Tanklar ve Otomatik Doldurucular – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Tanklar ve Otomatik Doldurucular

1 Mayıs 2017

Alper Çalık MSI Dergisi’nin 140’ıncı sayısında, Tanklarda Kullanılan Otomatik Doldurucuları analiz etti.

“Tanklar ve Otomatik Doldurucular” başlıklı makaleye aşağıdan ulaşabilirsiniz.

 

Bir tankı tank yapan, ana silahı olan topudur. Bu topun doldurulma yöntemi ise tankın tasarımını ve taktik yeteneğini önemli ölçüde etkileyen bir faktördür. Başlangıçta elle doldurulan tank topları için otomatik doldurucular, İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren, bir seçenek hâlini aldı. Bazı ülkeler, ana muharebe tanklarında “otomatik doldurucu”; bazıları ise klasik yöntem olan “doldurucu personel” kullanmayı tercih ediyor. Günümüzün gelişen teknolojilerine rağmen, modern tanklarda bile hâlen bu amaçla bir personel bulundurulmasının temel sebebi ise bu yöntemin, kendine has bir takım avantajlarının oluşu.

Ülkelerin bu konudaki yaklaşımı incelendiğinde; Rusya, Polonya ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi eski Sovyet yaklaşımını benimseyen ülkelerin ve Japonya’nın, genellikle otomatik doldurucuları; ABD, Almanya, İngiltere gibi batı ülkelerinin ise doldurucu personeli tercih ettikleri görülebilir.

 

Otomatik Doldurucuların Tarihi

Otomatik doldurucu geliştirilme çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı sırasında başladı. Sistem, ilk kez 1945 yılında, 75 mm’lik topa sahip T22E1 orta tankında kullanılmak üzere, ABD’de geliştirildi. T20 ailesi orta tanklar içerisinde otomatik doldurucuya sahip olarak tasarlanan bu tank da T20 ailesinin diğer üyeleri gibi, seri üretime girmedi. Otomatik doldurucu geliştirme çalışmaları, 1940’lı ve 1950’li yıllarda devam etti; ancak bu konudaki bir sonraki büyük adım, Fransa’da, salınımlı kuleye (oscilating turret) sahip AMX-13 hafif tankının 75 mm’lik topunda kullanılmak üzere, yarı otomatik bir doldurucu üretilmesi ile atıldı (Resim 1). Daha sonra İsveç tarafından 1961 yılında üretilen ve taretsiz (kulesiz) bir tank olan Stridsvagn 103 (S-Tank)’a kadar, fazla bir ilerleme kaydedilemedi (Resim 2). Bu tank ise tam otomatik bir doldurucu ile hizmete sunulan ilk tank oldu. 1960’lı yıllarda ise ABD ve Batı Almanya tarafından geliştirilen MBT-70 ana muharebe tankı, otomatik dolduruculu olacak şekilde tasarlandı ve ilk prototipleri bu şekilde üretildi. Ancak, her ne kadar çok ümit vadetse ve döneminin çok ötesinde bir tank olacak şekilde tasarlanmış olsa da bu tankın da seri üretimine başlanmadı. Bunun temel sebebi; sürücünün de kule içinde bulunması, ayarlanabilir hidro pnömatik süspansiyon, kule içerisine gizlenebilir 20 mm uçaksavar topu gibi, pek çok yeni sistemin aynı platformda denenmesi nedeniyle, ortaya çıkan problemlerin çözülememesi ve sonuçta projenin, başta öngörülen maliyetin çok üzerine çıkmasıydı.

 

Otomatik doldurucuya ve konvansiyonel tarete sahip olan ve prototip aşamasını geçerek hizmete giren ilk tanklar ise Sovyet Rusya tarafından, 1970’li yıllarda üretilen T-64 ve T-72 tankları oldu.

 

 

Otomatik Doldurucuların Türleri

Günümüze kadar geliştirilen ve farklı çalışma prensiplerine sahip olan otomatik doldurucuları, top ile magazin (cephane rafları) arasındaki hareket özgürlüğüne göre, 3 ana kategori altında toplamak mümkün.

