Aziz ŞASA, (TA1E)
Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Genel Başkanı
E - mail : editor@milscint.com
Posta Güvercinlerinden Uydulara: “Haberleşmenin Tarihi”- [07.06.2005 ]
Haberleşmenin tarihi konusunu irdelemeden önce telekomünikasyon kavramının doğuşu ve telsiz teknolojisi öncesindeki evreye kısaca göz atmakta yarar vardır. İnsanlık tarihinde her zaman öncelikli bir gereksinme olan haberleşme ya da iletişim uzun süre boyunca insan gücü, atlı posta, ateş kulesi ve posta güvercini gibi zahmetli yöntemlerle sağlandı. Bu yöntemlerin zahmetli olma dışındaki ortak özelliği, aynı zamanda yavaş olmalarıydı.
Telsiz Öncesi: “Telli Dönem”
Bu zahmetli sürecin “sonunun başlangıcı”, Samuel Morse tarafından ilk mesajın ABD’nin Baltimore ile Washington eyaletleri arasındaki telgraf hattından 24 Mayıs 1844 tarihinde gönderilmesi ile gerçekleşti. Bu olay “telekomünikasyon” kavramının insanoğlunun hayatına girmesi anlamına da geliyordu. Bu olayı izleyen yaklaşık on yıllık süreçte telgraf, toplumun yaygın kullanımına açıldı.
Ancak bu dönemdeki telgraf hatları ülke sınırlarını geçmiyordu. Her ülkenin farklı yöntem kullanması nedeniyle de mesajların sınırlarda yazıya dökülmesi, tercüme edilmesi ve komşu ülkenin telgraf servisine teslim edilmesi gerekiyordu. Teslim alınan telgraf diğer ülkenin telgraf ağında “yoluna devam ediyordu”. Bu yöntem bilgi akışının hızını belirgin derecede düşürmekteydi.
Benzeri zorluklar askeri haberleşmede de söz konusuydu. Telli haberleşmenin “hatlar” üzerinden yapılması, bu hatların da genellikle tren hatları ve benzeri sabit altyapıların güzergâhını izlemesi nedeniyle, ancak “sabit noktalar arasında” haberleşme yapılabiliyordu. Muhabereci personel tarafından sahra şartlarında döşenen tel hatlarla yapılan haberleşme ise ancak sabit noktaları irtibatlandırılıyordu, menzili kısaydı ve hatların düşman tarafından kesintiye uğratılması halinde hiçbir işe yaramıyordu. Savaş şartlarında hat döşemek ise son derece riskliydi. Sonuç olarak “seyyar taktik haberleşme” sorunu yine haberci, semafor v.b. zorlu ve kısıtlı yöntemlerle yürütülüyordu.
“Regülasyon” Kavramının Doğuşu
Sivil haberleşmede zorlukları aşmak için ulusal girişimler gündeme geldiğinde ilk evrede ikili antlaşmalar dönemi başladı. Çözümü kolaylaştırmak için ikili antlaşmaların yanında yöresel antlaşmalar yöntemine de başvuruldu. 1864 yılına gelindiğinde birçok yöresel antlaşma imzalanarak yürürlüğe girmişti.
Telgraf ağlarının hızla gelişmesi, 20 Avrupa ülkesinin ortak bir çerçeve oluşturmasını zorunlu kıldı. Uluslararası bağlantı ile hizmet tarifelendirme ve muhasebeleştirilmesi konularını kapsayan iki buçuk aylık zorlu bir konferans sürecinden sonra, 17 Mayıs 1865 tarihinde Paris’te 20 katılımcı ülke tarafından “Birinci Uluslararası Telgraf Antlaşması” imzalandı. Atılan bu önemli adımla birlikte antlaşmanın bütünleyici eklerini çalıştırmak amacıyla “Uluslararası Telgraf Birliği” (International Telegraph Union-ITU) isimli örgüt kuruldu. Bu tarihten bugüne dek geçen 135 yılı aşkın süreçte ITU’nun kurulmasını gerektiren koşullar değişmediği gibi bu yapılanmanın amaçları da temel olarak değişmedi.
