Söyleşi: Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Söyleşi: Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş

5 Aralık 2017

Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş ile yapılan ve MSI Dergisi’nin 149’uncu sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

Türklere ait bir mühimmat kalibresi geliştirmek istiyoruz.

 

Türkiye’nin özel sektördeki ilk hafif silah mühimmat üreticisi Turaç, Milli Savunma Bakanlığı (MSB)’ndan aldığı izinlerin ardından, 24 Mayıs’ta, Sterling markalı ürünlerinin, yurt içi sivil piyasada satışına da başladı. Mühimmat pazarında uzun yıllardır faaliyet gösteren firma, ürünlerini, bugüne kadar, 48 ülkeye de ihraç etti. Firmanın; av fişeğinden, askeri mühimmat geliştirip üretmeye kadar giden bu zorlu yolculuğunu, Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş ile konuştuk.

 

MSI Dergisi: Fatih Bey, Turaç, Türkiye’deki, 9×19 mm hafif silah mühimmatını, sivil kullanıcı ile buluşturmayı başaran ilk özel şirket. Yurt içi kullanıcılar için, 5,56 mm ve 7,62 mm piyade tüfeği mühimmatı üretilmesi konusundaki çalışmalarınız da hızlı bir şekilde devam ediyor. Diğer konuların yanı sıra bunları da konuşacağız elbette; ancak, öncesinde, Turaç’ın bugünlere nasıl geldiğini kısaca anlatır mısınız?

Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş ve Yönetim Kurulu Başkanı M. Saim Altunbaş

Fatih ALTUNBAŞ: Turaç, bugün geldiği noktayı, 30 yıllık köklü geçmişine borçlu. Halen bizimle birlikte çalışmaya devam eden Babam Mehmet Saim Altunbaş tarafından 1987 yılında kurulan şirket, bugünlerine adım adım geldi. Hiçbir şey bir anda olmadı. Önce küçük bir esnaf mantığı ile yola çıkan; ama daha sonra hemen arkasından, Türkiye’de 80’li yıllardaki dışa açılımla beraber, yurt dışına çıkan ilk firmalardan bir tanesiyiz. O günlerde, Türkiye’ye ilk kez av tüfeği getiren, ilk tabancayı ithal eden firmalardan biri Turaç. Birçok konuda ilklerimiz var. Bu tip atılımların ardından, Türkiye genelinde, çeşitli ürünlerin satışının yapıldığı mağazalar açan, birçok markanın mümessilliğini yapmaya başlayan bir firmadan bahsediyoruz. Ardından 90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında, yurt dışında fason olarak mühimmat üretimi yaptırmaya başladık. Bunlar, İngiltere’de, İspanya’da, Almanya’da ve Bosna Hersek’teki fabrikalara ürettirilen ürünlerdi.

 

Daha sonra devreye bizler girdik ve şirketin, birinci kuşaktan, ikinci kuşağa devri süreci başladı. Okullardan mezun olduk, işlerin içine girdik. Bir taraftan babamın kuruluşta ortaya koyduğu vizyonu devam ettirirken, ithal ettiğimiz, yani yurt dışında ürettirdiğimiz ürünleri, kendimiz üretmeyi gündeme aldık. Bu kararlılıkla 2007 yılında başladığımız üretim serüvenimizin ilk ürünü olan av fişeğini, 2009 yılında masaya koyduk. O tarihten beri de ara vermeden üretim çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Turaç Yönetim Kurulu Başkanı M. Saim Altunbaş, şirketi kurduğu 1987 yılında.

 

Tabii ki üretime ilk başladığımızda bu seviyede değildik. Turaç, üretimde de adım adım büyüdü ve 2010 yılında, 9 mm ses fişeği, yani halk arasında kurusıkı denilen fişeklerin üretimine başladık. Arkasından, 2011 yılında hazırlıklarımızı tamamlayarak, 9×19 mm tabanca fişeğini geliştirmeye başladık ve 2012 yılında da tesis güvenlik belgemizi aldık. 2013 yılında, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM)’nün açtığı mühimmat ihalesinin bir bölümünü biz kazandık ve ilk defa, yurt içindeki bir kullanıcı, Turaç üretimi fişek kullanma fırsatı yakaladı.

Turaç’ın, kendisine ait Sterling markası altında ürettiği 9×19 Parabellum tipi tabanca fişekleri, 24 Mayıs’tan itibaren, MKEK bayileri üzerinden, yurt içinde de satışa sunuldu.

 

Bizim açımızdan son dönüm noktası da 24 Mayıs’ta, Sterling markamız altında ürettiğimiz 9×19 Parabellum tipi tabanca fişeklerinin, yurt içinde satışa sunulması oldu. Şu anda bu fişekler, mevcut yasal düzenleme gereği, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) bayilerinde satışta. Aynı markamızla ürettiğimiz 9×19 Luger tipi fişekler de 2018 yılının başında bayilerde olacak.

 

Önümüze Çıkan Her Türlü Engeli ve Zorluğu Aştık

MSI Dergisi: Bugün Turaç için, Türkiye’de, bir anlamda özel sektörün hafif silah mühimmatı üretiminin de önünü açtığı değerlendirmesini yapabiliriz. Çok ilginç tecrübeler de yaşadığınız üretim izni alma mücadelenizi, en başından itibaren biraz daha detaylı anlatabilir misiniz?

Fatih ALTUNBAŞ: Bizim için, çok uzun, zorlu ve yorucu bir yolculuktan sonra bugünlere gelebildik. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; önceki Milli Savunma Bakanlarımız İsmet Yılmaz ve Fikri Işık’ın büyük destek verdiği bu yolculukta; özellikle Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Müsteşarımız Ali Fidan, MSB Müsteşar Yardımcımız Yunus Emre Karaosmanoğlu ve MKEK Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Ahmet Taşkın’ın sayesinde, bugün, bizim mühimmatımız da MKEK bayilerinde satılır oldu. Buradan tekrar hepsine çok teşekkür ediyorum. Vizyon sahibi bu insanlar olmasaydı ve eski sistemin insafına kalsaydık bizim ürettiğimiz mühimmatın MKEK’de satılma imkânı yoktu.

