Zırhlı Muharebe Araçlarında Otomatik Toplar ve Mühimmat – MSI Dergisi: Türk Savunma ve Havacılık Sanayisinin Güncel Referans Bilgi Kaynağı ve Yenilik Habercisi

Zırhlı Muharebe Araçlarında Otomatik Toplar ve Mühimmat

2 Ağustos 2016
Styrker fra Brigade Nord i Hæren deployerer til Finnmark, under øvelsen Bifrost. Her sees Hærens nye og oppgraderte CV90 stormpanservogn, i Alta.
 / During the exercise Bifrost in northern Norway

Oykun Eren’in, MSI Dergisi’nin 128’inci sayısında yayınlanan makalesine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Soğuk Savaş döneminden itibaren, 25 mm ila 40 mm arasında kalibrelere sahip hızlı atımlı otomatik topların, paletli ve tekerlekli Zırhlı Muharebe Araçlarının (ZMA’ların) ateş gücü yeteneğini oluşturduğunu görmekteyiz. Çok amaçlı bu silahlar, birçok görev tipinin ihtiyaçlarına cevap vermeleri sayesinde, tercih sebebi olmayı sürdürmektedir.

Otomatik topların ilk kullanımı, araç uygulamalarından ziyade, uçaksavar ve uçak silahları olarak başlar. Taşınabilir tam otomatik makinalı tüfeğin mucidi Hiram Maxim tarafından 1880’lerin sonlarında tasarlanan ve atış esnasında çıkardığı sesten ötürü “pom-pom” olarak bilinen 37 mm kalibre QF 1-pounder, otomatik topların ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir. 1 pound’luk barut ile sevk edilen patlayıcı mermilerini, dakikada 200 atım hızla ateşleyen bu silah, Birinci Dünya Savaşı esnasında, İngilizler tarafından, Londra’ya sık sık baskınlar düzenleyen Alman zeplinlerine karşı kullanılır.

İkinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde ise Oerlikon 20 mm ve Bofors 40 mm gibi otomatik toplar, uçaksavar rollerinde yoğun olarak kullanım görmeye başlar. Ancak kullanımları bununla sınırlı kalmaz. Otomatik toplar, aynı dönemde, savaş uçaklarında da tercih sebebi olmaya başlar.

Otomatik topların zırhlı araçlarda ilk kullanımı ise İkinci Dünya Savaşı öncesindeki yıllarda gerçekleşir. Alman Panzer II hafif tankının ana silahı olarak 20 mm’lik KwK 30 ve KwK 38 otomatik topu kullanılmaya başlanır. Yine Almanların keşif amaçlı kullandıkları 4, 6 ve 8 tekerlekli zırhlı araçların da birçoğunda, yine otomatik top uygulamalarına rastlamak mümkündür.

İkinci Dünya Savaşı’nda bazı örnekleri bulunmakla beraber, Soğuk Savaş ile birlikte ortaya çıkan zırhlı personel taşıyıcı (ZPT) araçları ya da diğer adı ile muharebe sahası taksileri, batıda Federal Almanya tarafından geliştirilen ve 1958 yılında envantere giren Schützenpanzer Lang HS.30 (Schützenpanzer SPz 12-3) ve doğuda ise Sovyetler Birliği tarafından geliştirilen ve 1966 yılında envantere giren BMP aracı ile yerlerini yeni tip bir araca devrederler: Zırhlı Muharebe Araçları. ZMA’ları muharebe sahası taksilerinden ayıran en önemli özellik, bu araçların sahip olduğu ateş gücüdür. Bu ateş gücü sayesinde, artık zırhlı piyade araçları, sadece askerleri taşıyan platformlar olmaktan çıkıp; piyadeye ateş desteği sağlayan ve düşman araçlarını imha edecek yeteneğe sahip araçlar hâline gelir. ZMA’ların bu devrimsel gelişiminde, şüphesiz yüksek atım süratli otomatik toplar, en önemli paya sahiptir.

Zırhlı araçların, Soğuk Savaş döneminde sıklıkla kullanılan 12,7 mm ve 14,5 mm ağır makinalı tüfeklerden daha etkili silahlar ile teçhiz edilmesi, 50’li yılların sonları ve 60’lı yılların başlarına tekabül eder. Aslında bu değişim, temel olarak piyade sınıfının mekanize hâle getirilmesi eğiliminin bir parçası olarak ortaya çıkar. Mekanize piyade araçlarında kullanılacak silah sisteminden temel beklenti, piyadeye atış desteği sağlamasıdır. Yine Soğuk Savaş döneminde yoğun şekilde gündemde olan taktik nükleer silahlar ile kirletilmiş muharebe sahasında piyadenin savaşabilmesinin tek yolu olarak görülmektedir ZMA’lar.

Otomatik toplar, yüksek patlayıcılı veya zırh delici tipte mühimmatı, yüksek atım hızı ile hedefe sevk edebilen otomatik silahlar olarak tanımlanmaktadır. Kalibre olarak da makinalı tüfekler ile sahra topları, obüsler ve tank ana silahları arasında yer alırlar. Genellikle 20 mm ila 57 mm arasında kalibredeki hızlı atımlı toplar, otomatik top olarak kabul görür.

Batıda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, otomatik topların kara araçlarına ilk uygulamaları, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, uçaksavar ya da uçak kullanımı için geliştirilen silahların, kara araçlarına entegrasyonu şeklinde başlar. İlk kule uygulamalarının, 20×139 mm’lik mühimmat kullanan Hispano Suiza HS-820 ya da aynı silahın ABD’de kullanılan tanımı ile M139 otomatik topu ile teçhiz edilen Alman SPz 12-3 ve Amerikan M114 keşif araçlarında olduğu görülür.

Sovyetler ise o dönemde farklı bir yaklaşım izleyerek aslında ilk piyade ZMA olarak kabul edilen
BMP-1 aracında, yarı otomatik, 73 mm’lik bir top olan 2A28 silahını kullanırlar. Bu durum, ikinci kuşak BMP aracında ise değişir. Ruslar da dünyadaki otomatik top kullanımı eğilimini, BMP-2’de kullanılan 30 mm’lik 2A42 silahı ile yakalarlar.

1

ZMA’lardan Beklentiler Artar

ZMA’lara yüklenilen görevler, geleneksel olarak; birliklerin muharebe sahasındaki kritik noktalara zırh koruması altında nakli, araçtan inen piyadeye, harekâtı esnasında ateş desteği sağlamak ve düşman birlik ve zırhlı araçlarına taarruz olarak ifade edilir.

Ancak ZMA’lar, zamanla muharebe sahasında esnekliklerini ispatlar ve farklı görevler üstlenmeye başlarlar. Zırhlı keşif; düşman keşif harekâtını önleme; konvoy koruma; barışı sağlama ve koruma; sınır güvenliği; asimetrik muharebe ve şehir muharebeleri, ZMA’lara biçilen yeni görevler arasında sayılabilir.

Bu görevlerin her biri, farklı ateş gücü yeteneklerine ihtiyaç duyabilmektedir. Bu ihtiyaç ise kullanılan silahın da farklı tip hedeflere karşı yüksek etkinliğe sahip olması gereksinimi ortaya koymaktadır.