Evrimsel Aşamalar ve Telsiz Çağı
1876 yılında telefonun patent altına alınması ve hızla kullanım alanı bulması üzerine ITU, 1885 yılında bu konuda da uluslararası düzenlemeler yapmaya başladı. Ancak bu haberleşme de “telli telgraf haberleşmesi” yönteminin tüm sınırlamalarına sahipti. Yaşanan ikinci önemli aşama ise telsizin keşfi ile “start aldı”.
Telsiz haberleşmesinin ilk kez kim tarafından gerçekleştirildiği konusunda yoğun tartışmalar yapılsa da genel kabul Nikola Tesla tarafından gerçekleştirildiği yönündedir. Ancak bu tartışmalarda dile getirilen ilginç bir husus, Roberto Landell de Moura (1861-1928) isimli Brezilyalı bir papazın, 1893 yılında ilk kez telsiz ses haberleşmesini 8 km bir mesafede gerçekleştirdiğini ve bu nedenle de dünyadaki ilk amatör telsizci sıfatına layık olduğu yönündeki saptamadır. de Moura’nın ABD’de üç tane patent aldığı da ifade edilmektedir.(1)
Telsizin genel anlamda kullanım bulması ise 1896 yılında aynı çalışmaları yürüten Marconi’nin, 1901 yılında ilk denizaşırı haberleşmeyi gerçekleştirmesi sonrasına rastlar. “Telsizi keşfeden ilk kişi” konusunda tartışmalar sürse bile, Marconi’nin “telsizin ticari anlamda yaygın kullanımının yolunu açan kişi” olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.
Bu devrim niteliğindeki keşfin ilk dönemlerinde en yoğun kullanım alanı deniz haberleşmesi oldu. Dönemin en önemli kıtalararası ulaşım aracının gemiler olması ve uzun süren seferler sırasında yaşanabilecek sorunlarda hiçbir haberleşme, yani yardım isteme olanağına sahip olmamaları, telsiz haberleşmesinin bu denli yoğun ilgiyi neden özellikle deniz haberleşmesi alanında gördüğünü kolaylıkla izah etmeye yeterli olacaktır. Kısacası, telsizin ilk ve en birincil sivil kullanımı; acil durumlarda can ve mal emniyetinin sağlanmasına yönelik oldu.
Telsiz haberleşmesi, askeri haberleşme açısından da çok büyük bir devrimdi. Zira artık haberleşme demiryolu ve benzeri altyapıların güzergâhı boyunca sınırlı kalmayacaktı ve “taktik haberleşme” olanağı doğmuştu. Ancak, telsiz haberleşmesinin getirdiği bir sorun vardı: “Havaya çıkan her bilginin, bir alıcıya sahip olan herhangi biri tarafından dinlenebileceği” fark edilmişti. Bu nedenle “kripto” konusuna özel önem verilmesi bir zorunluluk oldu.
Amatör Telsizcilik Kavramının Doğuşu ve İdari Düzenlemeler
Dünyanın birçok köşesinde çok sayıda meraklıyı telsiz haberleşmesi konusunda deneysel çalışmalar yapmaya yönelten en önemli etkenlerden biri; Marconi’nin çalışmalarının uyandırdığı yankı oldu. Telsiz haberleşmesi yoluyla dünyanın her yeri ile iletişim kurabilmenin büyüsü, bu kişileri herhangi bir ticari amaç taşımayan çalışmalara sevk eden esas neden idi. Telsiz haberleşmesinin en önemli keşiflerine de imza atan meraklılar, anılan süreçte yaşanan bazı acil durumlarda önemli haberleşme hizmetleri de verdiler.