Bu zorlu izin sürecine gelirsek… Her şey, EGM’nin, 2011 yılında, mühimmat ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için başlatılan tedarik sürecinde bazı aksaklıklar yaşanmasıyla başladı. MKEK tarafından yapılan çeşitli kalibrelerdeki fişek üretiminin, Türkiye’nin gelişen ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduğu fark edildi. EGM, o güne kadar normal şartlarda MKEK’nin yürüttüğü yurt dışından 9×19 Parabellum tabanca fişeği ithalatı konusuna el atarak, ilk kez mühimmat ithalatını, aldığı izinler doğrultusunda, kendisi gerçekleştirdi.

Biz de bu gelişmelerden cesaret alarak, hem yurt dışına bağımlılığı azaltmak hem de üretim kabiliyetlerimizi geliştirmek için, 9×19 Parabellum fişekleri yurt içinde üretme kararı aldık. Zaten av fişeği üretiyorduk. Özel sektör tarafından da hafif silah mühimmatı üretilmesi gerektiğine dair farkındalık oluşturmak için de ilgili herkesin kapısını çaldık; yetinmedik, gazete ve televizyonlara çıktık.

Özetle bütün argümanları kullandık ve en sonunda, %100 ihracat yapmamız ve kapsül ve barutun tamamını da MKEK’den satın almamız koşulu ile Turaç’a üretim izni verildi. Bir anlamda elimizi kolumuzu da bağlayan tüm bu şartlara o gün için evet dedik ve bu şartlar altında yola çıktık. 2012 yılında, gerekli yatırımları da yaparak, tesis güvenlik belgesi ve üretim izin belgesi sürecini başlattık. Türkiye’de bir ilki hayata geçirdiğimiz için, bu süreçte sayısız heyet gelip tesisimizi denetledi. Sağ olsunlar, biraz da onlar sayesinde, emniyetli ve güzel bir tesis kurduk.

 

EGM’nin İhtiyacı ve İlk Yurt İçi Satış

Bizim izinlerle ilgili süreci tamamlamamızın hemen ardından, yine 2013 yılında, EGM, 40 milyon adet 9×19 Parabellum fişek için, uluslararası bir ihale açtı. MKEK ve yabancı firmaların rahatlıkla girebildiği bu ihaleye, %100 ihracat şartı ile üretim izni alabildiğimiz için ilk başta giremedik. Bunun üzerine, hem o dönemki Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz hem de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Nihat Ergün ile görüşerek durumu anlattık. Yurt içinde açılan bir ihaleye yabancıların girebildiğini; ancak bizim giremediğimizi söyledik. Bakanlarımızın, durumun garipliğini görüp sürece müdahale etmesiyle birlikte, yaklaşık 48 saat içerisinde, üretim izin belgemiz yeniden düzenlendi: %100 ihracat koşulumuz kaldırıldı ve bir Türk firması olarak biz de ihaleye girebildik. İhalenin 10 milyon adetlik kısmını da biz kazandık. Fişekleri ürettik, teslim ettik ve fişekler sorunsuz kullanıldı.

Daha sonra, kapsül ve barutu MKEK’den alma zorunluluğumuz nedeniyle 2014 yılında, kapsülsüz kaldık ve üretimimiz durma noktasına geldi. Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz’a konuyu arz ettik ve onun destekleriyle bu zorunluluk da kaldırıldı ve elimizde pek çok çeşit barut ve kapsül seçeneği oldu.

 

MSB’den Alınan İzin ve Sivil Piyasaya İlk Arz

Son olarak da 2016 yılının Aralık ayında, ürünlerimizin, sivil kullanıcılara satışına da izin verilmesi konusunu, o tarihteki Milli Savunma Bakanımız Fikri Işık’a arz ettik ve bu durumun yarattığı problem sahalarını kendisine anlattık. Bunlardan ilki, kamunun yaptığı üretimin, yurt içindeki ihtiyacı karşılayamaması sebebiyle zaman zaman yurt dışından mühimmat ithal edilmesi ve kolaylıkla yurt içinde kalabilecek bir kaynağın, zorla yurt dışına yönlendirilmesi problemiydi. İkincisi de bizim, tabanca üreticilerine doğrudan fişek satamıyor oluşumuz ve dolayısıyla doğrudan bir iş birliği kurulamaması nedeniyle hafif silahların Ar-Ge süreçlerinde yaşanan problemlerdi. Anlattıklarımızı dinleyince, Bakan Işık da bize hak verdi. Bu yılın Ocak ayında da Kocaeli’de yaptığı bir konuşmada, yerli üreticinin silah ve mühimmat üretmesinin önüne koyulan %100 ihracat koşulunun kaldırılacağını; yerli üreticilerin önünün açılacağını ve kendisinin özel sektörü desteklediğini, basının da önünde söyledi. Ardından, bu konuyla ilgili olarak; Genelkurmay Başkanlığının, İçişleri Bakanlığının ve MKEK’nin görüşleri soruldu. Kurumlar arasında gerçekleşen sayısız yazışmanın ve 4 ayın ardından da nihayet Mayıs ayı sonunda, Sterling markamızın 9 mm serisinden; 9×19 Parabellum FMJ (Full Metal Jacket / Metal Zarflı Mermi) ve 9×19 Luger FMJ tipi fişeklerin satışına başlayabilmemiz için, tüm izinleri almış olduk. Aslında bizim istediğimiz, bayilere doğrudan satış yapabilmekti; ama büyüklerimiz öyle uygun gördüğü için, şimdilik satış izni, ürünlerimizin MKEK üzerinden bayilere dağıtılması şeklinde verildi.

Sterling marka 9×19 Parabellum FMJ (Full Metal Jacket / Metal Zarflı Mermi) tipi fişeğin kesiti. Mermi çekirdeği, iç taraftaki yumuşak kurşun nüveden ve dış taraftaki daha sert metal zarftan oluşuyor. Fişeğin diğer unsurları ise, kovan, sevk barutu ve kapsül.