Otomatik top ve kalibre seçiminde kritik faktörler, aşağıdaki şekilde ifade edilebilir:

  • ZMA için belirlenen görevler ve bu görevlerin icra profilleri,
  • Silah ve kalibrenin etkinliği;
    • Tehdit olarak kabul edilen araçlara karşı zırh delebilme performansı,
    • Yüksek patlayıcılı mühimmat için birim mühimmatın sağladığı tahrip alanı,
  • Silah ve mühimmatın saçılım karakteristiği;
  • Silahın ağırlığı ve boyutları,
  • Mühimmatın ağırlığı ve boyutları ve
  • Silahın çalışma prensibi ve mühimmat beslemesi.

Farklı Hedeflere Etkinlik için Çift Mühimmat Besleme

Zırhsız ve hafif zırhlı araçlar, açıktaki ve mevzideki piyade, bina, korugan, helikopter ve insansız hava aracı (İHA), otomatik toplar için muharebe sahasında karşılaşılabilecek hedefleri oluşturmaktadır. Bu listeye ilk bakışta, hedeflerin çok farklı tabiatta oldukları hemen görülmektedir. Bu farklı hedef yelpazesine karşı etkili olabilecek tek bir ortak mühimmat çözümü bulunmadığı aşikârdır. Bu durum, otomatik topların, farklı tip mühimmat ile beslenebilecek ve bu mühimmatı ateşleyebilecek yeteneğe sahip olmaları gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

Diğer bir önemli husus da ZMA’ların, muharebe esnasında, bu farklı hedeflerle karşılaşma ihtimallerinin çok değişken olduğudur. Araç, muharebe esnasında piyadeye ateş ederken, aniden karşısına çıkabilecek bir düşman ZMA’sını da hızlı şekilde etkisiz hâle getirmek zorundadır.

Bu iki temel ve kritik gereksinim, manuel olarak (elle) beslenen silahların aksine, hızlı atımlı otomatik topların, çift mühimmat besleme sistemi yeteneğine sahip olmaları zorunluluğunu ortaya koymuştur. Çift mühimmat besleme sistemi yeteneği sayesinde, kulede çift bölmeli bir mühimmat kutusuna yüklenen ve buradan silaha beslenen iki farklı tip mühimmat arasında hızla değişim yapılarak; seçilen mühimmatın hedefe sevk edebilir hâle gelmesi sağlanır.

Soğuk Savaş döneminde, muharebe araçlarına ilk olarak uygulanan HS-820/M139 veya daha sonra Rheinmetall KAD olarak adlandırılan silah, bu yeteneğe sahip değildir. Bundan dolayı, 70’li yılların başlarında, Rheinmetall, 20 mm Rh202 ve GIAT (bugün Nexter) da 20 mm M693 silahlarını, Alman Marder, Luchs ve Wiesel ve Fransız AMX-10P araçlarında kullanılmak üzere geliştirirler. Rh202 ve M693 silahlarının her ikisi de 20×139 mm mühimmata göre tasarlanmıştır. Günümüzde, Rh202 20 mm otomatik topu, Alman Wiesel hafif zırhlı araçlarında hâlen kullanımdadır.

Otomatik Toplarda Kullanılan Kalibreler

Günümüzde, otomatik toplarda kullanılan kalibreler, 25 mm ila 40 mm arasında değişmektedir. Kalibreler, genellikle mermi çapı ve kovan uzunluğundan oluşan iki parametre ile tanımlanmaktadır. Tablo 1’de otomatik toplarda kullanılan mühimmat ve bunların boyut ve ağırlıkları verilmektedir.

Bu yazı kapsamında, modern ve günümüz yeni nesil zırhlı muharebe araçlarında tercih edilen silahlar ve dolayısıyla o silahlarda kullanılan kalibrelerdeki mühimmat incelenmektedir. Şöyle ki; 30 mm kalibreye bakıldığında, bu yazıda incelenen 30×173 mm kalibre dışında, İngiliz Warrior ve FV107 Scimitar araçlarında tercih edilen 30 mm L21 Rarden topunun kullandığı 30×170 mm veya Rus BMP-2 ve BTR-90 araçlarında tercih edilen 30 mm 2A42 topunun kullandığı 30×165 mm mühimmat kapsam dışında bırakılmıştır.

2

Mühimmatın Etkinliği

Günümüzde orta kalibre otomatik toplar için, temel olarak 4 ana tip mühimmat kullanılmaktadır:

  • YP / HEI, Yüksek Patlayıcılı – Yangın Etkili Mühimmat
  • ZD /APFSDS, Zırh Delici Sabot Mühimmat
  • FAPDS, Parçacık Etkili Sabot Mühimmat
  • KETF / PABM, Programlanabilir – Havada İnfilaklı Tip Mühimmat
  • HEDP / Yüksek Patlayıcılı – Çift Maksatlı Mühimmat

Bu mühimmat tiplerini kısaca inceleyecek olursak; YP mühimmat, içerisinde patlayıcı ve uç kısmında bir tapa bulunduran mühimmat tipi olarak özetlenebilir. İçerisinde, genellikle Hexal P30 ya da türevi patlayıcı bulunmaktadır. Uç kısmında bulunan tapa, mühimmatı çarptığı noktada infilak ettirmektedir. Tahrip etkisi açısından bakacak olursak, içerisinde yaklaşık 30 g patlayıcı bulunduran 25 mm YP mühimmat, infilak ettiğinde, 5 m yarıçaplı bir alanda, parçacık tahribatı oluşturmaktadır. Yüksek patlayıcılı mühimmatta önemli parametreler, içerdiği patlayıcı miktarı ve tapa tipidir. Şekil 1’de, çeşitli kalibrelerdeki YP mühimmatların patlayıcı miktarları görülebilmektedir.

3

30 mm yelpazesinde, AH-64 Apache helikopterlerinin otomatik topunda; kara uygulamaları için geliştirilen M230LF silahının 30×113 mm kalibredeki mühimmatında kullanılan mühimmatın bir türevi kullanılmaktadır. Bu; HEDP mühimmatını temel alan, nokta infilaklı tapaya sahip bir YP mühimmat olmakla beraber; içerisinde bir çukur imla konisi bulundurmaktadır. Bu sayede HEDP mühimmat zırh delici etkiye de sahip olmaktadır.

Günümüzde, zırh delici mühimmat, tam kalibre tipinden, Kanatçık Dengeli Zırh Delici Sabotlu (APFSDS) tip mühimmata dönüşmüş durumdadır. Bu mühimmat, namluyu terk ettikten sonra, hedefe giden merminin çapının, namlu çapına göre oldukça küçük olması nedeniyle alt kalibre (sub-caliber) mühimmat olarak da adlandırılmaktadır.

ZD mühimmatı, patlayıcı içermeyen ve yüksek yoğunluğu ve yüksek sürati dolayısıyla yüksek bir kinetik enerjiye sahip bir çubuk ya da ok ile hedefin zırhını delme prensibine göre çalışan bir mühimmat tipidir. Hedef üzerindeki delici etki, genellikle yüksek yoğunluğundan dolayı, tungsten veya seyreltilmiş uranyumdan imal edilmiş; arka kısmında denge için kanatçıklara sahip, ok şeklinde bir çubuk tarafından oluşturulur. ZD mühimmat için, namlu çıkış hızı, çok önemli bir parametredir. Mühimmatın sahip olduğu kinetik enerji, hızın karesi ile arttığı için, çıkış hızındaki ufak bir artışın enerjideki etkisi, oldukça yüksektir. Tablo 2’de, faklı kalibre mühimmatın namlu çıkış hızları gösterilmektedir. ZD mühimmat içerisindeki ok şeklindeki çubuğun uzunluğu ve çapı ile yoğunluğu ve dolayısıyla kütlesi, doğrudan delinebilecek zırh kalınlığını belirleyen parametrelerdir.