İlk evrede herhangi bir kural ve düzenleme olmaksızın, yani uluslararası koordinasyon ve standarttan bağımsız yürütülen telsiz haberleşmesinin, haberleşme yoğunluğunun giderek artması ve telsiz haberleşmesinin deniz dışında da kullanım bulmaya başlaması üzerine bir standarda oturtulması zorunluluğu doğdu. 1903 yılında düzenlenen ilk “Radyotelgraf Hazırlık Konferansı” sırasında uluslararası düzenleme çalışmalarının başlamasına karar verilmesinin ardından İngiltere, 1905 yılında “lisans”, “çağrı işareti” ve “amatör telsizcilik” kavramlarını mevzuatına aldı. 1906 yılında Berlin’de gerçekleştirilen ilk “Uluslararası Radyotelgraf Konferansı” sonrasında ise ilk “uluslararası radyotelgraf antlaşması” imzalanarak telsiz telgraf konusundaki ilk yasal çerçeve düzenlemeler yürürlüğe sokuldu. Bu düzenlemeler, daha sonraki sayısız konferansta revizyona uğrayarak veya ilaveler kazanarak bugüne dek varlığını sürdürecek olan “Radio Regulations-RR” isimli temel düzenlemelerin ilk evresini teşkil edecekti. 1912 yılına gelindiğinde ilk “Frekans Tahsis Tablosu” (Table of Frequency Allocations) yayımlandı. 18 Nisan 1925 tarihinde Paris’te kurulan “Uluslararası Amatör Telsizciler Birliği” (International Amateur Radio Union-IARU), artık dünya ülkelerindeki “ulusal amatör telsiz dernekleri”nin çatı organizasyonu görevini üstlenmişti.
1927 yılında düzenlenen ITU konferansında ise frekans planlaması gündeme ilk kez geldi. Bu planlama; değişik “servis”ler tanımlanarak bunlara frekans bantları tahsis edilmesi ve böylece giderek artan haberleşme hacminin getirdiği sorunların giderilerek her servisin gereksinmelerinin karşılanmasını hedefliyordu. ITU bu konferansta, meraklı ve araştırmacı bireylerin gerek teknolojiye yaptıkları katkı ve gerekse acil durumlarda sağladıkları faydaları göz önüne alarak; herhangi bir ticari amaç taşımadan telsiz haberleşmesi konusunda çalışan kişileri “Amatör Telsiz Servisi” adındaki bir haberleşme servisi bünyesinde tanımlama, frekans bantları tahsis etme ve böylece koordine etme kararı aldı. Bu kararda, “amatör servis”in diğer servislerle eşdeğer bir konumda olduğu da vurgulanıyordu. ITU tarafından kabul edilen tarife göre; “bireylerin kendilerini haberleşme ve haberleşme tekniği konusunda yetiştirmelerine yönelik, ticari olmayan ve deneysel haberleşme etkinliği” olarak tanımlanan bu çalışmalara “Amatör Telsizcilik”, bu çalışmalarla ilgili haberleşme servisine de “Amatör Telsiz Servisi” adı verildi.
1932 yılındaki Madrid Konferansı’nda; 1865 tarihli “Uluslararası Telgraf Antlaşması” ve 1906 tarihli “Uluslararası Radyotelgraf Antlaşması”nın, ortak bir platform olan “Uluslararası Telekomünikasyon Antlaşması” adı altında birleştirilmesi ve ITU’nun adının da “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği” olarak değiştirilmesi kararı alındı ve bu yeni isim 1 Ocak 1934 tarihinde yürürlüğe girdi. Böylece telli ve telsiz her türlü haberleşmenin tek bir kurum tarafından düzenlenmesi evresine ilk adım atılmış oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ilk ITU konferansı 1947 yılında ABD’nin Atlantic City kentinde toplanarak, kurumu modernleştirme ve geliştirme yönündeki ilk adımlar atıldı. Yeni kurulan Birleşmiş Milletler (BM) örgütü ile yapılan bir anlaşmayla birlikte ITU, 15 Ekim 1947 tarihinde BM’nin bir “uzman kuruluşu” statüsünü aldı ve ITU’nun genel merkezi Bern’den Cenevre’ye taşındı. Eşzamanlı olarak 1912 yılında başlatılan “Frekans Tahsis Tablosu” mekanizmasının da zorunlu hale getirilmesi kararlaştırıldı.