 

MSI Dergisi: Anlattığınız bu sürecin, bundan sonraki yansımaları sizce neler olacak?

Fatih ALTUNBAŞ: Bu süreçte, mühimmat üretimi konusunda tek bir firmanın yeterli olmadığı, herkesçe anlaşıldı. MKEK ve Turaç ikilisi de kâfi değil. Bir alanda gerçek manada bir üretim var diyebilmemiz için, üretici sayısının asgari 5 olması lazım. Eğer 5 tane alternatif üreticiniz yok ise yurt dışına satış yapıyor dahi olsanız, ithalatın önünü kesmiş ve ihracat yapıyor sayılmazsınız. Bu hangi ürün için olursa olsun böyle. Bu tabanca için de tüfek için de zırhlı araçlar için de geçerli. Türkiye, bugün ciddi manada zırhlı araç üretip bütün dünyaya satıyor mu? Evet. Peki, bu alanda sadece bir Türk firması mı faaliyet gösteriyor? Hayır, birçok firmamız var. Hepsi rekabet halinde; hem içerinin hem dışarının ihtiyaçlarını karşılıyorlar. O yüzden, üretici sayısı çok önemli. Hatta mümkünse bu üreticiler, stratejik olarak Türkiye’nin ayrı ayrı illerinde olmalılar.

Turaç’ın Çankırı’daki fabrikası, 2013 yılının Temmuz ayında, dönemin Milli Savunma Bakanı Dr. İsmet Yılmaz’ın da katıldığı törenle açıldı.

 

O yüzden bu süreçte, Turaç’ın önü açıldı şeklinde düşünülsün veya algılansın istemiyorum. Bizim açtığımız bu kapıdan, başkaları da geçecek. Belki yarın, 5 tane daha mühimmat üreticisi olacak; ama onlar bizim yaşadığımız zorlukları yaşamayacaklar. Onların ürettiği fişeklerin satılmasından da biz gurur duyarız.

 

MSI Dergisi: Mühimmat sektörü her ne kadar müstakil bir sektörmüş gibi görünse de aslında hafif silah pazarı ile güçlü ilişkiler barındırıyor. Sizin yurt içi satış konusundaki miladınız, bu pazara ne şekilde etki edecek?

Fatih ALTUNBAŞ: Aslında bizim başarımızın, bu boyutu da var. Bakın, şu anda, Türkiye’de, üretim izinlerini almış olan; tüfek konusunda 120, tabanca için ise 5 tane imalatçımız var; ama yurt içinde satılan bir tane bile yerli üretim yivli tüfek yok. Türkiye’de sivile satışı yapılan, yarı otomatik veya bolt-action (kurma kollu) yivli tüfeklerin hepsi ithal. Türkiye’de üretilen Turkuaz isimli bir yivli tüfek var. Soruyorum insanlara; yurt içinde kimse bilmiyor. Ama yurt dışında satılıyor ve kullanılıyor bu tüfek. Neden? İşte, bir dönem bizim de önümüzü tıkayan %100 ihracat koşulundan dolayı. Bizim yaşadıklarımızın, silah üreticilerinin de önünü açacağını düşünüyorum. Yakında tüfek üreticimiz de tüfeğini getirip, bizi emsal göstererek, ürününün, yurt içinde satışa sunulmasını talep edebilir. Böylece, Türkiye’de üretilen yerli bir tüfek, Türk avcısı ile buluşacak. Tabii bunların olabilmesi için, siyasi iradenin bu konudaki kararlılığının devam etmesi çok önemli.

 

MSI Dergisi: Tüfek mühimmatı ile ilgili çalışmalarınız hangi aşamada?

Fatih ALTUNBAŞ: Yivli tüfeklerde de kullanılan çeşitli kalibrede mühimmat üretimi konusundaki çalışmalarımız, halen devam ediyor. Ancak bizim mühimmat geliştirmedeki esas amacımız, piyade tüfeği fişeği pazarına girebilmek. Hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarını hedefliyoruz. Yivli tüfeklerde kullanılan fişekler ile piyade tüfeği fişekleri, büyük benzerlik gösteriyor; ama piyade tüfeği fişekleri, hem çeşitlilik hem de tüketim miktarı açısından, tabanca fişeklerine veya yivli tüfek fişeklerine göre, dünya üzerinde daha büyük bir pazara sahip. O yüzden, biz de bu konuda bir adım atmaya karar verdik ve G3, AK-47 ve M16 piyade tüfeklerinin fişeklerini üretme konusunda girişimlerde bulunduk. Şu anda bu tüfeklerin kullandığı; 7,62×51 mm, 7,62×39 mm ve 5,56×45 mm çapındaki normal fişeklerin deneme üretimlerini tamamladık. MSB’den gelecek ve bizi denetlemeye tabi tutacak heyeti bekliyoruz. Denetlemeden geçersek bu alanda da üretim izin belgesini alacağız ve piyade tüfeği fişeklerini de bu yılın sonunda seri olarak üretmeye başlayacağız.

 

MSI Dergisi: Hâlihazırda ürettiğiniz fişeklerle ilgili kullanıcılardan ne gibi geri beslemeler alıyorsunuz?

Fatih ALTUNBAŞ: İki farklı taraftan aldığımız olumlu tepkiler var: Kullanıcılar ve bayiler. Kullanıcılar, bizim fişeğin kalitesinden, namlu çıkış hızından, basıncının sabitliğinden ve silahı az kirletmesinden çok memnunlar. Hatta bazıları, bir daha başka bir ürün almayacaklarını; hep bizim ürünümüzü kullanacaklarını söylüyorlar. Bayiler tarafında durum aynı. Geçmiş yıllarda bayiler, fişek temininde çok büyük sıkıntılar yaşadılar; yeri geldi, bekletildiler. Örneğin, Trabzon’dan Ankara’ya kadar gelip, 20.000 tane fişek alma hakkı varken, 2.000 tane alıp geri dönenler oldu. Kimisine, bugün olmaz haftaya gel denildi. İnsanlar, bu yaşadıklarını dilekçelere de döktüler. Önümüzün açılmasının sebeplerinden bir tanesi de budur. Bayiler, bize çok teşekkür ediyorlar ve bir alternatif oluşturduğumuzu söylüyorlar. İstediklerinde bizim fişeğimizi; istediklerinde ise MKEK’nin fişeğini aldıklarını söylüyorlar. Gördüğümüz kadarıyla, her iki firmanın ürettiği fişeğin de alıcısı var. Kimse sadece birisini almıyor.

