellikle mühimmat gibi sarf malzemesi niteliğindeki acil ihtiyaçların SSM gündemine gelmesinin bir nedeni, SSM’de kullanılacak maddi bir kaynağın olması. Diğer taraftan, bir şeyin, acil ve hazır bir şekilde tedarik edilmesi, SSM’nin sanayileşme ve yerlileştirme politikalarının tersine bir süreç gerektiriyor. Tabii ki “Siz biraz bekleyin, biz bunu Türkiye’de geliştirelim.” diyemeyiz.  İhtiyacı karşılamak için, hızlı bir şekilde hareket ediyoruz.

SSM olarak, bu acil alım sürecinden çıkarttığımız ders; bu tür ihtiyaçları not edip, ileride bunların yerli Türk savunma ve havacılık sanayisinden tedarik edilebilmesi için gerekli çalışmaları başlatmak.

 

MSI Dergisi: 31 Temmuz 2016 tarih ve 29787 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında, Millî Savunma Bakanlığı’nın yapılandırılması çalışmaları çerçevesinde, Türkiye’nin Millî Silahlanma Direktörlüğü (National Armament Director / NAD) görevi de artık tarafınızdan yürütülüyor. Bu değişikliğin, SSM’nin çalışmalarına etkisi nasıl oldu? Konuyla ilgili değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Aslında, bu göreve henüz resmi bir şekilde başlamadım. Süreç devam ediyor. Ama şunu söyleyebilirim: Bu görev, diğer ülkelerde, bizim SSM muadili makamlar tarafından yürütülüyor. Bu görev sayesinde, NATO’da neler olduğunu, gelecek stratejilerini, silahlanma konusundaki öncelikleri, teknolojik gelişmeleri yakından takip edeceğiz. Bu süreçte daha önceden yer almamamız bir eksiklikti. Şimdi bunlardan, kendi çalışmalarımızda da yararlanacağız. Türk savunma ve havacılık sanayisinin, konuşulanların ve projelerin nerelerinde yer alabileceğini belirleyebileceğiz.

 

Projelerde Kararlılığımız Sürüyor

MSI Dergisi: Türkiye’nin geliştirdiği özgün platformların her biri ihracata çok yakın duruyor. MİLGEM korvetleri de bu platformlar arasında en önde gelenlerden. MİLGEM korvetlerinin Pakistan’a ihracatı ile ilgili son durum nedir?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Gelişmeler olumlu. Tabii, ihracat konusunda, biraz önce söylediklerim burada da geçerli. Pakistan, dost ve müttefik bir ülke ve aramızda kardeşçe bağlar var; yine de bu işi sürekli takip etmemiz gerekiyor. Çünkü Pakistan ya da başka bir ülke olsun, her yerde, önerdiğiniz ürüne benzer, daha önceden ürün satmış bir firma oluyor. Bu firma da kendi lobi ve tanıtım faaliyetlerini yürütüyor. O yüzden, tam saha pres yapmanız gerekiyor. Yerel makamlarla, kullanıcıyla, firmalarla sürekli görüşmeniz gerekiyor. İmzayı atıp avansı alana kadar hiçbir şey bitmiştir diyemiyorsunuz.

MİLGEM ile ilgili şöyle bir konu da var: Biliyorsunuz, geminin pazarlama ve tanıtım faaliyetlerini STM yürütüyor. Muhataplarımız, bazen, STM’nin bir tersanesi olup olmadığını ya da hangi tersane ile çalışacağını soruyor. Bu konularda soru işaretleri varsa bunları gidermek isterim. Konunun iki boyutu var. Birincisi, MİLGEM, bugüne kadar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi tersanesinde inşa edildi. Dolayısı ile bu geminin arkasında devlet desteği var; bizden gemi almak isteyecek dost ve müttefik ülkeye, elbette her türlü desteği vereceğiz. İkinci boyutu, sektörün gelişimi ile ilgili. Son dönemde, Milli Savunma Bakanlığının organizasyonunda bir dizi değişiklik oldu. Askeri Tersaneler Genel Müdürlüğü de kurulan birimlerden biri. Ayrıca MİLGEM projesinin devamında, İ sınıfı fırkateynlerin son 3 tanesinin özel sektör tersanelerinde inşa edilmesi planlanıyor. Şu anda da bu gemilerin hangi özel tersanelerde inşa edileceğine karar verebilmek için, önümüzdeki teklifleri değerlendiriyoruz. Tüm bu gelişmeler, bize, askeri gemi inşa sektöründe, kartların yeniden dağıtılacağını gösteriyor. Askeri gemi inşa sanayimiz, bu süreçten, çok daha güçlü ve rekabetçi olarak çıkacak.

 

MSI Dergisi: Burada bir parantez açarak, size, Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü ve Askeri Tersaneler Genel Müdürlüğü gibi yapıların kurulmasının sektörü nasıl etkileyeceğini sormak istiyoruz.

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Milli Savunma Bakanlığı altında örgütlenen askeri fabrika ve tersanelerden beklentiler; TSK’nın ihtiyaçlarını, tam ve eksiksiz olarak karşılamaları ve bunu, maliyet ektin bir şekilde yapmaları. Buna ek bir beklenti, sahip oldukları kabiliyetleri, Türk savunma ve havacılık sanayisinin ve dost ve müttefik ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak için de kullanabilmeleri.