4

FAPDS tipi mühimmatta ise kinetik enerji ile zırhın penetre edilmesinin yanı sıra bir de merminin zırhı deldikten sonra parçacıklara ayrılması ile oluşturulan parçacık tesiri de bulunmaktadır. FAPDS mermi, çarptığı ilk plaka ve ardından eğer varsa çarpacağı her tabakada parçacıklara ayrılarak hedefin içerisine yüksek tesirli bir parçacık bulutu girmesini sağlamaktadır. FAPDS mühimmat, gerek patlayıcı içermemesi gerekse de hem zırh delici; hem de parçacık etkili tahrip mekanizmaları ile birçok farklı hedef tipine karşı etkili olmaları nedeniyle son yıllarda tercih sebebi olmaya başlamış durumdadır.  FAPDS mühimmatın, YP mühimmata göre diğer bir üstünlüğü de hem namlu çıkış hızının daha yüksek olması hem de merminin hedefe uçuşu esnasındaki hız kaybının daha az olmasıdır. Bunu bir örnek ile ifade etmek gerekirse 30 mm YP mühimmatın yaklaşık 3 km mesafedeki bir hedefe ulaşması 3,6 saniye sürmekteyken, aynı kalibre FAPDS mühimmat, yine aynı menzildeki hedefe, yaklaşık 2,2 saniyede ulaşmaktadır. Bu durum, özellikle hareketli hedeflere atış esnasında avantaj teşkil etmektedir.

FAPDS mühimmatın diğer bir önemli özelliği de hem YP mühimmatın hem de belirli bir seviyeye kadar ZD mühimmatın ortak özelliklerini taşımasıdır. YP mühimmat, ZMA gibi zırhlandırılmış hedeflere genellikle etkisiz kalırken FAPDS mühimmat, rahatlıkla bu hedeflerin büyük kısmının zırhını delebilmektedir.

Son yıllarda, orta kalibre otomatik toplarda kullanılmaya başlanan en önemli yeniliklerden biri, havada infilak eden, programlanabilir mühimmat ya da ABM (Air Burst Munition) kullanımıdır. Bu mühimmat ile duvar ve benzeri sütre arkasında bulunan hedeflere karşı etkinlik sağlanmaktadır. ABM’nin diğer bir üstünlüğü de açıktaki piyade ve mevzi arkasında gizlenmiş tanksavar takımlarına karşı etkinliğidir. Bu mühimmat, aynı zamanda, hafif zırhlı araçlara karşı da kullanılabilmektedir. 30 mm ABM kullanılarak gerçekleştirilen testler sonucunda, bu mühimmat ile BTR serisi araçların zırhlarının da delinebildiği gösterilmiştir.

Aslında ABM konsepti, ilk olarak uçaksavar mühimmatı için ortaya çıkmıştır. Oerlikon’un AHEAD mühimmatı, hava savunma amaçlı kullanılan ilk ABM’lerden biridir.

Günümüzde ABM’ler için, temel olarak iki yaklaşım ele alınmaktadır. Bunlardan birincisi, AHEAD örneğinde olduğu gibi, şarapnel metodu kullanımıdır. Bu tip mühimmat, içerisinde oldukça küçük çaplı mermiler taşır ve bu mermiler, belirlenen noktaya gelindiğinde, ana mühimmattın uçuş yolunu takip edecek şekilde saçılırlar. Taşınan mermiler, tahrip etkilerini, tamamen taşıyıcı mühimmatın hızından alırlar. Diğer yaklaşım ise sevk edilen mühimmatın içerisindeki patlayıcının istenilen noktada infilak ettirilmesi sonucu, mermiyi çevreleyen metal kovanın parçalanmasıyla elde edilen tahrip ve parçacık etkisine dayanır. Burada parçacıklar, patlama enerjisi ile kazandıkları hızla saçılırlar.

Otomatik toplar için ABM geliştirilmesi konusunda, Oerlikon ya da yeni adıyla Rheinmetall, General Dynamics Ordnance and Tactical Systems (GD-OTS) ve ATK firmaları çalışmalar yapmaktadır.

Oerlikon’un AHEAD sistemi; topun namlu ucuna monte edilen 3 sargılı bir programlama cihazı ile hedefini şarapnel etkisi ile tahrip eden ve programlanabilen bir tapaya sahip mermilerden oluşmaktadır. Ateşlenen her bir merminin hızı ölçülür ve bu hıza göre belirlenen mesafede merminin infilak etmesi için gerekli bilgi, namlu çıkışındaki programlayıcı sayesinde, tapaya programlanır. İstenilen menzile ulaşıldığında, düşük güçlü bir patlayıcı, 162 adet 1,25 g kütleli tungsten parçacığı, ileriye doğru konik bir düzen içerisinde saçar.

ATK ve GD-OTS’nin ABM sistemlerinin her ikisinde de topun besleyicisinde bulunan bir programlayıcı, lazer mesafe bulucu ile ölçülen menzili tapaya programlar. ATK sisteminde, merminin uçuş esnasındaki dönüş sayısı ve uçuş süresi parametrelerine göre çalışan bir tapa bulunmaktadır. Bu sistemde, mühimmat hızı için, bir önce ateşlenen mühimmatın hızı esas alınmakta; ancak mermi üzerindeki dönüş sayacından alınan hız tahmini ile zamanlayıcı bilgisinin düzeltilmesi sağlanmaktadır. AHEAD sisteminden, programlayıcı konumu ve her merminin kendi hızının değil, önceki merminin hızının referans alınması noktasında ayrılan bu yaklaşımda, mühimmat kalitelerinden dolayı oluşabilecek namlu çıkış hızları farkı nedeniyle mühimmatın istenilen noktadan farklı bir yerde infilak etmesi ihtimali de vardır. Ancak bu sistemde, namlu ucunda, yaklaşık 6 kg’lık bir programlayıcı bulunması zorunluluğu olmamasının bir avantaj olabileceği değerlendirilmektedir. Bu sayede, namlunun doğal frekansının etkilenmemesi ve aynı zamanda özellikle meskûn mahal ortamında, namlu ucu programlayıcının kolaylıkla bir yere çarpıp hasar görmesi ihtimali ortadan kalkmaktadır.

Programlanabilir havada infilaklı mühimmatlarda, genel olarak 3 farklı atım modu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, mühimmata da adını veren ve yukarıda ifade edilen, belirlenen mesafede infilak edecek şekilde programlama metodudur. İkincisi, herhangi bir programlama yapılmadan, merminin, herhangi bir hedefe çarptığında tapa vasıtasıyla infilak etmesi durumudur. Bu, temel olarak YP mühimmat ile aynı çalışma şeklidir. Üçüncü ve son kullanım ise gecikmeli infilak olarak tariflenen durumdur. Burada mermi, ilk çarptığı hedefi delip, ardında patlamaktadır. Bu metot, binalara karşı kullanımda oldukça etkilidir. Mermi, binanın duvarını deldikten sonra, içeride infilak etmektedir.