 

MSI Dergisi: Turaç’ın yıllık fişek üretim miktarı ne kadar?

Fatih ALTUNBAŞ: Geçen yıl, toplamda, 130 milyon adet av fişeği, ses fişeği ve tabanca fişeği ürettik. Ama her yılın daha iyi olması lazım. Günlerimiz birbirine eşit olmamalı. Elbette bu yılki birinci amacımız, bu rakamı geçmek. Geçen yıla göre, en az %30 artış olacağını düşünüyorum. Sonraki yıllarda da daha iyiye doğru gideceğiz. Bugün Turaç ile alakalı herkes babama şunu soruyor: “Bu işe başlarken buralara geleceğini düşünüyor muydun?” Babam ise çok farklı yaklaşıyor ve diyor ki: “Almanya’da, Frankonia diye bir firma var; bütün Avrupa’da mağazaları var. ABD’dekiler ise yıllık olarak milyar adetlerle üretim yapıyorlar. Engellemeler olmasaydı, biz de onlar gibi; hatta daha iyi yerlerde olabilirdik.”

 

MSI Dergisi: Yurt içindeki sivil tabanca fişeği pazarın büyüklüğü nedir peki?

Fatih ALTUNBAŞ: Kesin olarak bilmiyoruz; ama yurt içi sivil piyasadaki tüketim ile MKEK’nin, her yıl, yurt dışına fason olarak ürettirdiği ortalama fişek ve kovan miktarı toplamının birbirine yakın olduğunu tahmin ediyoruz. İthal ettikleri kovan miktarı, her yıl, düzenli olarak 20 milyon. Almanya’dan da atıma hazır fişek ithal ediliyordu. Onun miktarı da her yıl, ortalama 10 ila 20 milyon arasında. Buradan yola çıkarsak bizim tahminimiz, yurt içi sivil pazarın, yıllık toplam ihtiyacının, 30 ila 40 milyon adet arasında olduğu yönünde. Biz bu yılın, 3’te 1’i geride kaldıktan sonra üretime başladık. O yüzden Turaç olarak kendi satış beklentimiz, bu yıl için, toplamda 10 milyon adet civarı. MKEK, 50 yıldır, tabanca fişeğini kendi markası ile piyasaya verdiği için, insanlarda çok ciddi manada bir alışkanlık oluşmuş durumda. Her ne kadar geçmişin alışkanlıklarını değiştirmek zor olsa da zaman içerisinde daha fazla kullanıcının bizim fişeğimizi tercih edeceğini ve satış adetlerimizin artacağını düşünüyorum.

 

 

MSI Dergisi: Yürüttüğünüz tanıtım faaliyetlerine IDEF fuarlarının ne gibi katkıları oldu?

Fatih ALTUNBAŞ: IDEF’e, ilk olarak 2011’de katıldık. 2011 yılındaki IDEF’te, temsilcisi olduğumuz, çeşitli göz yaşartıcı fişekler ve dürbünlerin dışında, fuarı, tamamen 9×19 mm tabanca fişeği üretme hayalimizi yetkililere anlatmakla geçirdik. Bu hayali, gündüz fuarda standımıza gelenlere; gittiğimiz bütün makamlara ve katıldığımız resepsiyonlarda ilgililere anlattık. O temaslar, bir anlamda bugün yaptıklarımızın altyapısını oluşturdu. 2013’teki IDEF’e de zaten, üretim izin belgemizi almış olarak katıldık. 2015’te de yine aynı şekilde bir katılım sağladık; ama daha büyük ve güzel bir şekilde. IDEF 2017’de ise deneme üretimini tamamlayarak kalifikasyon aşamasına getirdiğimiz; G3 (7,62×51 mm), AK-47 (7,62×39 mm) ve M16 (5,56×45 mm) piyade tüfeklerinin fişekleri ile seri üretimini yapabildiğimiz, 9×19 mm serisindeki; Parabellum, Luger, JHP (Jacketed Hollow Point) ve sub-sonic tipi fişekler ile plastik mermiyi tanıttık.

 

Turaç’ın Marka Bilinci ve Vizyonu

MSI Dergisi: Turaç; Sterling, Kaiser, Rottweil ve V. Sport gibi markaların da sahibi. Bize bu markalardan bahseder misiniz?

Fatih ALTUNBAŞ: Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bu markaların hiçbirini satın almadık. Markaların ismi yabancı olduğu için, zaman zaman yurt dışına lisans ücreti ödeyip ödemediğimiz soruluyor. Biz de bu markaların hepsinin bize ait olduğunu söylüyoruz. Marka ismi konusunda, birçok insandan farklı düşünüyoruz. Örneğin, birçok insan, şirket kurarken firmanın ismi olarak kendi soy adını seçebiliyor; bu ismi de firmadan markaya taşıyor. Biz bu anlayışta değiliz. Markalarımızın isimlerini, uluslararası pazarlamada sağlayacağı avantajları düşünerek, en başından özellikle böyle seçtik. Hepsini biz yarattık, hepsini tescil de ettirdik. Sadece Türkiye’de de değil. Örneğin, Orta Doğu’dan Rusya’ya, Balkanlar’dan Avrupa’ya, hatta ABD’ye kadar birçok ülkede, Sterling markası Turaç’a ait. Sadece İngiltere’de alamadık; o da markanın adının, İngiliz para birimi ile aynı olmasından.

Turaç, sevkiyatlarını, kendi bünyesindeki araç filosuyla, gerektiğinde havayolunu da kullanarak hızlı bir şekilde gerçekleştiriyor.

 

MSI Dergisi: Turaç’ın markalaşmaya yönelik bu vizyonu nasıl oluştu?

