Sürdürülebilirliğin Lojistik Ayağında Son Durum – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Sürdürülebilirliğin Lojistik Ayağında Son Durum

8 Ağustos 2016
siteye2

M. Emre Yazıcı’nın, MSI Dergisi’nin 130’uncu sayısında yayımlanan “Sürdürülebilirliğin Lojistik Ayağında Son Durum” başlıklı makalesine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM)’nın önde gelen stratejik amaçlarından bir tanesi de “Sürdürülebilir ve rekabetçi bir savunma sanayisinin mimarı olmak”tır. 2004 yılından itibaren daha etkin bir şekilde belirlenmekte olan Türk savunma ve havacılık sanayisi politikaları doğrultusunda ortaya koyulan bu amacın hayata geçirebilmesi için bugüne kadar neler yapıldığını veya yapılabileceğini, açık kaynaklarda yer alan veriler yardımıyla irdeliyoruz.

Airbus Defence & Space (D&S), 9 Mart’ta yayınladığı basın bülteni ile önümüzdeki 7 sene boyunca, Alman Silahlı Kuvvetlerine ait 2 adet uyduyu ve bunlarla ilintili güvenli yer haberleşme sistemlerini işleteceğini duyurdu. 145 milyon avro tutarındaki bu sözleşmenin teknik detaylarından ziyade, bu hizmetin, aslında 2006’dan bu yana “sanayi” tarafından sağlana geldiği bilgisi son derece kritik. Bu haber ışığında, Türkiye’deki gelişmelere bir göz atalım.

Türkiye’de, 1985 yılında, 3238 sayılı kanunla ve “mevcut milli sanayii, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre reorganize ve entegre etmek” görevi ile kurulmuş olan SSM, 2012-2016 Stratejik Planında, savunma sanayisinin “sürdürülebilirliği”ni teminen yürüttüğü projelerde, “Ömür Devri Yönetimi”ne geçilmesine önem verdiğini açıkça belirtmektedir. Bu çerçevede, SSM;

  • Yurt içi geliştirme projeleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine kazandırılacak savunma sistemlerinde, tedarik ve kullanım dönemlerini bir bütün hâlinde ele alan ömür devri yönetimine geçiş̧ sağlanmasını ve
  • Yurt içi geliştirme projelerinde yüklenicilerin savunma sistemlerinin kullanım dönemindeki performansından ve lojistik desteğinin sağlanmasından sorumlu olacağı “Performansa Dayalı Lojistik” (PDL) modellerinin geliştirilmesini

hedeflemektedir.

Geleneksel olarak SSM, imzaladığı sözleşmelerin içine, “ilk yedekler” ve proje ile ilgili olarak TSK’nın beklentileri doğrultusunda, “depo seviyesi” kabiliyet kazanımlarını dâhil etmektedir. Zamanında, doğrudan alım modeli ile yapılan sözleşmelere göre biçimlendirilmiş bu yaklaşım çerçevesinde, üreticiler, kendi deneyimleri veya analizleri doğrultusunda belirledikleri bir takım yedek parçaları ve depo seviyesi bakımlarda kullanılacak ekipmanları, gerekli eğitimlerle birlikte sağlamakla yükümlü olmaktadır. Bu amaçla sözleşmeden ayrılan kaynak, talep edilen “depo seviyesi” kabiliyetlerin kapsamına bağlı olarak, genellikle sözleşme bedelinin %10’u ila %20’si arasında bir yere oturmaktadır. Büyük bir iyi niyetle uygulanan ve ömür devrinde bir tasarruf sağlamak amacı güden bu yaklaşım, kullanıcının, envanterine giren ürünün ayrıntılarına hâkimiyeti azaldıkça amacından uzaklaşmaktadır. TSK’nın ikmal ve bakım merkezlerinde veya fabrikalarında mevcut olan ve yalnızca tek bir parça numarası için kullanılan çok amaçlı tezgâhlar ve adedi, piyasa değerinin çok üzerinde, yüzlerce dolara tedarik edilen sarf malzemelere dair örnekler, sektörde sıkça verilmektedir. Satış sonrası tedarik edilen mal ve hizmetlerin bedeli, bazı savunma sistemlerinin ömür devrinde, ilk alım bedelinin 2, hatta 3 katına çıkabilmektedir. Yedek niteliği taşıyan malzeme ve ekipmanların üretiminde, Türk sanayisinin alması gereken yollar olduğu için, bu kaynağın büyük kısmının, bugün bile yabancı OEM (Original Equipment Manufacturer / Orjinal Ekipman Üreticisi)’lere gittiği bir gerçektir.