 

1. Hareket Özgürlüğünün Bulunmadığı Sistemler

Bu sistemlerde, topun kaidesi ile magazin arasında hiçbir hareket özgürlüğü yoktur. Diğer bir deyişle bu ikisi, birbirine göre sabittir. Alternatif sistemler içerisinde en basit olanıdır ve mühimmat açısından en az hareket mesafesi, bu sistemlerdedir ki; bu da yüksek bir atım hızı anlamına gelir. Ancak sadece belirli bir konfigürasyona sahip tanklarda kullanılabilirler ve kullanımları birden fazla kısıtı da beraberinde getirir. Söz gelimi, İsveç yapımı S-Tank’ta, bu türde bir otomatik doldurucu kullanıldı; ancak bu sadece, söz konusu tankın topu gövdesine sabit olduğu için mümkün olabildi. Bu tankın tareti olmadığı için, namlunun yükseliş ve alçalışı için tankın ayarlanabilir süspansiyonları kullanılır; namlunun dönüşü için ise gövdenin tamamen dönmesi gerekir.

Bu kategorideki bir başka otomatik doldurucu da Fransız yapımı AMX-13 hafif tankında kullanıldı. Bu tankta magazin, üst kısmı dikey düzlemde top ile birlikte dönen, yani topa yükseliş vermek için kendisi tamamen arkaya yatan bir “salınımlı kule”nin arka tarafında bulunur.

Bu kategorideki doldurucuların başka bir kullanım şekli de topun kaidesine bir mühimmat magazini bağlanması yöntemidir. Düşük namlu çapına sahip silahlarda uygulanabilecek bu yöntem, Alman yapımı deneysel Begleitpanzer tankının 57 mm’lik Bofors topu için kullanıldı ve dakikada 200 atımlık atış hızına ulaşıldı. Ancak tank kuleleri içerisindeki kısıtlı alan yüzünden, bu konfigürasyonda, mühimmat magazininin kapasitesi, yüksek çaptaki toplarda, birkaç adetle sınırlı kalır.

 

2. Kısmi Hareket Özgürlüğünün Bulunduğu Sistemler

Otomatik doldurucularda bir diğer sınıf da top ile magazin arasında, örneğin yükseliş gibi tek bir yönde hareket özgürlüğünün bulunduğu sistemlerdir. Bu sistemler de kendi içinde ikiye ayrılır.

 

2.1. Magazinin Kule Arkasında Bulunduğu Sistemler

Bu sistemlerde, Amerikan-Alman ortak tasarımı MBT-70 tankında olduğu gibi, mühimmat magazini, kulenin arka tarafındaki bir bölmeye yerleştirilir. Mühimmatın yüklenebilmesi için, öncelikle top namlusu, yükseliş sisteminden dekuple edilerek, magazinin yükleme kolu ile aynı hizaya getirilir ve bu sayede doldurma sistemi, geçici bir süreliğine, ilk kategorideki hâle dönüşür. Bu esnada namlu, tanktan tanka değişmekle birlikte, genellikle 2-3 derecelik bir açı ile yukarı doğru kalkar. Ancak mühimmat namlu yatağına bir kez sürüldükten sonra top, yükseliş sistemine tekrar bağlanır ve en son bulunduğu yükseliş ayarına gelir. Bu tip bir sistem, görece basit olmanın yanında, mühimmat kule arkasındaki bir kompartımanda saklandığı için, mühimmatın personelden tamamıyla ayrılması avantajına da sahiptir.