Fatih ALTUNBAŞ: İşin aslı babamın, 1985 yılında, Türkiye’de fişek fabrikası kurma girişimine kadar gidiyor. O zamanlar, resmi sebeplerden ötürü, özel bir fişek fabrikası kurmak mümkün olmamış. Bunun için arkadaşları ile beraber epey bir girişimde bulunmuşlar. Bakmışlar ki olmayacak, bir süreliğine bu hayali ertelemişler; ama vazgeçmemişler. Sonrasında, birçok markanın fişeği ithal edilmiş ve Türkiye’de satışını yapılmış. Sonra görülmüş ki giderek bu markaların bağımlısı oluyoruz ve bir de marka bizim olmazsa bir gün, başka bir distribütörle çalışılma riski var. Bu bağımlılığı ve riskleri ortadan kaldırmanın yolu da kendi markalarınızı yaratmaktan geçiyor. Böylece, daha ilk baştan bunlar düşünülmüş ve planlanmış. Ancak o zamanlar, hepsi hayalmiş; fakat bugün, o hayallerin birçoğunu gerçekleştirdik.

 

MSI Dergisi: Markalaşma stratejiniz ile ilgili başka neler söylemek istersiniz? Pazarın genişlemesi, sizin markalaşma stratejinizi nasıl etkileyecek?

Fatih ALTUNBAŞ: Bizim için en önemli konulardan bir tanesi, markalarımızın uluslararası bilinirliği. Bunu sağlamak için, ciddi manada yatırım yapıyoruz. Yurt içinde ve yurt dışındaki çok sayıda sektörel yayında yer alan reklamlarımızda, özellikle Sterling markamızı ön plana çıkarıyoruz. Bugün Turaç’ın üretim tesisleri, Türkiye’de bir noktaya ulaştı; ama bu tesis belli bir büyüklüğe eriştikten sonra, yurt dışında da tesisler kurmak istiyoruz. Ana merkezimiz hep Türkiye olacak. Mevcut markalarımızı koruyarak global anlamda bir oyuncu olmak istiyoruz. Bizim en uzun vadeli hedefimiz bu. Dünyada mühimmat işinin süper liginde, ilk 5’in arasında olmak istiyoruz. Bunun için de burada, firmadan daha çok, marka önemli. Bugün dünyanın en büyük fişek üreticilerine baktığınız zaman, çoğunun birkaç ülkede tesisi olduğunu görürsünüz. Ama hepsi tek bir marka altında üretim yaparlar ve dünya pazarının %20-%30’unu ellerinde tutarlar. O yüzden, bence burada önemli olan, marka ve ürünü, dünyanın her yerinde, belli bir kalite standardında sunmak. Bütün dünyaya kendi markamızı sunduğumuz, sattığımız zaman, zaten ülke olarak çok güçlü olacağız.

Marka bilinirliğimizi ve gücümüzü arttırmak için, geçen yıl, sadece lisanslı sporcuların katılımına açık olan “Sterling Kupası” etkinliğini düzenlemeye başladık. Bu yıl, yarışmaya 135 sporcu katıldı. Trap & Skeet yarışmalarının yer aldığı Sterling Kupası’na katılan sporculara, Sterling marka fişekler kullandırıyoruz. Hem yurt içinde hem de yurt dışında çok ses getiren bir etkinlik oldu.

 

MSI Dergisi: Sterling Kupası ile ilgili önümüzdeki yıllarda neler planlıyorsunuz?

Fatih ALTUNBAŞ: Önümüzdeki yıl için planımız, yarışmaya, yabancı sporcuların da katılımını sağlamak. Türkiye’de, bizim sporcularımızla beraber yarışacaklar. Burada amacımız, Türkiye’den olimpiyat kotası veya dünya kotası alamamış, dolayısıyla yurt dışına çıkamamış milli sporcularımızın, yabancı sporcular birlikte yarışabilecekleri bir etkinlik düzenlemek. Yabancı sporcular, ülkemizin tanıtımına çok ciddi manada katkıları da olacağını düşünüyorum.

Bir de Sterling Kupası’nı, tüm Türkiye’nin dolaşıldığı bir etkinlik şeklinde organize etmeyi planlıyoruz. Türkiye’de bir sürü atış poligonu var. Her yıl bir ilde olmaya çalışacağız. Geçen yıl Bursa’daydık; ondan önceki yıl Eskişehir’de. Belki önümüzdeki yıl, İstanbul’da veya İzmir’de olacağız.

Dünyada derece yapmış 5 sporcuyu davet edip, Anadolu’daki, yetenekli; ama imkânları kısıtlı çocuklarımızla yarıştıralım istiyoruz. Bunun hazırlıklarını şimdiden yaptık. Eğlenceli ve keyif verici bir etkinlik olacak.

 

MSI Dergisi: Böyle bir etkinlik düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?

Fatih ALTUNBAŞ: Bu fikir aslında, davetli olarak gittiğimiz ve o zamanki Kuveyt Şeyhi’nin düzenlediği, bir Trap & Skeet yarışması sırasında ortaya çıktı. Giriş ücreti olan bu müsabakaya, dünyanın her yerinden sporcu katılmıştı. Tabii birinciye ödül de veriliyordu. Böyle bir etkinlikte, müthiş bir tanıtım potansiyeli gördük.

Bu arada, Kuveyt’te, bir tane dahi fişek üreticisi yok. Bizde mühimmat bazında iki tane imalatçı, av fişeği bazında da 7 tane üretici var; ama uluslararası bir organizasyonumuz yok. Kuveyt’te böyle bir etkinlik yapılabiliyorsa bizim daha iyisini yapmamız lazım diye düşündük. Çıkış noktamız buydu.

Gerekli izinleri alabilirsek 2018 yılında, Sterling Kupası’na, tabanca müsabakalarını da ekleyeceğiz. Tabanca konusunda, IPSC (International Practical Shooting Confederation / Uluslararası Uygulamalı Atış Konfederasyonu)’nin, çok popüler bir yarışması var. Bunun Türkiye ayağını düzenleyip insanlara tanıtıp, yurt dışı için sporcu yetiştirmek istiyoruz.