Ancak ABM, vaat ettiği tüm bu yeni yeteneklere rağmen, beraberinde getirdiği oldukça yüksek maliyet nedeniyle yaygın şekilde kullanımı konusunda soru işaretleri taşımaktadır.

Mühimmat Tasarımları

Orta kalibre toplar için konvansiyonel mühimmat yapısı; içerisinde sevk barutu ve kapsül bulunan, uç kısmında incelen bir boyuna sahip kovan ve kovanın ucunda, kovana gömülü mermidir.

Ancak son yıllarda yatırım yapılan iki yeni mühimmat tipi kullanıma girmektedir. Bunlardan ilki SuperShot 40 ve SuperShot 50 mühimmatlarıdır. Bu mühimmatlar, Bushmaster serisi silahlar tarafından kullanılmak üzere geliştirilmiştir. Standart kalibresi 30×173 mm olan Mk44 Bushmaster silahı, namlu ve gövde kısmında bazı parçaların değiştirilmesi ile SuperShot 40 olarak da tanımlanan 40×180 mm kalibreye yükseltilebilmektedir. 40×180 mm kalibre mühimmat, 30×173 mm mühimmatın kovan uç kısmındaki boyun yapısının iptal edilmesi ve bu kısma 30 mm yerine 40 mm çapta merminin yerleştirilmesi ile elde edilmiştir. Burada göze çarpan avantaj, tam mühimmat boyutlarının 30×173 mm ile 40×180 mm kalibrelerin her ikisi için de aynı tutulmasıdır. Bu sayede silah, 40 mm kalibreye dönüştürüldüğünde, kule mühimmat kutusunun ve mermi yollarının 30 mm ile aynı tutulabilmesi önemli bir avantaj sağlamakta ve temel olarak 30 mm bir kule, tasarımda bir değişikliğe gidilmeden 40 mm bir kuleye dönüştürülebilmektedir.

5

40×180 mm YP mühimmat, 30×173 mm YP mühimmata göre, tahrip etkisinde 1,5 kat civarında bir performans artışı getirirken; ZD mühimmat için de zırh delme performansında 1,25 kat artış sağlayabilmektedir.

SuperShot 40’a benzer bir durum da 35 mm Bushmaster III silahının, 50 mm kalibreye dönüştürülmesi için söz konusudur. Bu dönüşüm sonucunda, silah, 35×228 mm kalibre mühimmat yerine 50×330 mm mühimmat ateşleyebilmektedir.

SuperShot 40 mühimmat ve dönüşüm kitleri, kullanıma sunulmuş durumdadır ve Mk44S (Stretch) silahı 30 mm’den 40 mm kalibreye dönüştürülebilmektedir.

Son yıllarda büyük yatırım yapılan diğer bir mühimmat ise İngiltere ve Fransa’nın ortak girişimi olan 40 mm teleskopik mühimmat tasarımıdır. Fransız Nexter ve İngiliz BAE Systems firmalarının ortak girişimi olan CTAI firmasının geliştirdiği 40 mm CT (Cased Telescoped / Teleskobik Kovan) mühimmatı, 65×255 mm boyutlarda silindir şeklinde bir mühimmattır. Alt kısımda kovan ve sevk barutu ve üst kısımda merminin yer aldığı konvansiyonel mühimmat tasarımından farklı olarak, silindir şeklindeki kovan, hem mermiyi hem de sevk barutunu içerisinde barındırmaktadır. Bu sayede, eşdeğer kalibre mühimmata göre, oldukça kompakt boyutta bir mühimmat elde edilmiştir. Karşılaştırma açısından, aynı çaptaki alternatifi olan Bofors topunun 40x365R mermisinin 534 mm’lik uzunluğuna göre, 40 mm CT mühimmatı, 255 mm olan toplam boyu ile oldukça küçüktür. Bu sayede, yüksek bir tahrip gücü, küçük bir pakete sığdırılmıştır.

6

Mühimmat Seçimi: En Büyük En İyi midir?

Mühimmatın kalibresi büyüdükçe, genel olarak etkinlik de artmaktadır. Çapı ve uzunluğu büyüyen mühimmatın içerdiği sevk barutu miktarı da artış gösterir. Bu durum, ateşlendikten sonra, silahtaki gaz basıncının daha yüksek değerlere ulaşmasını sağlamakta ve bu sayede, mermi, namluyu daha yüksek bir süratte terk etmektedir. Namlu çıkış hızındaki artış, özellikle zırh delici mühimmat açısından kritik önemdedir. Yine namlu çıkış hızının artması, mühimmatın balistik uçuş eğrisinin doğrusala yaklaşmasını ve hedefe olan uçuş süresinin de kısalmasını sağlamaktadır. Bu durum ise atış kontrol açısından ilave faydalar getirmektedir.

Kalibre büyüdükçe, APFSDS mühimmatın içerisindeki çubuğun uzunluğu da artmaktadır ki bu da yine zırh delme performansını arttırmaktadır.

Şekil 2’de, 25 mm ila 40 mm arasındaki kalibrelerdeki APFSDS mühimmatın, zırh delme performansları gösterilmektedir. Zırh delme performansları incelenirken, mühimmatın penetre edebildiği, 60° eğik olarak yerleştirilmiş zırh çeliği (RHA) plaka kalınlığının belirlenmesi, standart yaklaşım olarak ele alınmaktadır. Plakanın eğik olarak yerleştirilmesi, birçok ZMA’nın ön kısmının eğik düzlem şeklinde tasarlanması yaklaşımını esas almaktadır. Bunun sebebi, eğimli bir plakaya yatay olarak gelen mühimmatın, açıdan ötürü, plakanın kendi kalınlığından daha fazla bir derinliği delmesi zorunluluğudur. Ayrıca eğimli zırh plakaları, mühimmatın sekmesini de sağlayabilmektedirler.

YP mühimmatta ise kalibrenin büyümesi, otomatik olarak mühimmat içerisinde depolanabilecek patlayıcı miktarının artmasını ve dolayısıyla mühimmatın etkinliğinin de artışını sağlamaktadır.

Yukarıdaki açıklamalara bakıldığında, kullanılabilecek en büyük kalibredeki otomatik top ve mühimmatın seçimi, en doğru seçenek gibi görünmektedir. Ancak mühimmatın etkinliği dışında, bu seçim esnasında göz önüne alınması gereken başka parametreler de mevcuttur.

Bunlardan ilki, silahın entegre edildiği kulede bulunan atışa hazır mühimmat sayısıdır. Bu parametre, ZMA’nın komple silah sistemi olarak en önemli performans parametreleri arasında değerlendirilmektedir.

Çift beslemeli otomatik topların kullanıldığı kulelerde atışa hazır mühimmat, 2 bölmeli bir mühimmat kutusu içerisinde yer almaktadır. Silahın şeritli ya da şeritsiz olarak beslenme şekline uygun olarak, mühimmat, kutudan esnek mermi yolları ya da kanallar vasıtasıyla silaha beslenmektedir. Kulede atışa hazır olarak istiflenmesi gereken mühimmat sayısı ve mühimmatın boyutları, mühimmat kutusunun boyutlarını doğrudan belirlemektedir. Kule tipine göre değişmekle beraber, her kulede, mühimmat kutusu için ayrılabilecek hacim, doğal olarak sınırlıdır.