 

2.2. Magazinin Kule Tabanında Bulunduğu Sistemler

Bu sistemlerde, mühimmat, kule tabanında bulunur. Mühimmatın tam atım ya da mermi ve barut hakkı şeklinde iki parçalı olması durumuna göre, iki temel yerleşim şekli yaygınlık kazanmıştır:

  1. Tam atım mühimmat, dik vaziyette, dairesel bir biçimde sıralanır. Bu durum, toplu tabancalardaki mermilerin dizilişine benzer. Bu tip bir sistem için Amerikan T22E1 tankı örnek verilebilir.
  2. İki parçalı mühimmat, atlıkarınca (carousel) magazinin içinde, radyal biçimde sıralanır. Bu dizilişi, bir çiçeğin taç yapraklarına benzetmek mümkündür. Bu yöntem, sıkışık ve dar kule tabanında daha çok mühimmat depolanmasına izin verir; ancak uzunluklarından dolayı, “tam atım” mühimmat kullanılmasına izin vermez. Bunun yerine, iki ayrı parçadan oluşan mühimmat kullanılır. Burada da iki farklı uygulama mevcuttur:
    1. Rus yapımı T-72 ve T-90 tankında, sevk barutu ve mermi, tambur şeklindeki magazine, alt alta olacak şekilde yerleştirilirler ve sevk barutu üstte, mermi altta olacak şekilde, her ikisi de yatay konumdadır. Mühimmat asansörü, magazinden uygun ikiliyi alarak yukarı çıkarır. Taşıyıcı, namlu ile aynı hizaya gelince, itici kol önce alttaki mermiyi namluya sürer; ardından asansör biraz aşağı iner ve sevk barutu namluya sürülür. Dolayısıyla namluya yükleme işlemi, iki aşamalı bir biçimde yapılır.
    2. Rus yapımı T-64 ve T-80 tankında, “L” harfi şeklinde bir taşıyıcı (kaset) içerisinde, sevk barutu dikey; mermi ise yatay konumdadır. L harfi şeklindeki taşıyıcının orta noktasında, bir menteşe bulunmaktadır. Yükleme kolu taşıyıcıyı yukarı doğru kaldırırken, aynı zamanda taşıyıcının menteşeden açılarak düzleşmesini sağlar. Taşıyıcı namlu ile aynı hizaya geldiğinde, tamamen düzleşmiş durumdadır ve itici, iki parçalı mühimmatı namluya sürer. Bu sistemde, namluya yükleme işlemi tek seferde yapılır.

 

3. Tam Hareket Özgürlüğünün Bulunduğu Sistemler

Üçüncü kategorideki sistemler, top ile magazin arasında, her iki eksende de hareket özgürlüğünün bulunduğu sistemlerdir. Bu sistemlerin bir örneği, 1970’lerin sonunda, İsviçre’de yürütülen NKPz tank projesi için önerilir. Bu tasarımda, mühimmat, tank gövdesinin arka tarafına yerleştiriliyordu ve her seferinde bir adet olacak şekilde, kule tabanının altına gelip, namlu ile aynı hizaya getirildikten sonra, dönen bir kol vasıtasıyla kaldırılarak topa sürülüyordu.

Bu tip sistemlerin başka bir örneği ise İsveç tasarımı UDES-19 tank konsepti için planlandı. Bu sistemde top, tankın dışarısında duran bir kaide üzerinde döner. Mühimmat ise tank gövdesinin arkasında, dışarıdan yerleştirilmiş bir magazin içerisindedir ve tek tek, tankın dışında hareket ederek, magazinden top kaidesine gelir. Ardından mekanik bir kol, mühimmatı alıp; önce top kaidesi etrafında dönerek top ile hizaya getirir ve sonra, yukarı kalkarak mühimmatı topa besler. Bu sistemin en büyük problemlerinden birisi, mühimmatın, tankın dışında, her türlü tehdide açık şekilde çok uzun bir yol kat etmeleridir.

 

 

İki Yaklaşımın Kıyaslanması

Otomatik Dolduruculu Tanklar

Genellikle eski Doğu Bloku ülkeleri tarafından tercih edilen bu sistemlerin, pek çok avantajı mevcuttur. Bu sistemleri kullanan ana muharebe tanklarının, genelde 3 mürettebatı bulunur: Komutan, nişancı ve sürücü. Avantajları ise şu şekilde sıralanabilir:

Ağırlık: Otomatik dolduruculu tanklarda, kule hacmi daha küçük olduğu için, kulenin toplam yüzey alanı ve dolayısıyla kullanılan zırh kaplaması daha azdır. Bu da tankın ağırlığını önemli ölçüde azaltan bir etmendir. Öyle ki, günümüzde kullanılan bu tip tanklar, 45-55 ton arasında bir ağırlığa sahipken, klasik tanklar, çoğunlukla 55-70 ton arasında bir ağırlığa sahiptirler. Kuşkusuz, bu ağırlık farkında; koruma seviyesi, kullanılan alt sistemler gibi etmenler de pay sahibidir. Sonuç olarak; sağlanan bu hafiflik sayesinde, tankın, hem hızının ve kıvraklığının artması hem de yakıt tüketiminin azalması nedeniyle operasyonel menzili artar.

Tablo 1. Çeşitli Tankların Ağırlık, Yükseklik ve Doldurma Biçimleri

Otomatik Doldurucu Ülke Tank Birim Ortalama
Ağırlık Yükseklik Ağırlık Yükseklik
Var Rusya T-90 47,5 t 2,2 m 52,6 t 2,4 m
Çin Type 99 58,0 t 2,4 m
Japonya Type 10 48,0 t 2,3 m
Fransa Lecrerc 57,0 t 2,5 m
Yok ABD M1 62,0 t 2,4 m 61,0 t 2,8 m
ABD M60 57,3 t 3,3 m
Almanya Leopard 2 62,3 t 3,0 m
İngiltere Challenger 2 62,5 t 2,5 m

 

Düşük profil: Bu tip tanklarda, kule içerisinde sadece komutan ve nişancı bulunduğu ve otomatik doldurucular, personele kıyasla daima daha az yere ihtiyaç duyduğu için, kuleleri daha yassı, daha basık ya da bir başka deyişle daha incedir. Öyle ki bu tankların kuleleri, klasik tanklara göre neredeyse yarı yarıya daha ince olabilir. Bu özellik, tanka daha düşük bir profil, dolayısıyla daha az hedef gösterme kabiliyeti kazandırır. Bu da tankın, hayatta kalma şansını önemli derecede arttıran bir etmendir.

 

Yeniden doldurma hızı: Kısa sürede daha fazla atım yapabilmek, her şeyin hızlı ve ani cereyan ettiği zırhlı muharebelerde, önemli bir taktik avantaj sağlar. Bu sebeple otomatik doldurucuların en büyük avantajlarından birisi olan yüksek atım hızı, en başından beri tasarımcıların ilgisini çekmektedir. Öyle ki İsveç yapımı S-Tank’taki otomatik doldurucu, 105 mm’lik topun, dakikada 15 atım hızında doldurulabilmesine imkân sağlar. Daha konvansiyonel ve birbirine daha çok benzeyen iki tank için kıyaslama yapmak gerekirse; M1 Abrams serisinden 120 mm namluya sahip tanklarda, personel dakikada 6 mühimmat yükleyebilirken otomatik dolduruculu T-72 serisi tanklarda, bu değer dakikada 8’dir.

 

Zorlu arazide atış hızı: Otomatik doldurucular, zorlu ve engebeli arazi koşullarında, insanlar gibi etkinliklerini yitirmezler. Personel emniyet kemerleri vasıtasıyla tank içerisindeki koltuğuna kendisini ne kadar sabitlese de bozuk arazilerden geçiş sırasında oluşan sarsıntılardan ve ani dönüşlerin yarattığı merkezkaç kuvveti sebebiyle oluşan savrulmalardan, kendini sakınamaz. Bu sebeple insan, bu tip durumlarda çalışma etkinliğini kaybeder. Bunun yanında otomatik doldurucular, hemen her türlü koşul altında etkinliğini sürdürür; aynı tempoda çalışabilir ve keskinlikle istenilen mühimmat tipini namluya yükleyebilir.

 

Eğitim ihtiyacı olmaması: Otomatik dolduruculu tankların toplam personel ihtiyacı daha az olduğu için, eğitim gereksinimi de daha azdır. Bunun dolaylı bir etkisi olarak da eğitici personel ihtiyacı azalmaktadır. Dolayısıyla toplam personel ihtiyacında önemli bir azalma olmakta; bu durumda, tankların personelden kaynaklanan işletme maliyeti de düşmektedir.