Turaç’ın fabrika açılışında, Turaç Yönetim Kurulu Başkanı M. Saim Altunbaş, dönemin Milli Savunma Bakanı Dr. İsmet Yılmaz’a bilgi veriyor.

 

İhracatta 48 Ülkeye Ulaştık; Hedefimiz 40 Milyon Dolar

MSI Dergisi: Genel olarak ihracat faaliyetlerinizi anlatır mısınız?

Fatih ALTUNBAŞ: Üretime ilk başladığımızda, ihracat konusunda kendimize bir hedef belirleyebilmek için, Türkiye’de bizimkine yakın sektörlerde üretim yapan en eski firmalar kimlerdir diye araştırdığımızda, karşımıza, tüfek ve tabanca imalatçıları çıktı. Bunlar içerisinde en fazla sayıda ülkeye satış yapmayı başaran, 80 ülkeye ulaşmış. Tabii 80 ülke, silah sektöründe ulaşılabilir bir rakam; ama bizim ürünlerimizde, hem ithalat ve ihracat izinlerinin alınması onlara göre çok daha zor hem de satmaya çalıştığımız ürün, özünde bir patlayıcı. Patlayıcı madde olduğu için, bu konuda, ancak yakın bölgemize hitap edebiliyoruz. Ürünümüzü çok uzak ülkelere taşıyacak nakliyeci bulmakta, ciddi manada problem çekiyoruz. Durum böyle olunca, biz de Avrupalı firmaları araştırdık. Buradaki mühimmat imalatçılarının ülke bazında ulaştıkları rakamlar, genellikle 10 ila 25 arasındaydı. Dünyanın en büyüklerine baktık; onlarda da rekor, 35-40 civarında. Demek ki mühimmat, fişek ya da patlayıcının ulaşılabilir rakamı buymuş dedik ve kendi hedefimizi koyduk: 40 ülke.

Bunun için de canla başla çalıştık. Dünyanın her yerinde fuarlara katıldık. Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da, Orta Doğu’da ve Afrika’da pek çok fuara katıldık. Uzakdoğu hariç, her yerde fuarlara katıldık ve her yerde kendimize potansiyel aradık. 40 olan ülke hedefimizi geride bırakıp 48 ülkeye ulaşmış durumdayız. En güçlü olduğumuz pazarlar da sırasıyla Afrika, Orta Doğu, eski Doğu Bloku ülkeleri, Balkanlar ve son olarak da Avrupa.

Geçtiğimiz günlerde, yurt dışında, birbirinden farklı iki adet 5,56×45 mm M16 piyade tüfeği fişeği ihalesi kazandık. Ayrıca bugün; Avrupa’da, Balkanlar’da ve Afrika’daki pek çok ülkede, ayrıca Azerbaycan’da ve Gürcistan’da, güvenlik güçlerinin, yani polisin ve askerin kullandığı 9×19 mm mühimmat, bizim ürünümüz. Bunu nasıl sağladık? Onlar bize, kendi güvenlik teşkilatımızın, bu ürünleri kullanıp kullanmadığını sordular. “Evet” yanıtını verip iş bitirme belgelerimizi, aldığımız referansları ve sonuçları gösterdik. Bu sayede, ihaleleri kazandık.

 

MSI Dergisi: Peki ihracatta bundan sonraki hedefiniz nedir?

Fatih ALTUNBAŞ: Ülke sayısı bazında, aşağı yukarı olabilecek en son noktaya ulaştığımızı düşünüyorum. Yani birinci aşamayı tamamladık. Biz şu an ikinci aşamadayız. İhracat ciromuz, 11 milyon dolar mertebesinde. Bu rakamla savunma ihracatçıları listesinde, 19-20’nci sıralarda yer alıyoruz. Bu sıralamaya Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerini dahil etmezsek neredeyse ilk 10’a gireceğimize dikkat çekmek istiyorum.

Bizim ikinci aşamadaki hedefimiz ise 40 milyon dolara ulaşmak. Bu kolay bir hedef değil. Çok ciddi bir rakamdan bahsediyoruz. Bugün, bizim sektördeki, Avrupa’daki ve Amerika’daki büyük firmaların, “40 ülkeye nasıl ulaştınız? Hadi ona ulaştınız, ilk başta büyüme çok hızlı olur; ama büyümeniz yavaşlayacak.” dediklerini; 40 milyon dolar ihracat hedefini hayalci bulduklarını çok duyduk. Ama biz ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Önümüzdeki 5 ila 10 yıl içerisinde, 40 milyon dolar hedefini de yakalayacağımıza inanıyoruz. Çünkü ilk baştaki hedefimiz, ürettiğimizin %40’ını yurt dışına, %60’ını yurt içine satmaktı. Bu hedefi de yakaladık.

Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş, IDEF 2017 fuarı sırasında, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ı, çalışmaları hakkında bilgilendiriyor.

 

MSI Dergisi: Turaç’ın ABD pazarındaki yeri nedir?

Fatih ALTUNBAŞ: ABD pazarı açısından bakıldığında, bizim buradaki durumumuz, diğer sektörlere göre ters ve enteresandır. Mühimmat konusunda, dünyanın en büyük pazarının ABD olduğunu herkes biliyor. Ama biz, ABD pazarında yokuz. Her yere sattık; ama ABD’ye satamadık. Aslında Sterling markası altında birkaç kere ufak tefek satışlarımız oldu; ama çok küçük miktarlar. Bizim için gerçek manada satış adedi, yılda en az 10 milyon olmalı. Zaten bu rakamlar, bir pazarda varız diyebilmenin asgari adedi.

ABD’de bizimle aynı işi yapan firmaların üretim adetleri ile bizimkinin uzaktan yakından bir alakası yok. Biz adet olarak 100 milyonları konuşuyoruz; onlar milyarları. Çok büyükler ve çok eskiler. İhtiyaç duydukları her şeyi kendilerinin üretebiliyor olması da bir diğer avantajları. Biz bunları da bir şekilde aşarız, çok çalışırız; ama aradaki bu adet farklarını, yakın zamanda kapatmamız mümkün değil. Bizim, en azından yarım milyar gibi adetlere ulaşmamız lazım ki, oradaki milyar adetle üretim yapan firmayla boy ölçüşüp onun pazarına girebilelim. Açıkçası, aramızda ciddi manada lig farkı var. Avrupa’da süper ligdeyiz; ama ABD’de değiliz.