Bu yaklaşım göz önüne alındığında, mühimmat kalibresi ve boyutları büyüdükçe, kule içerisinde depolanabilecek atışa hazır mühimmat sayısının da azalacağı aşikârdır. Bunu örneklerle açıklamak gerekirse, Amerikan Bradley aracının 25 mm Bushmaster silahı ile teçhiz edilmiş iki kişilik kulesinde, 300 adet atışa hazır mühimmat bulunurken; Hollanda ve Danimarka’da hizmette olan CV9035 ZMA’sının 35 mm Bushmaster III silahı ile teçhiz edilmiş kulesinde, sadece 70 adet atışa hazır mühimmat bulunmaktadır.

Atışa hazır mühimmat sayısına, ZMA’nın görev önceliklerine ve mühimmat tipine göre farklı açıdan yaklaşmak gerektiği değerlendirilmektedir. ZMA için doktrinde tanımlanan görevler ve bunların önceliği, atışa hazır mühimmat sayısı ve kalibre seçimi açısından büyük önem taşımaktadır. Eğer ZMA’nın öncelikli görevi piyadeye atış desteği sağlamak ise mühimmat ikmali yapmadan, en uzun süre bastırma atışı yapabilmek kritik hâle gelmektedir. Bazı ordular, bunun için net gereksinim ortaya koymaktadır. Şöyle ki; gereksinim, belirli zaman aralıkları ile atılacak mühimmat sayısını ve bu şekilde baskılama atışı yapılacak süreyi tanımlamakta ve bu süre sonunda hâlen atışa hazır belirli sayıda mühimmat kalmasını şart koşmaktadırlar. Bu gereksinim, neredeyse tek başına kalibre seçimi ve kulede depolanacak mühimmat sayısını tanımlamaktadır.

YP mühimmat için diğer bir parametre de bir mühimmatın tahrip alanıdır. Bu değer, yukarıda ifade edildiği üzere, kalibre arttıkça artmaktadır. Ancak burada bir optimizasyon söz konusu olmaktadır. Zira kalibre arttıkça, tahrip alanı artmakta; ancak tanımlanan bir hacme sığabilecek mühimmat sayısı azalmaktadır. Dolayısıyla bu durumda, toplam tahrip alanı gibi bir parametreden bahsedilebilir.

ZD mühimmat söz konusu olduğunda ise kulenin, muharebede etkisiz hâle getirebileceği toplam düşman zırhlı aracı sayısı şeklinde tanımlanabilecek bir parametre devreye girmektedir. Bu parametreyi, ZD mühimmatın, belirlenen hedefin zırhını delebilme yeteneği, kulenin ilk atışta vuruş ihtimali ve kulede bulunan atışa hazır ZD mühimmat adedi gibi etkenler tanımlamaktadır.

Burada ilk bakışta dikkati çeken husus, ZD mühimmatın, belirlenen hedefin zırhını, belirlenen kısmından (ön ya da yanlar gibi) ve belirlenen menzilde delebilmesi yeteneğidir. Çünkü eğer seçilen kalibre, istenilen hedefi tanımlanan şartlarda delemiyorsa, mühimmat kutusunda kaç adet atışa hazır ZD mermi olduğunun bir önemi kalmamaktadır. Dolayısıyla ZD için kalibre seçiminde ilk aşama, mühimmatın tanımlanan gereksinimi sağlamasıdır.

Bunu sağladıktan sonra, yukarıda tanımlanan etkenlerin her biri dikkate alınarak depolanan mühimmat ile kaç hedefin etkisiz hâle getirilebileceği hesaplanıp, ZMA’nın zırhlı muharebedeki etkinliği tanımlanabilmektedir.

Her Tetiğe Basıldığında Yakılan Dolarlar

ZMA’lar için mühimmat seçiminin diğer bir olmazsa olmaz kriteri, mühimmat maliyetleridir. Otomatik toplar için, 25 mm’den 40 mm’ye kadar kalibrelere mühimmat bedeli açısından bakıldığında, mühimmat kalibresinin artışıyla birim fiyatların hızlı şekilde yükseldiği görülmektedir.

Programlanabilir havada infilaklı tip mühimmata geçildiğinde ise fiyatın üssel olarak arttığı bilinmektedir. Aynı kalibre için, YP ve programlanabilir mühimmat fiyatları karşılaştırıldığında, programlanabilir mühimmatın, yaklaşık 10 kat daha pahalı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak seri üretim çalışmalarının artması ile birlikte, fiyatlarda düşme beklenmektedir.

Silahın Saçılım Karakteristiği

Bir otomatik top ile belirli bir menzilde, tanımlı büyüklüğe sahip bir hedefe, hedefin merkezi kabul edilen bir noktaya nişan alınarak ateş edildiğinde, hedef üzerinde, mermi deliklerinden oluşan bir grup ortaya çıkar. Bu grubun iki temel özelliği vardır. Bunlardan birincisi, grup merkezinin hedef merkezine mesafesidir. Bu, silahın isabet hassasiyetini gösterir. İsabet hassasiyeti ya da doğruluğu, silah ile hedefe ne kadar doğru şekilde nişan alındığını gösterir. Bu değer, iyileştirilebilir bir değerdir ve genellikle görüş sistemi, kule tahrik sistemi, nişan hattı ayarı ve nişancının bir fonksiyonudur.

Hedef üzerindeki atış grubunun bir diğer özelliği ise saçılımıdır. Bu değer, mermi grubunun büyüklüğünü ifade eder. Diğer bir deyişle grubun kapladığı alanı belirtir. Saçılım değeri, silah ve mühimmatın bir fonksiyonudur ve iyileştirilmesi, genellikle son derece zordur.

Yüksek bir saçılım değeri, her zaman kötü bir duruma işaret etmez. Mesela uçaksavar silahlarında, saçılımın fazla olması arzu edilir. Bu sayede, hızlı bir hava hedefine doğru yapılan bir seri atışta, mermiler geniş bir alana dağılır ve hedefi vurma şansı yükselir.

ZMA uygulamalarında ise saçılım değerinin düşük olması ya da atılan mermilerin küçük bir alanda toplanması istenir. Bu sayede, kulenin isabet hassasiyeti de yüksek tutularak, hedefe yüksek isabet oranı ile atış yapılabilir. Ya da diğer bir deyişle kule sisteminin ilk atışta vuruş olasılığı yükselir.

İlk atışta vuruş olasılığı yükseldiğinde ise kulede depolanmış olan atışa hazır mühimmatın en verimli şekilde kullanılması sağlanmış olur. Bu durum, özellikle 35 mm ve 40 mm gibi kulede düşük sayılarda depolanabilen kalibreler için kritik önemdedir.

Silahların saçılım özelliklerinin tüm sistem performansı üzerine olan etkisi göz önüne alındığında, kara uygulamaları için tasarlanmamış, yüksek saçılım değerlerine sahip otomatik topların, ZMA uygulamaları için doğru seçim olmadığı değerlendirilebilir.

Otomatik Toplar ve Çalışma Prensipleri

Günümüzde kullanımda olan otomatik toplara bakıldığında, temel olarak iki çalışma prensibinin sıklıkla tercih edildiği görülmektedir. Bunlar, harici güç ve gaz basıncı ile topun mekanizmasına takat sağlanması esaslarına dayanmaktadır.