 

Yaralanma riskinin olmayışı: Günümüz ana muharebe tanklarının topları, tank hareket hâlindeyken üst üste atış yapabilecek şekilde tasarlanırlar. İki atış arasında topun baktığı istikametin değişmemesi için, tankın çok etkili bir geri tepme sisteminin olması gerekir. Bunu başarabilmek için de tank topunun kundağı, hidrolik veya yaylı şok emiciye sahiptir. Yapılan atışın ardından, ağırlığı bir tonu geçen top namlusu ve kama, kulenin içerisinde çok hızlı bir şekilde hareket eder. Bu esnada, doldurucu personel çok dikkatli olmalı ve kamanın arkasından çekilmelidir. Aksi takdirde, çok büyük kinetik enerjiye sahip olan kundak tarafından ciddi şekilde yaralanabilir.

 

Klasik Tanklar

Patlamaya dayanıklılık: Otomatik dolduruculu bazı tanklarda mühimmat, kulenin tankın içinde kalan kısmını oluşturan “kule sepeti” içerisinde, bu iş için ayrılmış bir bölmede bulunur. Klasik tanklarda ise mühimmat, genellikle kulenin arka tarafında özel bir kompartımanda saklanır. Bu iki tip uygulamanın farkı, tank isabet alıp da kendi mühimmatı infilak ettiğinde kendini gösterir. Mühimmatın gövde içinde saklandığı otomatik dolduruculu tanklarda, mühimmatın infilak etmesi hâlinde, tank içinde oluşan basınç, kulenin gövdeden ayrılıp uzağa fırlamasına yetecek kadar fazladır. Çoğu zaman bu etki o kadar büyüktür ki; kuleyi, gövdenin onlarca metre uzağına fırlatabilir. Hatta bu etkiyi tanımlamak için, “Jack in the Box Effect” ifadesi kullanılır. Bu ifade, bir kutu içerisinde gizli durumda bulunan ve kutunun yanındaki kol döndürüldüğünde, bir yayın etkisiyle kutudan aniden fırlayan oyuncaklardan esinlenerek türetilmiştir.

Bununla birlikte, mühimmatını kule içinde taşıyan klasik tanklarda, bu tip patlama risklerine karşı çeşitli tedbirler alınabilir. Örneğin, Amerikan M1 Abrams tankında, mühimmatın bulunduğu kompartıman, kulenin geri kalanından, patlamaya dayanıklı zırh kapakları ile ayrılır. Bu kapaklar, mühimmat yüklenirken çok hızlı şekilde kayarak açılıp kapanabilirler. Aynı zamanda, bu bölmenin tavan kısmında bulunan kapaklar, içeriden gelecek bir basınçla kolayca açılabilecek, ancak dışarıdan gelen etkilere karşı da içeriyi koruyacak şekilde tasarlanmıştır.

 

Topun hareket sığasının fazlalığı ve tankın girebileceği mevzi çeşitliliği: Tankın var oluş amacı ve ana silahı olan top, yükseliş-alçalış hareketini gerçekleştirebilmek için, tankın kulesi içerisinde belirli bir alana ihtiyaç duyar. Bu durum, topun kamasının, yani mühimmatın topa yüklendiği ve boş kovanın toptan dışarı çıkartıldığı kısmının, kulenin içerisinde kalmasından kaynaklanır. Klasik tankların kuleleri, daha yüksek ve iç hacim bakımından daha geniş oldukları için, ufuk hizasının daha altındaki hedeflere nişan alabilirler.

Bu açısal farklılık, iki tip tank arasında, yaklaşık 5 derece kadardır. Otomatik dolduruculu tanklar, ufuk hizasının 5 derece altına kadar (-50) nişan alabilirken; klasik tanklar, ufuk hizasının 10 derece altına kadar (-100) nişan alabilirler. Bu ufak bir farklılık olarak görülebilir; ancak tankların muharebe doktrini ile birlikte değerlendirildiğinde, 5 derece daha aşağı nişan alabilmek, taktik anlamda önemli bir avantaj sağlar.