Ama kalitemize güveniyoruz; bir gün orada da vazgeçilmez olacağımıza inanıyoruz. Böyle büyümeyi sürdürebilirsek kendi markamızla orada var olacağımız günler çok uzak değil.

 

MSI Dergisi: Tabanca fişeğinde ilk ihracatı hangi ülkeye yaptı Turaç?

Fatih ALTUNBAŞ: İlk ihracatımızı, EGM’ye mal tesliminden de önce, 2013 yılında, bir Afrika ülkesi olan Burkina Faso’ya yaptık. İlk izin aldığımız yılın sonuna doğruydu. 350.000 adet gibi küçük bir miktardı; ama bizi çok mutlu etmişti. Çok heyecanlıydık; çünkü kabul muayeneleri orada ve bizden kimse olmaksızın yapılacaktı. Olumlu sonuçlar gelince, gerçekten çok sevindik. Burada yapılan ilk ciddi manadaki kabul muayenelerimiz ise Ukrayna ve Kosova’ya yaptığımız ihracatlarda oldu. İlk yabancı heyet deneyimlerimizdi. Buraya geldiler ve ciddi testler yaptılar. Bize çok şey öğretti bu testler. Ama daha sonra, EGM ve Jandarma Genel Komutanlığından gelen heyetlerde gördük ki bizimkiler kadar zorlu testler yapan yokmuş.

 

Ar-Ge için Silah Üreticileri ile Doğrudan İş Birliği Şart

MSI Dergisi: Turaç’ın, Türkiye’deki silah üreticileri ile ilişkisi nasıl?

Fatih ALTUNBAŞ: Maalesef Türkiye’deki silah üreticileri ile halen istediğimiz seviyede bir ilişki içerisine giremedik. Normalde tabancalar üretilirken ve muayene esnasında, çok ciddi manada deneme fişeği kullanılır. Biz bu deneme fişeklerini onlara veremediğimiz sürece, bizim onlarla aramızda ciddi anlamda bir iş birliği olması mümkün değil. Türkiye’deki silah üreten firmaların tamamının üst yönetimini kişisel olarak tanırım; hepsiyle çok iyi dostluklarımız var. Burada onlar için, ihtiyaç duydukları çok çeşitli mühimmat yapma imkânımız var; ama doğrudan iş birliği olmaksızın bir anlamı yok. Onların tesisine istediğimiz zaman fişeğimizi götürüp, orada onlarla beraber ateşleyebilmemiz; onların da istedikleri zaman bizim tesisimize gelip, fişeklerimizi kendi tabancalarında test edebilmeleri lazım. Ama aramızda halen, tesis güvenlik belgelerimizden kaynaklanan kalın bir duvar var. Şu an MKEK’ye verdiğimiz tabanca fişeğini oradan alabiliyorlar; ama bu sadece, duvarın boyunun alçalması demek. Duvar halen duruyor.

 

MSI Dergisi: Yurt içindeki silah üreticileri ile daha güçlü ilişkiler kurmanızın ne gibi faydaları olacak?

Fatih ALTUNBAŞ: Silah üreticileri ile daha güçlü ilişkilere sahip olmamızın ülkemiz açısından en büyük faydasını, dünyada standart olmayan fişekler geliştirdiğimiz ve denediğimiz zaman göreceğiz. Çünkü dünyadaki standart mühimmat belli. Parabellum fişeğin namlu çıkış hızı, 370 m/sn. Ancak bu, normal kullanım için tasarlanmış bir fişek. Ben bu hızı 300 m/sn de yapabilirim 450 m/sn de. Bu fişeği satamayız; ama tabanca üreticimizin ihtiyacı var. Normalden daha hızlısı da lazım daha yavaşı da lazım. Benim de onun tepkilerini görmem lazım ki beraber neler yapabileceğimizi bilelim. 9×19’u herkes biliyor; ama bugün dünyada 9×19+P diye bir fişek var. Bu +P ifadesi, fişeğin normalden %10 daha kuvvetli olduğu anlamına geliyor. Bunu üreten firma, fişeği, özel kuvvetler için tasarladığını söylüyor. İşte benim, silah üreticimle birlikte, bunu yapabilmem lazım. Fakat onlar doğrudan bizimle iletişim kuramadığı; bizden fişek alamadığı sürece, standart fişek üretmek zorundayız. Çünkü MKEK’ye verdiğimiz fişeğin, kime satılacağını bilemiyoruz. Bizim kontrolümüzde değil. Dünyada hiç olmayan, bambaşka tip bir çekirdekle ürettiğimiz bir fişeği, piyasaya sunmadan, arada aracı olmadan, silah imalatçısına verebilmemiz gerekiyor. Onun da piyasaya hiç sunmadığı, yeni geliştirdiği bir tabanca modelini, benimle beraber gelip deneyebilmesi lazım. Kendi içimizde Ar-Ge’yi bitirmeden, dışarıya çıkamayız. Halen bunun özlemi içerisindeyiz.

 

MSI Dergisi: Farklı tip fişekler üretmek Turaç’ı nereye taşıyacak?