Elektrik tahrikli silahlar konusunda, Amerikan Orbital ATK firması, dünyada yoğun şekilde tercih edilen Bushmaster serisi silahların geliştiricisidir. 25 mm M242, 30 mm M230LF (30×113 mm), 30 mm Mk44 ve 35 mm Bushmaster III silahları, çeşitli orduların envanterinde hizmet vermektedir. Alman Rheinmetall firması da WOTAN olarak adlandırılan elektrik tahrikli, 30 mm kalibreli bir otomatik topun geliştirme çalışmalarına devam etmektedir. Yine Nexter firmasının, 25 mm M811 silahı da elektrik tahrikli otomatik toplar arasında sayılabilir.

Gaz basıncı ile çalışan silahlara baktığımızda, yine çeşitli orduların envanterinde olan Rheinmetall 25 mm KBA ve 30 mm kalibreli Rheinmetall Mk30-2 ve Oerlikon 35 mm KDE silahı örnek olarak verilebilir.

Harici güç ve gaz basıncı çalışma prensiplerinin her ikisinin de üstünlükleri ve bazı dezavantajları mevcuttur. Harici güç ile çalışan silahlar, silahın iç mekanizmasının gerekli hareketlerini dışarıdan beslenen enerji ile sağlarlar. Bu durum, mühimmat tipi ve kalitesinden bağımsız olarak düzenlenen bir tahrik enerjisi yeteneğini birlikte getirir. Harici tahrikli silahların, geri tepme veya ateşleme gaz basıncı ile çalışan tiplere göre güvenirlik ve daha iyi kontrol edilebilme avantajları olduğu bilinmektedir. Güvenirlik açısından bakıldığında, elektrik tahrikli silahlar, gaz basıncıyla çalışan silahlara göre, kontrol dışı atış ya da atış esnasında silahın kontrolden çıkması gibi hususlarda üstünlük sağlamaktadır. Yine elektrik tahrikli silahlar, genellikle gaz basıncı ile çalışan silahlara göre, daha düşük ağırlığa sahiptir.

Elektrik tahrikli silahlar, mekanizma harici olarak tahrik edildiği için, atış hızını değiştirme ve ayarlama olanağı sunmaktadırlar. Bu özellik kullanılarak, örneğin kara hedeflerine atış yapılacağı zaman, atış hızı azaltılarak saçılım değerinin düşürülmesi ya da hava hedefine atış yapılacağı zaman, atış hızının arttırılarak hedefe daha yüksek sayıda merminin sevk edilmesi gibi bir yaklaşım uygulanabilmektedir.

Yine mühimmatta olabilecek bir sevk barutu problemi dolayısıyla oluşabilecek bir takılma, harici tahrikli silahların, bu mühimmatı doğrudan dışarı atıp bir sonraki mühimmatı alması ile çözülebilmektedir. Ancak geri tepme veya gaz basıncı ile çalışan türevlerde yaşanabilecek bu tip bir sorun, atışın durdurulması ve dışarıdan müdahale edilmesini gerektirmektedir.

Gaz basıncı ile çalışan silahlar, ateşlenen merminin sevk barutunun yanması ile oluşan yüksek gaz basıncının bir kısmının, namludan özel bir kanal ile dışarı alınarak bir pistonu itmesi ile kama bloğunun hareket ettirilmesi esasına göre çalışmaktadır. Rheinmetall 25 mm KBA ve Alman Puma aracından kullanılan ve yine Rheinmetall üretimi Mk30-2 silahları, bu prensiple çalışmaktadırlar. Gaz basıncı ile çalışan silahlar, genellikle elektrik tahrikli olanlara göre daha yüksek atım hızlarına çıkabilmektedir. Ancak, ağırlık, atış esnasında kule içerisine gaz deşarjı ve atım kontrolleri gibi hususlarda, dezavantajlara sahip oldukları değerlendirilmektedir.

Harici güç ile çalışan toplarda, kama bloğunun hareketi, zincir ya da kam silindiri benzeri mekanizmalar ile sağlanmaktadır. Orbital ATK firması tarafından sunulmakta olan Bushmaster serisi otomatik toplar, bir zincir mekanizması vasıtasıyla elektrik ile tahrik edilmektedir. Kullanılan zincir mekanizması sebebiyle bu silahlar “Chaingun” olarak da adlandırılmaktadır. Denel firması tarafından geliştirilen GI 30 30 mm otomatik topu da elektrikle tahrik edilmektedir. Kama bloğu, bir kam silindiri mekanizması aracılığıyla hareketini sağlamaktadır.

Ancak harici güç ile çalışan silahlar, adından da anlaşılabileceği üzere, harici güçte oluşabilecek bir sorunda, ancak el çarkı ile ve oldukça düşük bir atım hızı ile ateşlenebilmektedir. Yine harici tahrik ile çalışan silahların yapıya uyguladıkları geri tepme kuvveti, genellikle geri tepme veya gaz basıncı ile çalışan silahlara göre daha yüksek olmaktadır.

Otomatik toplar arenasına katılan en yeni üye, 90’lı yıllarda başlayan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan, İngiliz ve Fransız ortak girişimi 40 mm’lik CT silahıdır. Bu silah, yukarıdaki mühimmat başlığı altında açıklanan teleskopik mühimmatı ateşlemek üzere tasarlanmıştır. Konvansiyonel otomatik top tasarımlarında, mühimmatın besleme portundan kamanın ön kısmına alınıp, oradan ateşleme çemberine yerleştirilmesi, kama bloğunun doğrusal stroku ile gerçekleştirilmektedir. CT top tasarımında ise döner bir kama yuvası bulunmaktadır. Mermi, sabit bir besleyiciden sonra doğrudan kama yuvasına geçmekte ve ardından kama yuvasının 90° dönmesi ile namlu eksenindeki atış konumuna alınmaktadır. Atışın ardından, kama yuvası besleme konumuna döner; yeni gelen mermi de boş kovanı iterek dışarı atıp, ardından silaha beslenmektedir.

Daha eski silahlara bakıldığında, İngiliz Kara Kuvvetleri tarafından Warrior ZMA ve Scimitar zırhlı keşif araçlarında ana silah olarak yer alan, 30×170 mm mühimmat kullanan Rarden silahı, uzun geri tepme (Long Recoil) prensibine göre çalışmaktadır. Rarden silahında, mühimmatın namluyu terk etmesini takiben, namlu ve kama bloğu geriye doğru birlikte hareket ederler. Strok sonunda, kama bloğu geride kilitli kalırken; namlu, ateşleme başlangıcı pozisyonuna geri döner.

Otomatik top seçimi açısından önemli bir kriter de silahın ağırlığı ve boyutlarıdır. Silahın ağırlığı ve boyutları, hem kulenin ağırlığına ve boyutuna önemli seviyede etki etmektedir hem de dengesizlik ve atalet gibi etmenler açısından, kule tahrik sisteminin seçiminde önemli rol oynamaktadır. Ağırlık, aynı zamanda, silahın bakım amaçlı olarak kuleden sökülüp takılması esnasında da önemli bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; M242 25 mm Bushmaster silahı, en ağırı 49 kg olan 3 parçaya ayrılarak sökülüp takılabilmekteyken; 35 mm Bushmaster III silahı, en ağırı 127 kg olan 3 parçaya ayrılmaktadır.