Bunun en temel sebebi ise tankların mevziye giriş şeklidir. Tanklar da tıpkı piyade gibi mevziye girer ve mevzi gerisinden atış yapar. Ancak bu büyük kütleli araçlar, ayakları üzerinde yürüyerek hareket eden ve gerektiğinde yatıp çömelerek şekil değiştiren insanların esnekliğine sahip değildirler. Bu yüzden, muharebe sahasında mevzilenebilmek için, özel arazi yapılarına ihtiyaç duyarlar ve Şekil 8’de gösterildiği gibi mevzilenirler. Tank, öncelikle hem kendisini hedefinden gizleyecek hem de yeterli eğime sahip bir arazi bulur. Ardından, hedefine doğru yaklaşır; bir başka deyişle eğimli arazide yukarı doğru tırmanır. Önce komutan periskobu, ardından da top, hedefi görecek kadar ilerler (bu esnada sırasıyla bekleme mevzi, gözetleme mevzi ve kule mevzi konumlarına geçer). Hedef, tank ile aynı yükseklikte ise tank, topunu hedefe doğru tevcih ettiğinde, top, yere paralel, ancak tank gövdesi eğimli durur. Dolayısıyla tankın topu ile gövdesi arasında, tankın bulunduğu arazinin eğimi kadar negatif bir eğim oluşur. İşte arazinin bu eğimi, tank topunun asgari alçalış açısını geçmemelidir. Yoksa tank, girdiği mevziden hedefine atış yapamaz.

Tank topunun ufuk altında ne kadar geniş bir açı görebileceği, doğrudan doğruya tankın girebileceği mevzi çeşitliliğini etkilediğinden, klasik tankların arazide mevzi bulma şansları daha fazladır.

 

Yedek personel: Her ne kadar tank içerisindeki tüm mürettebat kendi görevlerinde uzmanlaşmış da olsalar, çapraz eğitimler verilmek suretiyle bir ölçüde de olsa, her personelin verilen her görevi yerine getirebilmesi sağlanabilir. Dolayısıyla doldurucu, gerektiğinde hem şoför hem de nişancı olabilir; bu da personelden herhangi biri görevini yapamaz duruma geldiğinde, tank içerisinde bir yedeğinin bulunması anlamına gelir.

 

Lojistik ihtiyacının daha az oluşu: Tank içerisindeki mekanik parçaların az olması, arıza yapacak parçaların da daha az olması anlamına gelir. Bunun bir sonucu olarak da tankların bakım ihtiyacı azalır; dolayısıyla gayri faal durumda bulundukları süre kısalır. Aynı şekilde, söz konusu bakım ve onarımları yapacak personel sayısı ve dolaylı olarak bu personelin eğitimi ile ilgili maliyetler de azalır. Yine aynı şekilde, yedek parça tedarik maliyetleri, tedarik süreleri ve elde tutulan yedek parçadan kaynaklanan stok maliyetleri de azalır.

 

Kaynakça

  • Macksey, Kenneth, Tank Versus Tank, London: Grub Street, 1999.
  • Miller, David, Tanks Of The World, London, Salamander Books, 2004.
  • Ogorkiewicz, Richard M. Technology of Tanks I, Jane’s Information Group, 1991.
  • Tucker, Spencer C., TANKS: An Illustrated History of Their Impact, Santa Barbara, California, ABC CLIO, 2004.
  • Worldwide Equipment Guide, TRADOC DCSINT Threat Support Directorate.
  • Zaloga, Steven J. M1 Abrams vs T-72 Ural: Operation Desert Storm 1991, Oxford, Osprey Publishing, 2009.

 

Makalenin, dergimizde yayımlanan haline ulaşmak için:

http://www.milscint.com/tr/files/2017/04/74-83-msi-140-OtomatikDoldurucular.pdf

1,546 toplam görüntüleme, 2 bugünkü görüntüleme