İlk dönemlerde ticari haberleşme, elektromanyetik spektrumun LF (uzun dalga) ve kısmen de MF (orta dalga) bölümünde yürütülüyordu. HF (kısa dalga)’ye ise “işe yaramaz” gözüyle bakıldığı için burası amatör telsizcilik faaliyetlerine bırakılmıştı. Amatör telsizcilerin spektrumun HF dilimindeki faaliyetlerinin sonucunda “propagasyon” (yayılım) kavramının gündeme gelmesi ve HF’nin özellikle kıtalararası haberleşmede eşsiz olanaklar yarattığının anlaşılması üzerine, çok sayıda frekans amatör servisten alınarak diğer servislere tahsis edildi. Daha sonraki yıllarda spektrumun VHF, UHF, SHF ve EHF (çok kısa dalga ve mikrodalga) dilimlerinde de benzeri gelişmelerin gözlemlenmesi, amatör telsizcilerce yapılan her keşfin ticari tahsisleri genişletmesine yol açtı. Ancak her zaman için spektrumun her bölümünde amatör servis için tahsisli bölgeler bırakılarak bu servisin araştırma-geliştirme geleneğini devam ettirmesine de olanak sağlandı.
Ülkemizde Haberleşme
Osmanlı döneminde oldukça gelişmiş bir telgraf altyapısına sahip olsak ve Cumhuriyet döneminde bu altyapı daha da geliştirmiş olsak bile gerçek anlamda haberleşme teknolojisinin nimetlerine oldukça geç kavuştuk. Makalemizin ana eksenini oluşturan telsiz haberleşmesi incelendiğinde, bu “rötar” çok daha belirginleşmekte, yitirilen birçok olanak çok daha kolay görülmektedir.
Ülkemizde telsiz haberleşmesi konusunda yapılan ilk düzenleme, 3222 sayılı “Telsiz Kanunu”dur. 1937 yılında kabul edilen ve 1983 yılına dek değişmeyen bu yasa ile “telsiz neşriyat” izne bağlanmaktaydı. Kabul tarihinin dünyada büyük bir krizin geliştiği bir döneme rastlaması, “izin” prosedürünün çalıştırılmasındaki “isteksiz” yaklaşımı bir ölçüde izah etse de bu “isteksizlik”, Nijat ORKUŞ tarafından 1936-1937 döneminde Eskişehir Hava Harp Okulunda gerçekleştirilen amatör telsiz çalışmalarının sona ermesi sonucunu doğurduğu gibi, telsizin “sivil sektörde” kullanılmasını da uzun yıllar için olanaksız kıldı. Nijat ORKUŞ tarafından gerçekleştirilen bu çalışmalar, ülkemizde bilinen ilk amatör telsiz çalışmalarıdır ve Atatürk tarafından da taltif edilmiştir. Bu çalışmaların Hava Harp Okulu’nda yapılmış olması da son derece ilginç ve önemli bir göstergedir.
3222 sayılı yasanın sonucunda ülkemizde telsizin “sivil” sektörde kullanımı MİT, Orman Teşkilatı, az sayıda itfaiye, İETT, kolluk kuvvetleri, gemiler ve havacılık sektörü gibi az sayıda örnekle sınırlı kaldı. Belediyelerin telsiz kullanma olanağına kavuşması ise ancak 1977 yılında mümkün oldu.
Ülkemizde amatör telsizcilik çalışmaları ise çok ilginç bir gelişim süreci yaşadı. 1950 yılında Ord. Prof. Dr. Bedri KARAFAKİOĞLU önderliğindeki bir grup bilimadamı tarafından kurulan “Türkiye Radyo Amatörleri Derneği-TRAD”, yayınladığı bir deklarasyonla TBMM’yi telsiz yasasını değiştirmeye ve amatör telsizciliğe izin vermeye çağırdı. Bu girişimin esin kaynağı ise Marshall Yardımı için ülkemizde bulunan üst düzey ABD subayları ile yapılan görüşmelerdi. Herhangi bir olumlu ve somut bir yanıt alınamaması nedeniyle, bu girişimin ömrü çok kısa oldu ve TRAD 1951 yılında feshedildi.