30×113 mm mühimmat kullanan M230LF silahı ise yukarıdaki otomatik toplara bakıldığında, 73 kg toplam ağırlığı ile oldukça hafif kalmaktadır. M230LF, kullanılan mühimmatın daha küçük ve hafif olması nedeniyle 25, 30 ve 35 mm kalibrelere göre, daha düşük zırh delme performansına sahiptir. Tek beslemeye ve dakikada 200 atım hıza sahip bu silah, 4×4 ve benzeri hafif zırhlı araçlara yüksek ateş gücü sağlamak amacıyla kullanıma oldukça uygun görülmektedir.

Günümüzde en çok tercih edilen otomatik toplar ve bunların ağırlık ve boyutları, Tablo 3’te verilmektedir.

 

7

Otomatik Toplar ve Dünya Ordularındaki Kullanımları

Emektar 25 mm

ZMA kullanımı için özel olarak geliştirilen ilk otomatik toplar olan 25 mm silahlar, 1980’li yıllardan itibaren çeşitli orduların envanterine girmeye başlamıştır. Bu silahlar, hâlen birçok orduda kullanımdadır.

ABD Kara Kuvvetleri, ana zırhlı muharebe aracı olan M2 Bradley ve Deniz Piyadelerinin LAV-25 8×8 araçlarında; İtalyan Silahlı Kuvvetleri, Dardo paletli ve Freccia 8×8 ZMA’larında; Fransa, VBCI 8×8 araçlarının tek kişilik kulelerinde; Japonya, Tip 87 araçlarında ve Kanada da LAV III araçlarında, 25 mm kalibreyi seçen ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri de ZMA projesi kapsamında, önce Oerlikon KBA ve ardından da Fransız Nexter (eski GIAT) M811 silahları ile 25×137 mm kalibreyi seçen ülkeler arasına katılmıştır. Kısa sürede 25 mm kalibre, 19 ayrı ülke tarafından, envanterdeki farklı silah tiplerinde kullanılmaktadır.

Hâlen kullanımda olan 25 mm silahlar ve özelikle M242 Bushmaster, etkinliğini devam ettirmektedir. Ancak bazı ordular, artık bu kalibreyi, daha fazla etkinlik için yavaş yavaş terk etmektedirler.

 

Parlayan Yıldız: 30 mm

30 mm Mk44 silahı, öncülü olan M242 25 mm Bushmaster silahı gibi, harici güç ve zincir mekanizması ile tahrik edilen ve M242 ile yaklaşık yüzde 70 ortak yapıya sahip bir otomatik toptur. Silah; Singapur Bionix-II, Polonya KTO Rosomak (Patria AMV) 8×8, İsviçre, Norveç ve Finlandiya CV9030 paletli ZMA ile Suudi Arabistan’da hizmete girecek olan 8×8 LAV araçları üzerinde bulunan Cockerill 3000 kulesi ve Belçika ve Çek Cumhuriyeti’nde, yine 8×8 araçlar üzerinde kullanımdadır.

Otomatik toplar alanında yine önemli oyunculardan biri olan Rheinmetall’in 30×173 mm kalibredeki temsilcisi de Mk30 serisi silahıdır. Mk30 silahı, Alman Ordusunun yeni nesil ZMA’sı olan Puma’da bulunan insansız kule içerisinde ve Avusturya ve İspanyol Ulan / Pizarro paletli ZMA’larında kullanılmaktadır.

Yine 30×173 mm kalibrede son yıllarda görücüye çıkan diğer bir silah da Güney Afrika Cumhuriyeti firması Denel üretimi, GI 30’dur. GI 30 da yine harici olarak tahrik edilen bir silah olup mayonsuz mühimmat beslemesine sahiptir ve dakikada 100 mermilik bir atım hızı vardır. Bu silah, Güney Afrika Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Badger 8×8 ve Malezya Silahlı Kuvvetlerinin FNSS-DEFTECH iş birliğiyle üretilenAV8 8×8 araçları üzerinde hizmete girmektedir.

30×173 mm kalibreye yönelimin temel sebebi, bu kalibrenin mühimmat ağırlığı, boyutları, maliyeti, kulede depolanabilecek mühimmat sayısı, geri tepme enerjisi ve etkinliği gibi parametreler açısından en uygun çözümü sunmasıdır. Aynı zamanda programlanabilir mühimmat için gerekli tapa mekanizmalarının ve tahrip yükünün sığdırabileceği en küçük kalibrenin 30×173 mm olduğu da değerlendirilmektedir.

30×173 mm kalibrede Rheinmetall firması tarafından üretilen PMC287 APFSDS zırh delici mühimmatı, 1.400 m/s namlu çıkış hızı ile 1 km’den uzun bir menzilde, 60 derece eğime sahip 55 mm kalınlıkta bir zırh plakasını delebilmektedir. Bu değeri, 25×137 mm kalibre zırh delici mühimmat ile karşılaştırdığımızda, 30 mm mühimmatın, yaklaşık yüzde 30-35 daha fazla bir tahrip etkisine sahip olduğu değerlendirilebilir.

Yine aynı kalibre bir mühimmat olan Nammo NM225 APFSDS mermisine baktığımızda, 1.430 m/s namlu çıkış hızı ile 1 km menzilde, 120 mm civarında kalınlığa sahip dik bir zırh plakasını delebilecek tahrip etkisine sahip olduğunu görmekteyiz.

30×173 mm kalibre için, 25 mm’ye benzer şekilde Rheinmetall tarafından geliştirilen PMC283, parçacık etkili zırh delici mühimmat da kullanıma sunulmuştur. Bu mühimmatın da parçacık etkisinin yanı sıra 1 km menzilde, 30 mm kalınlığında, 60 derece eğime sahip zırh plakasını delebilme yeteneği olduğu bilinmektedir.

30 mm otomatik topların küçük kardeşi M230LF ise gerek hafifliği gerekse geri tepme kuvvetinin azlığı nedeniyle daha önce de ifade edildiği üzere, 4×4 benzeri hafif zırhlı araçlara, bu araçlara konvansiyonel olarak uygulanan 12,7/14,5 mm makinalı tüfekler ve 40 mm bombaatarlara oranla çok daha yüksek ateş gücü sağlamak amacıyla kullanılmaktadır.

 

Silahlar Büyümeye Devam Ediyor: 35 mm

Günümüzde, yeni nesil muharebe araçlarında kullanılan otomatik top kalibrelerinin giderek büyüdüğünü görmekteyiz. Bu büyümenin temel nedeni, tehdit olarak kabul edilen ve ilave zırhlarla koruma seviyeleri arttırılan ZMA’ların zırhlarını delebilme ihtiyacı olarak ortaya çıkmaktadır. Koruma seviyesindeki artış, hem envanterdeki mevcut araçlara uygulanan ilave zırhlar hem de yeni geliştirilen araçlarda uygulanan entegre koruma çözümleriyle gerçekleştirilmektedir. Bu durum, araç ağırlıklarındaki artışa bakılarak da kolaylıkla anlaşılmaktadır. Amerikan Bradley aracının envantere ilk girdiğinde 23 ton olan ağırlığı, en son uygulanan modernizasyonlar ile 33 tonun üzerine çıkmıştır. Alman Puma aracı ise 43 tonluk ağırlığı ile tank ağırlık seviyesine yaklaşmaktadır.

Doğal olarak koruma seviyelerinin bu şekilde artışı, bu araçları bertaraf etmek üzere tasarlanan silahların etkinliğinin de artması ihtiyacı ile neticelenmektedir.