Sanayi Hazır

SSM’nin politikaları doğrultusunda, Türk savunma ve havacılık sanayisi, platform entegrasyonunda ciddi yollar almıştır. Ne var ki, bugün envanterde olan pek çok kara, deniz ve hava platformu, Türkiye’de tasarlanıyor ve üretiliyor olmasına karşın, bu platformlar üzerinde bulunan pek çok alt sistem, hâlâ yurt dışından tedarik edilmektedir. Bunun sebebi, teknolojik yetersizlikten ziyade, ekonomik ölçekte üretimleri mümkün kılacak ihtiyaç hacminin veya destek politikalarının yeterli seviyede olmamasıdır.

Ancak, “satış sonrası” hizmetler, muhakkak ki yedek parça tedariki ile sınırlı değildir. Bu noktada gözden kaçmaması gereken gerçek, Türk firmalarının kendi imalat hatlarından çıkan ürünler için ömür devri boyunca; bakım, idame ve işletme hizmetini verebilecek bilgi ve beceriye sahip olduğudur.

Türk savunma ve havacılık sanayisi firmalarının, tedarik sözleşmelerinde yer alan “eğitim” iş paketlerinden, gittikçe daha fazla pay almakta oldukları bir gerçektir. Ancak “eğitim” hizmeti, ürün envantere girerken ve sınırlı sürede sağlanan bir hizmettir. Sanayinin katkısının ürünün ömür devrine yayılması, “sürdürülebilirliğin” temini açısından kritik önem arz etmektedir. İmalat hatları açıkken oluşturulan becerileri sürdürülebilir kılmanın en basit yollarından biri, bu hatlarda kazanılan; imalat, montaj, test, arızacılık ve onarım gibi deneyimlerin, ürünün ömür devrinde hizmet olarak sunulabilmesidir. Türk savunma ve havacılık sanayisi firmaları, bu hizmetleri vermelerini mümkün kılacak donanım tedarik sözleşmelerini yapacak ve yönetecek birikimdedir.

Geleneksel lojistik sözleşmelerinde, “faaliyetler ve yedekler” ücretlendirilirken, PDL sözleşmelerinde, “kullanım saati” veya benzeri somut çıktılar ücretlendirilir. Bu tür sözleşmeler, her fırsatta etkinliklerini kanıtlamalarına rağmen, gerek alışkanlıkların değiştirilmesindeki güçlükler gerekse muharebe sahasında “sivil” unsurların yadırganması gibi nedenlerle yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada bir türlü yaygınlaşamamaktadır.

Oysaki hayata geçirilen örneklerden birinde, Boeing firması, C-17 nakliye uçaklarının idamesine ilişkin PDL hizmetleri sözleşmesi kapsamında, filonun hazır bulunurluğunu %86’ya çıkarırken, uçuş saati maliyetlerinde %29 bir tasarruf sağlamıştır.

Ne yazık ki, SSM’nin son 5 yıldaki faaliyet raporlarını incelediğimizde, “Yurt İçi Geliştirme” sözleşmelerinin -toplam proje hacminin altında bir ivmelenmeyle de olsa- arttığını görürken, “Hizmet” sözleşmelerinin, henüz aynı trendi yakalayamadığını tespit ediyoruz (Şekil 1).

siteye

Yine aynı raporlarda, SSM’nin, 2016 yılında, “Savunma Sanayi Ömür Devri Yönetimi Platformu” oluşturma yönündeki planlaması, bir süredir devam eden “Standart Lojistik Sözleşmesi” oluşturulması ile ilgili faaliyet dışındaki, mevcut tek somut adım olarak dikkat çekiyor.

Türkiye’de bu yaklaşımların yaygınlaşmasındaki gecikmelerin ülke ekonomisine getireceği yük; sanayi tarafında, çok uzun sürelerde ve maddi ve manevi bedellerle kazanılmış kıymetli deneyimlerin, çok kısa sürede kaybedilmesinin getireceği yükün yanında çok ufak kalacaktır.

1,248 toplam görüntüleme, 7 bugünkü görüntüleme