Ülkemizde kurulan ikinci amatör telsiz yapılanması olan ve 1962 yılında kurulan TRAC ise halen varlığını sürdürüyor. 1983 yılında yasal nedenlerle adını “Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti” olarak değiştiren bu gönüllü kuruluş, halen ülke çapında 48 şubesiyle hizmet veriyor. 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünü alan TRAC, 1964-1986 yılları arasında yayımladığı “TRAC Mecmuası” isimli dergi aracılığıyla binlerce kişinin elektronikle tanışmasını ve aynı dönemde yaygın şekilde verdiği kurslarla da çok sayıda kişinin kendini elektronik ve haberleşme konusunda yetiştirmesini sağladı. Bu kişiler arasından yetişen öğretim görevlileri ve çok sayıda meslek uzmanının ülkemiz bilim yaşamı ile ekonomisine sağladığı katkılar yadsınamaz.
Anılan dönemde 3222 sayılı yasa nedeniyle TRAC’ın kurumsal şekilde amatör telsiz faaliyetlerinde bulunması mümkün olmasa da, eğittiği kişilerden bir bölümünün bireysel olarak amatör telsizcilik faaliyetinde bulunduğu bilinmektedir. Bu faaliyetleri yaygınlaştırmayı hedefleyen TRAC, 1964 ve 1966 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı ve Elektrik Mühendisleri Odası ile işbirliği yaparak bir telsiz yasası taslağı hazırlamış ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından TBMM’ye iletilen taslaklar ilgili TBMM Komisyonu tarafından ele alınarak Genel Kurul’a iletilmiş olsa da bu taslaklar gündeme alınmadı.
3222 sayılı yasa döneminin ilginç bazı yansımaları Radyo/TV yayıncılığı alanında da görüldü. Meslek liselerine düşük güçlü kısa dalga bandı radyolar kurulması olanağı tanınması, bu ilginç uygulamalar arasında sayılabilir. İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından ilk FM radyo yayını ve TV yayınının gerçekleştirilmiş olması da bu örnekler arasında gösterilebilir.
Türk Telsizciliği Gelişmeye Başlıyor
Bu dönemde, ülkemizin elektronik sektöründe faaliyet gösteren kuruluş sayısının çok az olması da dikkat çekicidir. Telsiz imalatına yönelik çalışmalar “atölye” düzeyinin ötesine geçemez. İmalatçılar arasında “Hilkat Bolulu Müessesesi” ön plana çıkarken, 1977 yılında Belediyelere telsiz sistemi kurma izni verilmeye başlanmasıyla “Teknim” ile “Elsa” isimli iki kuruluş daha üretime başlar. Buradan da anlaşılacağı üzere, telsiz kullanımına izin verilmesiyle elektronik sektöründe bir hareketlenme görülür.
Bu örnekler, telsiz yasasının “izin” prosedürünün oldukça geç devreye sokulmasının, ülkemizdeki teknolojik gelişimi engellediğinin de bir göstergesidir. Teknim ve Elsa, mütevazı da olsa, elektronik sektöründe gerçek ARGE düzenini oluşturan nadir örnekler arasında yer alırlar. Her iki kuruluş da zaman içinde “özgün tasarıma dayalı üretim” aşamasına gelmiş olsa da piyasanın “darlığı” nedeniyle telsiz üretimini büyütememiş ve 1983 yılında 3222 sayılı yasanın değiştirilmesinden sonra başlayan ithalat baskısına boyun eğerek üretimlerini sona erdirmişlerdir.
Kıbrıs Harekâtı ve beraberinde getirdiği ambargonun Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haberleşme teçhizatı teminini zorlaştırması üzerine, ülkemizde üretim konusunda arayışlar başladı. Bu doğrultudaki ilk girişim ise 1976 yılında Denizli’de kurulan “Bir Emek” isimli şirket oldu. Almanya’da çalışan Türk vatandaşlarının sermayeleri ile kurulan çok ortaklı bu “İşçi Şirketi” ise henüz yürürlükte olan 3222 sayılı yasa ve bazı iç sorunları nedeniyle başarılı olamadı. Bir süre televizyon üreten şirket, 24 Ocak 1980 devalüasyonunun getirdiği finansman sıkıntıları sonucunda kapandı.