Silah kalibrelerindeki artışın bir diğer nedeni de özellikle meskûn mahalde, mevzi ve binaların betonarme ve tuğla duvarlarının arkasına nüfuz edebilme ihtiyacıdır. Yine meskûn mahal ortamında, bina ve duvarla çevrili alanlara girilmek istendiğinde, kapıların tuzaklanması sebebiyle piyadenin içeri girebilmesi için ZMA ile duvarda delik açılması da otomatik toplardan beklenen bir gereksinim olmuştur.

Özellikle son yıllarda, Avrupa silahlı kuvvetlerinin yeni nesil araç tasarımları için silah sistemi seçiminde referans aldığı hedef, BMP-3 aracının en yüksek koruma seviyesine sahip türevlerini, ön kısmından delebilme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımı uygulayan Hollanda ve Danimarka orduları, CV90 araçlarını, 35×228 mm kalibre otomatik top ile donatmışlardır. Japonya ise Type 89 ZMA aracında, 80’li yıllarda Oerlikon KD serisi uçaksavar silahının kara uygulaması için yeniden tasarlanan 35 mm Oerlikon KDE silahını tercih etmiştir.

Ancak 35 mm kalibrenin kullanıldığı kulelerde, mühimmat boyutunun ve ağırlığının, 25 mm ve 30 mm ile karşılaştırıldığında önemli seviyede büyük olması nedeniyle atışa hazır mühimmat sayısının ciddi şekilde azaldığı dikkat çekmektedir.

Günümüzde, 35 mm kalibrede kara uygulamaları için neredeyse tek silah, Bushmaster III otomatik topudur. Bu silahta kullanılabilen Oerlikon tasarımı APFSDS tipi 35 mm PMD060 mühimmatı, 1,5 km menzilde, 60 derece eğime sahip 61 mm kalınlıkta bir zırh plakasını delebilmektedir.

35 mm kalibreye geçildiğinde, mühimmat boyutları ve ağırlığındaki artışın yanı sıra silahların ağırlığındaki artış da dikkat çekicidir. 30 mm Bushmaster II silahı 160 kg ağırlığa sahipken; Bushmaster III silahı, 218 kg ağırlığı ile yüzde 35 daha fazla bir artışa işaret etmektedir. Oerlikon KDE ise 510 kg’lık ağırlığı ile dikkat çekicidir.

Bu ağırlığa sahip bir silahın entegre edileceği aracın, silahın uygulayacağı geri tepme kuvveti de göz önüne alındığında, dengeli bir atış platformu olabilmesi için, oldukça yüksek ağırlığa sahip olacağı değerlendirilebilir.

Bushmaster III silahı, Mk44 ile benzer şekilde, ancak bu durumda 50 mm kalibrede bir SuperShot yeteneği sunmaktadır. Bu silahın da namlu ve kama yuvasında bazı parçaların değiştirilmesi ile 50 mm kalibrede mühimmat kullanımı ve dolayısıyla arttırılmış bir etkinlik sağlanabilmektedir. Ancak SuperShot 50 mm kalibre mühimmat hâlen geliştirme aşamasındadır ve pazara ne zaman sunulabileceği belirsizdir.

 

Otomatik Top Kalibrelerinin Büyük Ağabeyi: 40 mm

40 mm mühimmat kullanımına baktığımızda, otomatik top tarihinin en eski örneklerinden birisi olan Bofors 40 silahını görmekteyiz. Uçaksavar amaçlı kullanıma başlanan bu silahın, 40/70B olarak adlandırılan türevi, İsveç Silahlı Kuvvetlerinin CV9040 araçlarında kullanılmaktadır.

Bofors 40/70B silahının, entegre besleme sistemi dâhil ağırlığı, 640 kg gibi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmaktadır.

Buraya kadar incelediğimiz mühimmat tiplerine göre, dev boyutlarda diyebileceğimiz 40x364R olarak adlandırılan mühimmat, yaklaşık 2,5 kg olan ağırlığı ile de dikkate değerdir.

Bofors 40/70B silahı için geliştirilen yeni Mk2 APFSDS tipi mermi, 1.500 m/s namlu çıkış hızı ile 1,5 km menzilde, 150 mm kalınlıkta dik bir zırh plakasını delebilmektedir.

Kore Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri de yeni nesil K21 ZMA’larında, Bofors 40 mm silahının bir türevini kullanmaktadır.

İngiliz Kara Kuvvetleri ise önümüzdeki yıllarda envantere girecek yeni zırhlı keşif aracı Scout SV ya da yeni ismiyle Ajax’ta, yeni silahı CT 40 otomatik topunu envantere alacaktır. Benzer şekilde, Fransa da önümüzdeki dönemde envantere girecek Jaguar 6×6 keşif aracında, CT 40 silahını kullanmaya başlayacaktır.

 

Sonuç

Modern otomatik toplar, ZMA’ların muharebe yeteneğinin vazgeçilmez unsuru hâline gelmişlerdir. Son yıllarda yeni tip mühimmat üzerine yapılan çalışmalar ile bu silahların etkinlikleri daha da arttırılmış durumdadır. Öyle ki yeni nesil silah ve mühimmat kombinasyonlarında, bu araçların, T55 ve T62 gibi eski nesil diyebileceğimiz ana muharebe tanklarını bile alt edebilecek bir ateş gücüne sahip oldukları görülmektedir.

ZMA’larda ateş gücü açısından en kritik sorulardan birisi, silah ve kalibre seçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Burada seçim yapılırken en önemli konu, ZMA’nın görevleri ve önceliklerinin bu seçime esas teşkil etmesidir.

ZMA’nın temel görevlerinden birinin, düşman zırhlı araçlarını imha etmek olduğu göz önüne alındığında, tehdit senaryolarında yer alan ve bir muharebe esnasında karşılaşılacağı düşünülen düşman araçlarının sahip olduğu zırh seviyesini aşabilecek kalibreyi kullanan bir silah seçilmesi önemli hâle gelmektedir.

Yine, silah ve mühimmatının ağırlığı ve boyutları, kulede depolanabilecek mühimmat ile etkisiz hâle getirilebilecek hedef sayısı ve silah atım hızı da göz önüne alınması gereken diğer parametreleri oluşturmaktadır.

Silah tedarik maliyeti, namlu ömrü ve mühimmat maliyetleri de şüphesiz iyi analiz edilmesi gereken konular arasındadır.

35 mm ve 40 CT silah ve mühimmatın, performans açısından 30 mm’ye göre üstünlük sağladığı görülmektedir. Ancak her iki silahın da kulede depolanabilen atışa hazır mühimmat sayısı ve mühimmat maliyeti gibi hususlarda bazı kısıtlamalar getirdiği bilinmektedir.

Dünyada, son 20 yıl içerisinde hizmete giren ve önümüzdeki yıllarda envantere girecek paletli ve tekerlekli ZMA’lara bakıldığında, 30 mm kalibrenin, çoğunlukla tercih edildiğini görmekteyiz. Bunun sebebine bakıldığında, 30 mm kalibre ve silahın; performans, depolanan atışa hazır mühimmat sayısı, silahın ağırlık ve boyutları ve maliyet açısından en optimize çözümü oluşturduğu değerlendirmesi yapılabilir.

Bu makalenin hazırlanması sürecinde, özellikle de bazı görsellerin temin edilmesi ve kullanılması aşamasında sağladıkları destek için, Orbital ATK firmasına teşekkür ederiz.

1,149 toplam görüntüleme, 11 bugünkü görüntüleme