STM, Deniz Platformlarının Tek Adresi Olma Yolunda – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

STM, Deniz Platformlarının Tek Adresi Olma Yolunda

2 Ocak 2018

MSI Dergisi’nin 153’üncü sayısında yayımlanan ve 16-17 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen 8’inci Deniz Sistemleri Semineri’ne ilişkin haber ve değerlendirmelerin yer aldığı özel dosyadaki “STM, Deniz Platformlarının Tek Adresi Olma Yolunda” başlıklı özel haber, MSI Dergisi’nin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

 

STM; MİLGEM, Pakistan Denizde İkmal Gemisi ve Pakistan AGOSTA 90B Denizaltı Modernizasyonu başta olmak üzere, son dönemde üstlendiği önemli rollerle “deniz platformlarının ana yüklenicisi” konumuna yükseldi. Firma, sürdürdüğü çalışmalarla bu rolü, yeni platformlarla genişletme yolunda ilerliyor. Etkinlik sırasında gerçekleştirilen STM sunumlarının odağında, denizaltı ve hücumbot platformları vardı.

Denizaltıların Özel Sorunlarına Özel Çözümler

Görevlerinin büyük bölümünü atmosferden izole olarak sürdüren denizaltılarda, ekipmanların çalışması sırasındaki etkilerinin yanı sıra insanların solunumu ve diğer yaşamsal faaliyetleri nedeniyle de solunabilir hava kalitesi, olumsuz yönde etkileniyor. Su altında geçirilen sürede, hava tazelemesi yapılma imkânı bulunamadığından, denizaltıdaki yaşamsal sürdürülebilirlik, yaşam destek sistemleri ile sağlanıyor. STM Lider Makine Dizayn Mühendisi (Denizaltı) Emre Öztürk, sunumunda, bu sistemlerle ilgili bilgilendirme yaptı. Öztürk, sunumunun sonunda, bu alanda çalışan ya da çalışmak isteyen firmalarla iş birliği yapmaya hazır olduklarını da vurguladı.

 

Türk Tipi Hücumbot için STM Çözümü: FAC 55

STM, Türk Tipi Hücumbot projesi için FAC 55 tasarımını öneriyor. Bu tasarımın nasıl olgunlaştığını ve bu sırada gerçekleştirilen testlerde gösterdiği performansı, ARGE Yöneticisi Hakan Altınköprü, “Denizlerde Yüksek Sürat İsteri” başlıklı sunumunda anlattı.

Projedeki yüksek sürat isteri nedeniyle STM, ilk önce bu sürati sağlayacak tekne formu üzerinde çalıştı. Bu sırada, SES (Surface Effect Ship / Yüzey Etkisi Gemisi) tasarımı da ele alındı. Katamaran bir tasarımda, iki teknenin arasında hava yastığının bulunduğu bu tip bir uygulama, gemi ile su yüzeyi arasındaki teması asgariye indirerek yükse sürate ulaşılmasını sağlıyor. Fakat STM, şu nedenlerle SES’i seçmedi:

  • Hava yastıklarının kaldırma gücünün sınırı sebebi ile teknenin taşıyabileceği faydalı yükün kısıtlı olması ve
  • Sürtünme dolayısıyla hava yastıklarının sık değişim gerektirmesi.

STM, FAC 55 için kayıcı tekne formunu seçti. Altınköprü, bu tekne formunun, özellikle farklı deniz durumlarında sürati koruyabilmek için, en uygun tasarım olduğunu vurguladı.

Yapılan havuz testlerinde, FAC 55’in, deniz durumu 3’te, 55 knot sürate ulaşabildiği görüldü.

 

STM’nin FAC 55 tekne formu, mevcut tahrik teknolojileri ile havuz denemelerinde, 60 knot sürate ulaşabildiğini gösterdi. Tasarım, yüksek deniz şartlarında test edildi ve deniz durumu 3’te 55 knota ulaşabildiği görüldü; deniz durumu 5’te ise 30 knot süratte test edildi. STM, FAC 55 için, gaz türbinlerinin aynı anda çalışabileceği COGAG tahrik sistemini seçti.

STM’nin inşa malzemesi tercihi ise çelik oldu. Altınköprü, tekne yapısında çelik kullanmayı su altındaki kayalara çarpması durumunda dayanımı ve esnemesi iyi olduğu için tercih ettiklerini ifade etti.

Hücumbot gibi iç hacmin kısıtlı olduğu bir teknede, algılayıcı ve silahları destekleyecek diğer bileşenlerin yerleşimi konusu da STM tarafından çalışıldı.