Bir Emek deneyiminden sonra 80’li yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sergilediği güçlü inisiyatif neticesinde ASELSAN kuruldu ve Türkiye’nin savunma gereksinmeleri ekseninde gelişti. Ülkemizin ARGE bağlamında en güçlü kuruluşları arasında yer alan ASELSAN, gerçek anlamda bir “Milli Üretici”dir.
Telefon haberleşmesi bağlamındaki milli üretime gelince… Bu çalışmalar uzun bir süre için “PTT-Arla”, Netaş ve Teletaş isimli kuruluşlar tarafından gerçekleştirildi. Bu kuruluşlar da “özgün tasarıma dayalı üretim” seviyesine geldi, ancak ilk özelleştirme sürecinde PTT-Arla kapatıldı. Netaş ve Teletaş ise hakim yabancı ortağın yönetimine girmesi sonrasında faaliyetlerini sürdürdü.
Türkiye Atağa Kalkıyor
Ülkemizin telekomünikasyon bağlamında ciddi bir atağa geçişi ise 1980 sonrasında oldu. Telefon ağına planlı yatırımların yapılmasıyla başlayan modernleşme hamlesi bu dönemde gerçekleşti. Otomatik şehirlerarası telefon olanağına kavuşulan bu dönemde, sanayileşme ve ekonomik kalkınmanın ülke çapına yaygınlaşmasının önündeki en önemli engel olan haberleşme sorunu da giderilmeye başladı. Türksat uydularının hizmete alınması ile belirginleşen ve bugüne dek süregelen bu süreçte NMT mobil şebekenin işletime alınması, İnternet erişimlerinin yaygınlaşması ve hızlanması, ayrıca GSM şebekesinin kurulması en önemli gelişmeler oldu. Ancak, nitelikli insan kaynağı oluşturulması açısından sorun yaşayan sektörde, az sayıdaki örnek dışında ARGE bağlamında kayda değer yapılanmaların olmadığı da gözlemlenebilir. Yazılım sektörü ise son dönemde hızlı bir yükselişe geçti.
1980 sonrasında, 12 Eylül yönetiminin kararlı tutumu sonucunda, 1983 yılında 3222 sayılı yasanın yerine 2813 sayılı yasa kabul edildi. Yasada amatör telsizcilik kavramı ismen yer alması ise ülkemizde telsiz haberleşmesinin önünü açtı. Amatör telsizciliğe yasada yer verilerek geleceğinin güvenceye kavuşturulmasının gerekçesi ise ilgili Meclis komisyonunda “bu haberleşme servisinin olağanüstü hallerde sağladığı önemli hizmet” olarak ifade edildi. Nitekim yasanın ve ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girmesi sonrasında TRAC, afet haberleşmesi konusunda 1986 yılında kararlı girişimler başlattı. İlk “saha çalışmasını” 1989 yılında İstanbul Üsküdar Sivil Savunma Tatbikatı’nda gerçekleştiren TRAC, 1958 yılında yürürlüğe giren “Sivil Müdafaa Kanunu”nun gönüllü katılımla ilgili 11. maddesinin de ilk kez uygulanmasını sağladı. 1985 yılı ve sonrasında amatör telsizcilik çalışması yapan başka dernekler kurulmuş olsa da bunlar TRAC’ın aksine yerel nitelikli oldu.
______________________________________________________________________________________________
Dipnot (1) (Alda S. Niemeyer,H. Marhoff, I.König-CQ-DL 1/2004)
RESMİN ÜZERİNE TIKLADIĞINIZDA HABERİN DERGİMİZDEKİ BASILI HALİNİ PDF DÖKÜMANI OLARAK GÖREBİLİRSİNİZ...
Bu yazının İkinci bölümü "Sivil Acil Durumlarda Haberleşme" makalesi olarak yayınlanmıştır.
Bu haber 19269 defa okunmuştur.

Haberleşme I Sayfa 1 ve 2
Haberleşme I Sayfa 3 ve 4
Haberleşme I Sayfa 5 ve 6