Fatih ALTUNBAŞ: Dünya’da, 7 mm Winchester Magnum ve .308 Remington gibi çeşitli mühimmat var. 7 mm ve .308 tamam da Remington’la Winchester nedir? O mühimmatı tasarlayan adamın ismi. Dünyadaki kalibrelerin çoğunun ismi, mucitlerinin adından gelir. Türklere ait bir kalibre var mı? Maalesef yok. Biz, Türklere ait bir mühimmat kalibresi geliştirmek istiyoruz. Ancak bu kalibrenin de bir silahı olması lazım. Bize ait bir kalibrenin ve bunun silahının olabilmesi için de Türkiye’deki silah imalatçıları ile geceli gündüzlü çalışmamız gerekiyor. Gelecekte tarihe düşeceğimiz notlardan bir tanesi de umarım bu olacak. Bize ait, bizim adımızla anılan bir kalibre. Saddam Berettası gibi. Öyle bir silah gerçekten var. Yani Saddam Hüseyin icat etmemiş; ama o düşünmüş. Beretta’ya sipariş verirken, “Standart silahının şurasını şöyle burasını böyle yaptıracaksın; fişeğini şöyle yapacaksın ve sadece bana vereceksin.” demiş. Saddam Berettası’nın, 9×21 mm’lik, kendine özel bir fişeği var ve sadece Irak’ta bulunabilir. Anlamlı veya değil; ancak 9×19 Parabellum’u engelleyecek bir zırh giydiğinizde, Saddam Berettası onu delebiliyor. Bir adım daha ötede. Belki bu bir delinin aklıydı; ama biz de akıllılar olarak bir şeyler yapmalıyız. Adı ne olursa olsun; ama Türklere ait güzel bir şey olmalı.

 

Pazar Geniş ve Herkese Yer Var

MSI Dergisi: Turaç’ın yurt içindeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatih ALTUNBAŞ: Özel sektörde, bizden başka bir firma daha üretim izni aldı. Ancak 15 Temmuz’daki hain darbe girişiminden sonra, bu firmanın yöneticilerinden ve çalışanlarından bazıları gözaltına alındı. Daha sonra firma, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’na devredildi. Günlük basında yer alan haberlerden, Sarsılmaz firmasına satıldığını öğrendim. Sahibi Latif Aral Aliş Bey’i aradım ve tebrik ettim. Ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum bu satışın. Aral Bey’in bu firmayı almasına sevindim; çünkü sektörün içinden, bizi biliyor, biz onu biliyoruz. Bu işlerin ne kadar zor ve sıkıntılı olduğunun farkında olan bir insan. Kendisi de babası da sektöre pek çok noktada öncülük etmişlerdir. İlk tabanca üretim izin belgelerinin alınmasından, yine yivli tüfeklerin Türkiye’de özel sektör tarafından imalatına kadar, pek çok ilkleri vardır onların da bizim gibi. Eğer yabancı bir yatırımcı almış olsaydı, gerçekten üzülürdüm ve biraz tedirgin olurdum. Şirketin yeniden yapılanması ile ilgili zorlu bir süreç bekliyor Aral Bey’i; ama önceki başarılarına bakınca, bunu da başaracağına eminim. Orası derlenip toparlandıktan sonra, Turaç ve Sarsılmaz, Türkiye’deki mühimmat sektöründe öncü olacağız.

Bizim arkamızdan, elbette ki gelecek başkaları da olacaktır. Onlara da mesajım şu: “Sektör herkese açık. Her şeyi bizim, Sarsılmaz’ın veya bir 3’üncü firmanın yapması mümkün değil. Bu sektör bir derya, bomboş ve biz ülke olarak, burada varlığımızın olmadığının bile çok geç farkına vardık.”

 

MSI Dergisi: Yurt içindeki hafif silah mühimmat pazarı bugün hangi noktada?

Fatih ALTUNBAŞ: Pazarın boyutlarını şöyle anlatmaya çalışayım: Biz mühimmat ihraç ediyoruz; ama bunun tutarını bir tarafa koyun, karşısına da Türkiye’nin yaptığı mühimmat ithalatını koyun. Burada, ihracatın ithalatı karşılama oranı, 1/30 bile değildir. O yüzden, yapılacak çok şey var diyorum. Herkese yer var, herkese ekmek var. Pasta çok büyük. Biz bu yüzden, bugüne kadar kimseyi rakip olarak görmedik; ama geçmişte kamu tarafı, bizi rakip olarak gördü. Gücümüz yetmediği için yapamadığımız birçok şey var. Bizim yapamadıklarımızı kamu yapmalı; ama kabiliyetimiz olan şeylerde de bizim önümüzü açmalılar. Bugün hafif silah mühimmatını biz zaten üretiyoruz. Ama tank mühimmatını da üretiriz diye bir iddiamız yok. Zaten Dünya’da da tank mühimmatı üretebilen çok fazla özel şirket yoktur. Çünkü bu çok ciddi bir yatırımdır ve stratejiktir. Devlet zarar etse de etmese de elinde tutmak zorundadır. Özel sektör zarar eden bir şeyi elinde tutamaz; ama bazı şeyleri de kamudan daha verimli yapar. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Devlet kurumlarının, hafif silah mühimmatından ve hafif silah pazarından acilen çıkması lazım. Bunu da yol göstererek, know-how paylaşarak yapmalı. Enerjiyi yapılamayan şeylere harcamaları lazım. Bu yıl MKEK, yine fişek ithal etti; edecek de; ancak bu kez kovan ihtiyacı kesinlikle olmayacak. Yabancıların kapılarında beklemeyeceğiz. Hatta yurt dışından hiçbir şey getirilmese de biz ihtiyacı karşılayabiliriz; artık bu konuda, ülkemiz kimseye muhtaç değil.

 

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

Fatih ALTUNBAŞ: Son olarak şunu söylemek istiyorum: Biz, en başta, dünyanın en iyisini en makul fiyata üretmek maksadıyla yola çıktık. Bizim düsturumuz bu. En ucuz olduğumuzu iddia etmiyoruz. Ama en iyi kaliteyi en uygun fiyata veririz. Bütün planlamamızı, bu iddiadan yola çıkarak gerçekleştiriyoruz. Bizim fişeğimizin dünya piyasasında oturduğu yer de burası. Bunun yanında en çok güvendiğimiz şeyler; kadromuz, gençliğimiz, dinamikliğimiz ve yeni şeylere olan hevesimiz.

 

Turaç Genel Müdürü Fatih Altunbaş’a, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 

*Trap & Skeet: Havaya fırlatılan kilden yapılmış disk şeklinde hedeflerin, av tüfekleri ile ateş edilerek vurulması esasına dayalı spor dalı.

181 toplam görüntüleme, 3 bugünkü görüntüleme