Bundan sonra söyleyeceklerim, benim kişisel kanaatimdir. Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) kimliği ile bu görevleri yerine getirmek çok kolay değil. Bunun örnekleri var. Bence, belirli bir kapasiteye sahip fabrika ve tersanelerin -hepsinin değil-, sahipliği devlette kalmak şartı ile özel sektör tarafından işletilmesi gerekiyor. Bu, Batı dünyasında, GOCO (Government Owned Company Operated) modeli olarak biliniyor. FNSS’nin Suudi Arabistan’daki ortak girişim şirketi FNSS ME, bu modelle Suudi Arabistan devletine ait bir askeri fabrikayı işletiyor.

Biz de bir fabrika ya da tersanemizin işletmesini; performans, takvim ve kalite hedeflerini belirleyerek özel sektöre devredebiliriz. Devlet, bu işletmede, kalite kontrol elemanları ve işletmenin yönetim kurulundaki üyeleri ile denetim işlevini devam ettirebilir.

Biz, bu modeli THY’de uyguladık. THY Teknik, ayrı bir şirket ve THY, kendi tesislerinin işletmesini THY Teknik’e verdi. Bu model, hâlen başarıyla devam ediyor.

 

MSI Dergisi: ALTAY tankının seri üretimi ile ilgili değerlendirmeler ne zaman tamamlanacak? SSM, ALTAY tankının seri üretiminin devamında nasıl bir model izleyecek?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: ALTAY tankının kalifikasyon sürecinde, çok ayrıntılı ve zorlu testler yapıldı. Bunlar tamamlandı, tankımız kalifiye oldu. Teknik Veri Paketi’nin tamamlanmasını bekliyoruz. Bu arada, seri üretime yönelik teklifi aldık; bu teklif üzerinde çalıştık. Bazı yerlerini revize ettirdik. Nihai kararımızı, Mayıs ayında vermeyi planlıyoruz.

 

MSI Dergisi: ALTAY tankında da kullanılacak güç grubunun geliştirilmesi çalışmalarında son durum nedir?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Öncelikle tankın mevcut motorunun temininde bir sorun olmadığını vurgulamak isterim. Biz en başta, ALTAY tankının güç grubu geliştirme projesini, 2 farklı ekibe, aynı anda vermek istiyorduk. Fakat mevzuat nedeniyle bunu yapamadık.

Şu anda güç grubu konusunda, BMC ile yürüttüğümüz, Yeni Nesil Hafif Zırhlı Araç Güç Grubu Geliştirilmesi projesi yürürlükte. Bu projedeki gelişmelere göre hareket edeceğiz. Bu projenin devamında, tank güç grubu geliştirilmesine gidebiliriz ya da yeni ve ayrı bir geliştirme programı başlatabiliriz.

 

MSI Dergisi: TF-X’e güç verecek motorun seçimi konusunda çalışmalar ne aşamada?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Tabii bu projede de yerli bir motor kullanmak istiyoruz; ama aynı anda, hem uçağın hem de motorun yeni olması, riskleri çok fazla arttıran bir durum. İş birliği için çeşitli firmalarla görüşmelerimiz devam ediyor. Bir yandan da TEI, bir turboşaft motoru geliştiriyor. Gaz türbini konusunda, yine SSTEK üzerinden, yeni bir şirket yapılanmasına gidebiliriz. Bu konu, şuradan çıkıyor: TEI, GE’nin de ortak olduğu bir firma ve GE’nin, TEI’nin motor geliştirme gibi riskli projelere girmesi ile ilgili bazı soru işaretleri var. TEI, çok iyi bir üretim firması ve biz de GE ortaklığından son derece memnunuz. Eğer yeni motor geliştirme programları TEI’nin konsantrasyonunu bozacaksa biz ayrı bir şirket kurabiliriz.

 

MSI Dergisi: Sayın Müsteşarım, son olarak, Türkiye’nin, uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerini tedarik etme sürecindeki yol haritasında bir değişiklik olup olmadığını sormak istiyoruz size. Acil ihtiyaç kapsamında, hazır alım da gündemde. Bu kapsamda, farklı ülkelerden çözümlerin tedarik edilmesi gibi bir alternatif de söz konusu mu?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Bu proje ile ilgili söylemimiz hep aynı. Bu sistemi milli olarak geliştirmek için çalışmalara başladık. Bu çalışmamıza destek olmak isteyenlere de kapımız açık; onlarla beraber çalışabiliriz. Ürünü ortaya çıkarmamız biraz zaman alabileceği için, bu beraber çalışma sürecinde, ara bir ürünü, birlikte üretim ya da büyük kısmını ortağımızın temin edeceği bir modelde almayı tercih edebiliriz.

 

Savunma Sanayii Müsteşarımız Prof. Dr. İsmail Demir’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 

Söyleşinin, dergimizde yayımlanan haline ulaşmak için:

http://www.milscint.com/tr/files/2017/05/14_21_144-idef2017-SSM-tr.pdf

1,298 toplam görüntüleme, 1 bugünkü görüntüleme