 

FAC 55, suyun altına yönelik, sonar ve torpido gibi sistemlerin dışında, bir korvet ile aynı sistemleri ve silahları taşıyabilecek. Bu kapsamda, tasarımda; 76 mm baş topu, atış kontrol radarı, 3 boyutlu arama radarı, IFF sistemi, elektronik destek istemi, HF/VHF/UHF muhabere sistemleri, seyir radarı, STAMP, elektro-optik algılayıcı, satıhtan satha füze, nokta hava savunma sistemi ve sahte hedef lançerleri yer alıyor. Hücumbot gibi iç hacmin kısıtlı olduğu bir teknede, bu algılayıcı ve silahları destekleyecek diğer bileşenlerin yerleşimi konusu da STM tarafından çalışıldı. Altınköprü, sunumunda, savaş harekât merkezinin yerleşimi ile ilgili yaptıkları çalışmaları gösterdi.

STM, teknenin radar kesit alanı gibi analizleri de tamamladı.

FAC 55, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki hücumbotlardan farklı olarak, düşük radar görünürlüğünü öne çıkartan bir tasarıma sahip.

 

Denizaltıların Geleceği ile İlgili Beyin Jimnastiği STM’den

Seminerdeki ufuk açıcı sunumlardan bir tanesi de Kıdemli Denizaltı Dizayn Mühendisi Eray Yalçın tarafından yapılan, “Konvansiyonelden e-Denizaltıya Dönüşümün Fizibilitesi” başlıklı sunum oldu.

Yalçın, sunumuna, denizaltı konseptini kısa ve öz olarak anlatan tabirin, “sessiz ve derinden” olduğunu; dizel jeneratörün ise bu tabire ters bir şekilde, gürültülü olduğunu belirterek başladı. Sunumun geri kalanında da dizel jeneratörün denizaltıdan çıkartılması durumunda, performansın nasıl etkileneceğini irdeledi.

Yalçın, gücünü sadece bataryalardan ve havadan bağımsız tahrik sistemi (Air Independent Propulsion / AIP)’nden alan denizaltıyı, e-Denizaltı olarak tanımladı. Konvansiyonel bir denizaltı, e-Denizaltı’ya dönüşürken; dizel jeneratör, bununla ilgili yardımcı sistemler ve yakıt deposu, tasarımdan çıkıyor. Sunumda konu alınan tasarımda, bu bileşenlerin ağırlığı, yaklaşık 600 ton; boşalttıkları hacim ise yaklaşık 288 metreküp.

Boşalan hacmin, denizaltının ağırlık ve sephiye gibi niteliklerini de göz önünde bulundurarak kullanılması gerekiyor. Bu alan, ek bataryalar ve AIP için kullanılabilir. Batarya konusunda, farklı enerji yoğunluğuna sahip farklı teknolojiler gündemde. Bunlar maliyetleri de etkiliyor. Denizaltıdan elenen bileşenlerle eklenenlerin maliyetleri hesaba katıldığında:

  • e-Denizaltı’da, kurşun-asit bataryalarla kullanılırsa fiyatı, konvansiyonel denizaltıdan 18 milyon dolar daha düşük oluyor. Yalnız, bu rakama, tasarım değişikliği ile ilgili çalışmaların maliyeti dâhil değil.
  • Lityum-iyon bataryalar kullanılırsa e-Denizaltı, 25 milyon dolar daha yüksek maliyete sahip oluyor. Bu rakamda da tasarım değişikliği maliyeti hesaba katılmıyor.

e-Denizaltı, elenen bileşenler sayesinde, daha az mürettebat gerektiriyor; görev süresi de daha uzun olabiliyor. Seyir siasına etki ise kullanılan bataryalar ve AIP’ye göre değişiyor (Tablo 1).

Yalçın, e-Denizaltı ile ilgili daha derinlemesine değerlendirilebilecek konuları şöyle sıraladı:

  • Konvansiyonel bir denizaltıdan nasıl türetilebileceği incelenen e-Denizaltı, sıfırdan bir tasarım olarak da ele alınabilir.
  • Yedeklilik için AIP’nin bulunması önemli; fakat batarya grupları birbirinden bağımsız hale getirilirse AIP de elenebilir. AIP elenmesi ile kazanılacak ağırlık bütçesi ise yaklaşık 300 ton.
  • Dipte kurulacak şarj istasyonları ya da yardımcı gemilerle şarj gibi çözümlerle e-Denizaltı’nın görev süresi ve siası arttırılabilir.
  • Türkiye’deki batarya teknolojileri ve batarya üretim altyapısı, e-Denizaltı’nın fizibilitesi kapsamında değerlendirilmeli.

 

 

1,625 toplam görüntüleme, 6 bugünkü görüntüleme